Hekimhanlı Osman Yıldırım (Resmi Site)
Hekimhanlı Osman Yıldırım (Resmi Site)
Bu sayfada Hekimhanlı Osman Yıldırım'ın günlük düşüncelerini, yaşadıklarını ve hayata dair yazılarını bulabilirsiniz. Her gün yeni bir "Osman Yazıyor" yazısı eklenmektedir. Okuduğunuz ve bana destek olduğunuz için teşekkür ederim.
Bazı tarihler vardır; takvimde sıradan bir gün gibi görünür ama toplumun hafızasında derin bir iz bırakır. 10 Ekim de Türkiye’nin yakın tarihinde böyle bir tarihtir.
10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde, emek, barış ve demokrasi amacıyla düzenlenen miting öncesinde bombalı saldırı gerçekleştirildi. Çok sayıda insan hayatını kaybetti, yüzlerce insan yaralandı. Bugün, aradan 11 yıl geçmesine rağmen, o gün yaşanan acıyı ve geride kalan ailelerin kayıplarını hatırlıyoruz. <Cite refs={["turn609464news9"]}/>
Bir insanın hayatı yalnızca kendisinden ibaret değildir. Her insanın ailesi, sevdikleri, hayalleri ve geleceğe dair planları vardır. Bir insanı kaybetmek, aynı zamanda onunla birlikte kurulması beklenen nice hayalin de yarım kalması demektir.
Bu nedenle geçmişte yaşanan acıları yalnızca yıldönümlerinde hatırlayıp sonra unutmak istemiyorum. Hatırlamak, kaybedilen insanların isimlerini anmanın yanında, böyle acıların bir daha yaşanmaması için sorumluluk almak anlamına da gelmelidir.
Bence barış, yalnızca büyük toplantılarda konuşulan bir kelime değildir. Barış; insanların korkmadan yaşayabilmesi, düşüncelerini ifade edebilmesi, farklılıkları nedeniyle düşmanlaştırılmaması ve yarınlarına güvenle bakabilmesidir.
Bir ülkede insanların birbirini dinlemesi, sorunlarını konuşarak çözmeye çalışması ve insan hayatını her şeyin üzerinde tutması çok önemlidir. Çünkü öfke büyüdüğünde, insanlar birbirini anlamayı bıraktığında ve farklı düşünceler düşmanlık sebebi hâline geldiğinde toplumun tamamı zarar görür.
Hiçbir siyasi görüş, düşünce veya anlaşmazlık insan hayatından daha değerli değildir. İnsanların güven içinde yaşaması, ailelerin sevdiklerine kavuşması ve çocukların korkusuz bir geleceğe hazırlanması hepimizin ortak dileği olmalıdır.
Bir acının ardından geride kalan insanların beklentisi yalnızca başsağlığı sözleri değildir. Gerçeklerin ortaya çıkmasını, sorumlulukların açıklığa kavuşmasını ve adaletin sağlanmasını isterler.
Adalet duygusu, toplumun devlete ve kurumlara duyduğu güven açısından da önemlidir. İnsanlar yaşanan olayların aydınlatıldığını ve sorumluların hukuk çerçevesinde hesap verdiğini görmek ister. Bu beklenti, yalnızca geçmiş için değil, gelecekte benzer acıların önlenmesi için de önem taşır.
Adalet talep etmek, geçmişte yaşananları sürekli bir çatışma konusu hâline getirmek demek değildir. Tam tersine, gerçeklerle yüzleşerek daha güvenli ve daha huzurlu bir gelecek kurmaya çalışmaktır.
Ben, insanların birbirine düşman olmak yerine birbirini anlamaya çalıştığı bir Türkiye istiyorum. Farklı düşüncelere sahip insanların ortak değerlerde buluşabildiği, insan hayatının korunduğu ve adaletin herkes için geçerli olduğu bir ülke hayal ediyorum.
Bu hayalin gerçekleşmesi yalnızca siyasetçilerin veya kurumların sorumluluğu değildir. Hepimizin konuşurken kullandığı dilin, başkalarına gösterdiği saygının ve farklılıklara yaklaşımının da önemi vardır.
Birbirimizi dinlemek, acıları küçümsememek ve kayıplar üzerinden insanları birbirine düşürmemek zorundayız. Çünkü toplum olmak, yalnızca aynı ülkede yaşamak değildir; birbirimizin insanlığını kabul etmek ve ortak geleceğimiz için sorumluluk taşımaktır.
10 Ekim’i anarken hayatını kaybeden insanları saygıyla hatırlıyorum. Geride kalan ailelerin acısını paylaşıyor, ülkemizde ve dünyada barışın, adaletin ve insan hayatına duyulan saygının güçlenmesini diliyorum.
Geçmişi değiştiremeyiz. Ancak geçmişten ne öğrendiğimiz, geleceği nasıl kuracağımızı etkiler.
Unutmayalım: Barış bir zayıflık değil, insan hayatını koruma iradesidir. Adalet ise yalnızca geçmişin hesabı değil, geleceğe duyulan güvenin temelidir.
Daha huzurlu bir Türkiye için insan hayatını, barışı ve adaleti her zaman savunmalıyız.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bir toplumun ne kadar geliştiğini anlamak için yalnızca yollarına, binalarına, teknolojisine ya da ekonomik gücüne bakmak yeterli değildir. O toplumda yaşayan insanların kendilerini geliştirebilmek için ne kadar fırsata sahip olduğuna da bakmak gerekir.
Çünkü her insanın bir hayali, öğrenmek istediği şeyler ve ortaya koyabileceği bir yeteneği vardır. Ancak herkes hayallerine aynı şartlarda ulaşamıyor. Kimi imkânlara kolayca erişirken kimi daha yolun başında engellerle karşılaşıyor. İşte bu noktada fırsat eşitliği meselesi ortaya çıkıyor.
Fırsat eşitliği, herkese aynı sözleri söylemekten ibaret değildir. İnsanların içinde bulunduğu şartları dikkate almak ve ihtiyaç duydukları desteği sağlayabilmektir. Bir kapının herkese açık olduğunu söylemek önemlidir; fakat o kapıdan herkesin gerçekten geçebilmesini sağlamak daha da önemlidir.
Ben de hayatım boyunca öğrenmenin ve kendini geliştirmenin ne kadar önemli olduğunu düşündüm. Örgün eğitim hayatım olmadı. Buna rağmen öğrenmekten, yazmaktan ve düşüncelerimi insanlarla paylaşmaktan vazgeçmedim. Kendi imkânlarımla kendimi geliştirmeye, dijital dünyada üretmeye ve sesimi duyurmaya çalıştım.
Bunları kendimi başkalarıyla karşılaştırmak için anlatmıyorum. Anlatmak istediğim şu: Bir insanın eğitim geçmişi, fiziksel şartları veya hayata başladığı nokta, onun öğrenme isteğinin ve düşüncelerinin değerini belirlememeli.
Bazen insanlar bir kişinin neleri yapamadığına odaklanıyor. Oysa bence asıl sorulması gereken soru şudur: O kişinin neler yapabileceğini ortaya çıkarabilmesi için hangi imkânlar sağlanıyor?
Bir insanın yeteneği olabilir ama ona uygun eğitim sunulmayabilir. Öğrenmek isteyebilir ama gerekli araçlara ulaşamayabilir. Çalışmak ve üretmek isteyebilir ama erişilebilir olmayan sistemler yüzünden geride kalabilir. Böyle durumlarda yalnızca kişiden daha fazla çaba göstermesini beklemek yeterli değildir. Kurumların, eğitim sisteminin ve toplumun da sorumluluk alması gerekir.
9 Ekim 2026'da yayımlanan bir habere göre, engelli adaylara çevrim içi mesleki eğitim ve sertifikasyon imkânı sunmayı hedefleyen Kapsayıcı Sigorta Platformu başvuruları kabul etmeye başladı. Program kapsamında temel sigortacılık bilgileri, Microsoft Office ve mesleki beceriler üzerine eğitimlerin yanı sıra teknik personel yeterlilik sınavına hazırlık desteği de planlanıyor. Amaçlardan biri, engelli bireylerin istihdam olanaklarını ve sürdürülebilir kariyer fırsatlarını artırmak.
Böyle girişimleri önemli buluyorum. Çünkü bir insana yalnızca moral vermekle kalmayıp öğrenebileceği, kendini geliştirebileceği ve mesleki bir yol çizebileceği imkânlar sunmak gerekir.
Elbette tek bir proje bütün sorunları çözemez. Ancak doğru yönde atılan her adım, daha kapsayıcı bir toplum için değer taşır. Önemli olan bu tür fırsatların devam etmesi, farklı alanlara yayılması ve gerçekten ihtiyacı olan insanlara ulaşmasıdır.
Bir eğitim programı çevrim içi olabilir; fakat kullanılan platform erişilebilir değilse fırsat herkes için eşit değildir. Bir iş ilanında herkese başvuru hakkı tanınabilir; fakat işe alım süreci engelli adayların ihtiyaçlarını dikkate almıyorsa eşitlik kâğıt üzerinde kalabilir. Bir okulda eğitim verilebilir; ancak öğrencinin kullanabileceği materyaller ve destek araçları yoksa öğrenme hakkı tam anlamıyla karşılanmış olmaz.
Fırsat eşitliği, yalnızca başvuru yapabilmek değil; başvurudan başlayarak eğitime, gelişime ve çalışma hayatına kadar uzanan yolda gerçekten var olabilmektir.
Bugün teknoloji, öğrenme ve üretme konusunda çok önemli kapılar açıyor. İnternet sayesinde insanlar bilgiye ulaşabiliyor, yeni beceriler öğrenebiliyor ve düşüncelerini geniş kitlelerle paylaşabiliyor.
Ancak teknolojiye sahip olmak tek başına yeterli değil. Kullanılan araçların farklı ihtiyaçlara uygun olması, dijital içeriklerin erişilebilir hazırlanması ve insanlara gerekli desteğin sunulması da gerekiyor.
Bir insanın fiziksel şartları farklı olabilir. Bu, onun düşünemeyeceği, öğrenemeyeceği veya üretemeyeceği anlamına gelmez. Bazen yapılması gereken, herkesi aynı yönteme uymaya zorlamak yerine farklı yöntemlerin de önünü açmaktır.
Bence çağdaş bir toplumun görevi insanları tek bir kalıba sokmak değil, her insanın kendi yeteneklerini geliştirebileceği yolları çoğaltmaktır.
Engelli bireylerden söz edildiğinde çoğu zaman yardıma, bakıma ve yaşadıkları zorluklara odaklanılıyor. Bunlar elbette konuşulması gereken konular. Fakat eğitim, meslek edinme, üretme, karar verme ve toplumsal hayata katılma hakları da aynı ciddiyetle ele alınmalı.
Engelli bir insanın da hedefleri, fikirleri ve geleceğe ilişkin planları vardır. Herkes gibi onun da kendini geliştirmeye, yeni şeyler öğrenmeye ve yaptığı işlerle değer üretmeye ihtiyacı olabilir.
Bu nedenle insanlara yalnızca neye ihtiyaç duyduklarını sormakla yetinmemeliyiz. Ne yapmak istediklerini, hangi yeteneklere sahip olduklarını ve hedeflerine ulaşmaları için hangi engellerin kaldırılması gerektiğini de sormalıyız.
Bazen küçük görünen bir düzenleme, bir insanın hayatında büyük bir değişim yaratabilir. Erişilebilir bir eğitim materyali, uygun bir teknoloji, anlayışlı bir öğretmen veya gerçek bir mesleki fırsat, bir insanın önünde yeni bir yol açabilir.
Ben, insanların imkânları olmadığı için hayallerinden vazgeçmek zorunda kalmadığı bir Türkiye istiyorum. Gençlerin öğrenmek istediklerinde karşılarında kapalı kapılar değil, ulaşabilecekleri fırsatlar bulmasını istiyorum. Engelli bireylerin de yetenekleriyle değerlendirilmesini, eğitim ve çalışma hayatında kendilerine gerçek bir yer bulabilmesini istiyorum.
Bunun için yalnızca güzel sözler söylemek yetmez. Eğitim kurumlarının, kamu kuruluşlarının, özel sektörün ve toplumun birlikte hareket etmesi gerekir. Sunulan fırsatların erişilebilir olup olmadığına bakılmalı, insanların karşılaştığı sorunlar dinlenmeli ve eksikler giderilmelidir.
Çünkü eşitlik, herkesin aynı koşullarda olduğunu varsaymak değildir. İnsanların farklı koşullarını görerek adil imkânlar oluşturmaktır.
Bugün bir gence sunulan eğitim fırsatı, yarın onun mesleğini bulmasına yardımcı olabilir. Bir engelli bireyin önündeki erişilebilirlik sorununun çözülmesi, onun bağımsızlığını ve üretime katılımını artırabilir. Bir insanın yeteneğinin fark edilmesi, yalnızca o insanın değil, toplumun da kazanması demektir.
Benim için asıl başarı, yalnızca birkaç kişinin zorlukları aşması değil; daha fazla insanın önündeki gereksiz engellerin kaldırılmasıdır.
Çünkü fırsat eşitliği bir lütuf değil, adil bir toplumun temel sorumluluklarından biridir.
Bir insanın önüne fırsat koymak önemlidir. O fırsata gerçekten ulaşabilmesini sağlamak ise en az onun kadar önemlidir.
Ben Osman Yıldırım olarak şuna inanıyorum: İnsanların potansiyelini ortaya çıkarmak istiyorsak önce onları dinlemeli, ihtiyaçlarını anlamalı ve yollarını açmalıyız. Kimse yalnızca şartları yüzünden hayallerinden uzak kalmamalı.
Fırsat eşitliği sözde değil, hayatın içinde olmalı.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün Türkiye'nin ekonomi gündemine baktığımda aklıma tek bir soru geliyor:
İnsan parasını nasıl koruyacak?
Çünkü artık sadece para kazanmak yetmiyor.
Kazandığın paranın ay sonunda ne kadar değer kaybettiği de önemli.
Bir insan maaşını aldığı gün seviniyor.
Ama birkaç hafta sonra markete girdiğinde aynı parayla daha az şey alabildiğini gördüğünde başka bir gerçekle karşılaşıyor.
İşte ekonomi benim için biraz da burada başlıyor.
Televizyonda milyarlarca liralık rakamlar konuşulabilir.
Dolar, euro, altın, borsa, faiz konuşulabilir.
Ama vatandaşın aklındaki soru çoğu zaman daha basit:
“Ben bu ay paramla ne kadar ihtiyaç karşılayabileceğim?”
Bugün açıklanan TÜİK verileri de paranın değerini koruma konusunun ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
Eylül ayında tüketici fiyatları aylık %1,84, yıllık ise %29,73 arttı.
Aynı dönemde yatırım araçlarının getirileri de birbirinden oldukça farklı oldu.
TÜİK verilerine göre eylülde tüketici fiyatlarıyla indirgendiğinde en yüksek aylık reel getiri %1,40 ile Devlet İç Borçlanma Senetlerinde gerçekleşti. BIST 100 ise %5,79 reel kayıpla en fazla kaybettiren yatırım aracı oldu.
Yıllık değerlendirmede ise külçe altın, TÜFE ile indirgendiğinde %5,30 reel getiriyle öne çıktı.
Ama ben bu rakamları okurken sadece yatırım yapan insanları düşünmüyorum.
Her ay maaşını, emekli aylığını veya gelirini bekleyen insanları düşünüyorum.
Çünkü herkesin yatırım yapacak büyük bir parası yok.
Herkes parasını farklı yatırım araçlarında değerlendiremiyor.
Bazı insanların bütün hesabı ay sonunu getirmek üzerine.
Elektrik faturası…
Su faturası…
Telefon faturası…
Market alışverişi…
Ev ihtiyaçları…
Ulaşım…
Bütün bunlar üst üste geldiğinde insanın elinde yatırım yapacak para kalmayabiliyor.
Hatta bazen insan yatırım yapmayı değil, sadece biraz para kenara koyabilmeyi başarı olarak görüyor.
Bence bunu da küçümsememek gerekiyor.
Çünkü günümüz Türkiye'sinde tasarruf edebilmek bile birçok insan için önemli bir hedef.
Bir insan her ay 500 lira, 1.000 lira veya imkânı ne kadarsa kenara koyabiliyorsa, aslında geleceği için küçük de olsa bir güvence oluşturmaya çalışıyor.
Ben de para konusunda en çok bunu düşünüyorum.
İnsan geleceğini düşünmek istiyor ama bugünü de yaşamak zorunda.
Bu ikisi arasında denge kurmak kolay değil.
Bir yandan ihtiyaçlarını karşılayacaksın.
Bir yandan beklenmedik bir masraf çıkarsa hazırlıklı olacaksın.
Bir yandan da geleceğe bir şey bırakmaya çalışacaksın.
İşte ekonomi haberlerini okurken benim baktığım yer burası.
Rakamların arkasındaki insan.
Çünkü %29,73 enflasyon dediğimiz zaman bunun gerçek hayattaki karşılığını da düşünmemiz gerekiyor.
Bir ürünün fiyatı arttığında bunu bir tablo üzerinde değil, market rafında görüyoruz.
Bir fatura yükseldiğinde bunu istatistik olarak değil, kendi bütçemizde hissediyoruz.
Bir şey almak istediğimizde “Geçen ay daha ucuzdu” dediğimizde ekonominin günlük hayattaki karşılığını anlıyoruz.
Bu yüzden benim dileğim sadece rakamların düşmesi değil.
İnsanların cebindeki paranın da daha fazla değer kazanması.
İnsanların alışveriş yaparken sürekli hesap yapmak zorunda kalmaması.
Bir ihtiyacını alırken günlerce düşünmemesi.
Kenara koyduğu paranın birkaç ay sonra değerinin erimesinden korkmaması.
Çünkü ekonomi sadece yatırımcıların, bankaların veya büyük şirketlerin konusu değil.
Ekonomi hepimizin hayatının içinde.
Ben bugün bu rakamları okurken bunu düşündüm.
Para kazanmak önemli.
Ama paranın değerini koruyabilmek de önemli.
Tasarruf etmek önemli.
Ama insanın temel ihtiyaçlarını rahatça karşılayabilmesi daha da önemli.
Türkiye'nin ekonomik gündemi değişmeye devam edecek.
Yeni veriler açıklanacak.
Yeni kararlar alınacak.
Yeni rakamlar konuşulacak.
Ben ise Osman Yazıyor olarak bu rakamların arkasındaki insanı görmeye devam etmek istiyorum.
Çünkü benim için ekonomi sadece sayı değildir.
Ekonomi, insanların hayatıdır.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün biraz Türkiye'ye bakalım.
Çünkü her gün yeni bir haber çıkıyor.
Bir gün siyaset konuşuluyor, başka bir gün ekonomi…
Bir gün döviz yükseliyor, başka bir gün altın konuşuluyor.
Televizyonu açıyoruz, telefonumuza bakıyoruz, haber sitelerine giriyoruz ve karşımıza sürekli yeni bir gündem çıkıyor.
Ama bütün bu haberlerin arasında benim en çok düşündüğüm şey şu:
Bütün bu değişiklikler vatandaşın günlük hayatını nasıl etkiliyor?
Çünkü rakamlar ekranda görünüyor.
Doların kaç lira olduğu yazıyor.
Euro'nun kaç lira olduğu yazıyor.
Altının fiyatı yazıyor.
Enflasyon oranları açıklanıyor.
Ama vatandaşın hayatında bunların karşılığı markette ortaya çıkıyor.
Bir ürünü almak istediğinde…
Bir faturayı öderken…
Bir ihtiyacını karşılamaya çalışırken…
İşte o zaman ekonomik gelişmelerin ne anlama geldiğini daha iyi anlıyoruz.
Bugün döviz piyasasında dolar yaklaşık 49,19 TL, euro ise 55,30 TL seviyelerinde güne başladı.
Altın tarafında da gram altın yaklaşık 6.558 TL seviyesinde işlem görüyordu.
Bunlar sadece rakam gibi görünebilir.
Ama rakamların arkasında insanların hayatı var.
Bir ailenin bütçesi var.
Bir emeklinin maaşı var.
Bir çalışanın aldığı ücret var.
Bir öğrencinin masrafı var.
Bir evin market alışverişi var.
Bu yüzden ekonomi konuşulurken sadece büyük rakamlara bakmamak gerektiğini düşünüyorum.
Ekonominin gerçek yüzü, insanların günlük hayatında görülüyor.
Bugün bir vatandaş markete girdiğinde ne kadar harcadığını hesaplıyor.
Bir ürünün fiyatını görünce geçen ayki fiyatını hatırlıyor.
Bir ihtiyacını hemen almak yerine “Biraz daha beklesem mi?” diye düşünüyor.
İşte benim için ekonomi biraz da bu.
Sadece televizyonlarda konuşulan rakamlar değil.
İnsanların alışveriş yaparken düşündüğü her kuruş.
Elbette ekonomik göstergelerde olumlu gelişmeler yaşanmasını hepimiz isteriz.
Enflasyonun düşmesini, fiyat artışlarının yavaşlamasını, insanların geleceğe daha güvenli bakabilmesini isteriz.
Ama bunun vatandaşın hayatında hissedilmesi de çok önemli.
Çünkü insanlar sadece “enflasyon düştü” cümlesini duymak istemiyor.
Aldığı ürünün fiyatının da daha ulaşılabilir olmasını istiyor.
Kirayı düşünmeden yaşamak istiyor.
Faturasını öderken zorlanmak istemiyor.
Markete girdiğinde her ürünü tek tek hesaplamak zorunda kalmak istemiyor.
Gelecek ayını düşünürken bugünden endişelenmek istemiyor.
Bence ekonomik başarı biraz da burada ölçülmeli.
İnsanların günlük hayatında ne kadar hissediliyor?
İnsanların cebinde ne kadar karşılık buluyor?
İnsanlar geleceğe ne kadar güvenle bakabiliyor?
Bugün Türkiye'nin gündemi yine yoğun.
Siyaset var.
Ekonomi var.
Dış politika var.
Teknoloji var.
Birçok farklı konu aynı anda konuşuluyor.
Ama ben bütün bu gündemin içinde vatandaşın sesinin de duyulmasını istiyorum.
Çünkü haberlerde gördüğümüz her rakamın arkasında bir insan var.
Bir ev var.
Bir aile var.
Bir hayat var.
Ben de Osman Yazıyor olarak sadece gördüğüm haberleri tekrar etmek istemiyorum.
Benim istediğim, o haberlerin insan hayatındaki karşılığını düşünmek.
Bugün ekonomi konuşuluyorsa, vatandaşın cebini düşünmek.
Yarın başka bir konu gündeme gelirse, onun da insanlara nasıl yansıdığını düşünmek.
Çünkü benim için yazmak sadece haber aktarmak değil.
Bir haberin arkasındaki insanı görebilmek.
Türkiye'de gündem değişmeye devam edecek.
Yeni rakamlar açıklanacak.
Yeni kararlar alınacak.
Yeni haberler çıkacak.
Ama benim dileğim çok basit:
İnsanların hayatı biraz daha kolaylaşsın.
Emek veren insanlar emeğinin karşılığını daha fazla hissedebilsin.
Aileler geleceğe daha güvenli bakabilsin.
Ve insanlar alışveriş yaparken sürekli hesap yapmak zorunda kalmasın.
Çünkü ekonomi sadece rakamlardan ibaret değil.
Ekonomi, insanların hayatıdır.
Ben bugün bunu yazmak istedim.
Yarın yine başka bir konuyu konuşuruz.
Ama bugün Türkiye'ye bakarken, rakamların arkasındaki insanları unutmayalım.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün benim için biraz farklı bir gün.
Çünkü yıllardır hayatımda olan bir şey artık yok.
Arka Sokaklar final yaptı.
Bunu yazarken bile insanın aklına tuhaf bir boşluk geliyor.
Çünkü ben Arka Sokaklar’ı sadece televizyonda açıp izlediğim bir dizi olarak görmedim.
Benim için onun bir zamanı vardı.
Bir akşamı vardı.
Bir bekleyişi vardı.
Televizyonun karşısına geçtiğimde açtığım, bölüm başladığında dikkatimi verdiğim, bölüm boyunca hikâyeyi takip ettiğim uzun akşamlar vardı.
Bazen günüm nasıl geçmiş olursa olsun, akşam olduğunda televizyonun karşısına geçip Arka Sokaklar’ı izlemek bana iyi geliyordu.
Bazen bölüm başlamadan önce ne olacağını merak ediyordum.
Bazen bir olayın nasıl sonuçlanacağını düşünüyordum.
Bazen de bölüm bittikten sonra aklımda sahneler kalıyordu.
Sonra televizyon kapanıyor, akşam devam ediyordu.
Ama ben biliyordum ki başka bir zaman yine Arka Sokaklar olacaktı.
İşte insanı en çok düşündüren şeylerden biri de bu.
Yıllarca “nasıl olsa yine izleyeceğim” diye düşündüğün bir şeyin artık olmayacak olması.
Ben yıllarca bu diziyi izledim.
Aynı karakterleri tekrar tekrar gördüm.
Bazı karakterlere alıştım.
Bazı hikâyeleri merak ettim.
Bölümler ilerledikçe dizinin dünyası da benim için tanıdık bir yere dönüştü.
Bir süre sonra karakterleri görünce kim olduklarını düşünmene bile gerek kalmıyor.
Çünkü yıllardır tanıyorsun.
Şimdi final oldu.
Ve ben bugün kendime gerçekten şu soruyu soruyorum:
“Peki şimdi akşam ne izleyeceğim?”
Bu soru benim için biraz komik, biraz da hüzünlü.
Çünkü yeni bir dizi bulabilirim.
Televizyonu açıp başka bir şey izleyebilirim.
Ama Arka Sokaklar’ın yerini hemen doldurabileceğimi düşünmüyorum.
Çünkü yeni izleyeceğim bir dizi, benim geçmişimdeki o akşamları geri getirmeyecek.
Arka Sokaklar'ı izlediğim yıllar geride kaldı.
O bölümler geride kaldı.
O bekleyişler geride kaldı.
Ama bende bıraktığı anılar kalacak.
Belki bir gün eski bir bölümünü yeniden açacağım.
Bir sahneyi görünce “Ben bunu yıllar önce izlemiştim” diyeceğim.
Belki o anda bugünkü duygumu da hatırlayacağım.
Çünkü bazı diziler sadece hikâyeleriyle değil, hayatımızın hangi döneminde izlediğimizle de hafızamızda yer ediyor.
Benim için Arka Sokaklar da böyle.
Yıllarca akşamlarıma eşlik etti.
Ben izledim.
Bölümler geçti.
Sezonlar geçti.
Yıllar geçti.
Ve şimdi final geldi.
Bana kalan ise sadece bir dizi değil.
Yıllarca televizyonun karşısında geçirdiğim akşamların hatırası.
O yüzden bugün biraz üzgünüm.
Ama bir yandan da şunu düşünüyorum:
Hayatta bazı şeyler sonsuza kadar devam etmiyor.
Bir gün bitiyorlar.
Biz de onlarla birlikte yeni bir döneme geçiyoruz.
Belki bundan sonra başka bir dizi bulacağım.
Belki başka bir hikâyeyi seveceğim.
Belki bazı akşamlar televizyon yerine başka şeylerle ilgileneceğim.
Ama Arka Sokaklar'ın bende bıraktığı yer değişmeyecek.
Çünkü ben onu sadece izlemedim.
Yıllarımın içinden geçerken ona eşlik ettim, o da benim akşamlarımdan geçti.
Şimdi ona veda ederken tek söyleyebileceğim şey:
Güle güle Arka Sokaklar.
Yıllarca akşamlarımda olduğun için teşekkür ederim.
Bir dizi bitti.
Ama benim o diziyi izlediğim yıllar bitmedi.
Onlar benim hafızamda kalacak.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bazen insanlar bir şeyi dışarıdan görür ve çok kolay olduğunu düşünür.
Bir yazı yazılır.
Bir mesaj gönderilir.
Bir araştırma yapılır.
Bir düşünce paylaşılır.
Bir hedef için küçük bir adım atılır.
Dışarıdan bakıldığında bunların hepsi çok sıradan görünebilir.
Ama bazen dışarıdan küçük görünen bir adımın arkasında, kimsenin görmediği büyük bir emek vardır.
Ben bunu kendi hayatımda çok iyi biliyorum.
Benim yaptığım bazı şeyler, başka bir insan için birkaç dakikada tamamlanabilecek işler olabilir.
Benim için ise daha fazla sabır, daha fazla dikkat ve kendime uygun bir yöntem bulmak gerekebilir.
Ama ben artık bunu bir eksiklik olarak görmek istemiyorum.
Çünkü her insanın hayatında farklı zorluklar var.
Benim yolum da kendime göre.
Önemli olan herkesin aynı şekilde ilerlemesi değil.
Önemli olan insanın kendi şartları içinde ilerlemeye devam etmesi.
Ben yazarken sadece ortaya çıkan yazıya bakmıyorum.
O yazının arkasında düşünmek var.
Araştırmak var.
Doğru kelimeyi bulmaya çalışmak var.
Bazen bir cümleyi yeniden kurmak var.
Bazen bir konuyu anlatabilmek için uzun uzun düşünmek var.
Ve bütün bunların sonunda ortaya çıkan birkaç paragraf, dışarıdan bakıldığında sadece bir yazı gibi görünebilir.
Ama benim için o yazının içinde zamanım, emeğim, sabrım ve düşüncelerim var.
Bu yüzden artık küçük adımları küçümsemiyorum.
Çünkü insan bazen büyük hedeflere tek seferde ulaşmıyor.
Bir yazı yazıyor.
Sonra başka bir yazı.
Bir gün bir kişi okuyor.
Başka bir gün daha fazla insan okuyor.
Birileri mesaj gönderiyor.
Birileri düşüncelerini paylaşıyor.
Sonra bir bakıyorsun, küçük küçük attığın adımlar birikmiş ve ortaya büyük bir yol çıkmış.
Benim “Osman Yazıyor” yolculuğum da böyle ilerliyor.
Her gün yeni bir konu düşünüyorum.
Kendi düşüncelerimi ortaya koyuyorum.
Bazen Türkiye gündemini, bazen ekonomiyi, bazen insan ilişkilerini, bazen de kendi yaşadıklarımı yazıyorum.
Ama konu ne olursa olsun, benim için değişmeyen bir şey var:
Üretmeye devam etmek.
Çünkü üretmek sadece büyük işler yapmak değildir.
Bazen bir cümle üretmektir.
Bazen bir fikir.
Bazen bir yazı.
Bazen bir hayal.
Bazen de kendine yeni bir hedef koymaktır.
İnsanların görmediği emek de değerlidir.
Kimsenin alkışlamadığı bir anda yaptığın çalışma da değerlidir.
Kimsenin bilmediği bir mücadele de değerlidir.
Çünkü bazı başarıların en önemli kısmı, insanlar seni fark etmeden önce verdiğin mücadeledir.
Ben bugün geldiğim noktaya sadece insanların beni fark etmesiyle gelmedim.
Önce kendime inanmam gerekti.
Sonra denemem gerekti.
Olmadığında yeniden düşünmem gerekti.
Ve devam etmem gerekti.
Bugün birileri yazılarımı okuyorsa, yaptığım çalışmaları görüyorsa, beni tanıyorsa bunun benim için ayrı bir anlamı var.
Çünkü ben biliyorum ki bu noktaya gelene kadar atılan hiçbir adım gerçekten küçük değildi.
Belki dışarıdan küçük göründü.
Ama benim için hepsinin bir anlamı vardı.
Bugün de önümde yeni bir gün var.
Yeni bir yazı var.
Yeni bir düşünce var.
Belki yeni bir hedef var.
Ve ben yine kendi hızımda ilerlemeye devam ediyorum.
Çünkü artık şunu çok iyi biliyorum:
Büyük değişimler, çoğu zaman kimsenin önemsemediği küçük adımlarla başlar.
Ben o küçük adımları atmaya devam edeceğim.
Çünkü benim hikâyem sadece bugün yaptıklarımdan oluşmuyor.
Bugün attığım her adım, yarın yazacağım hikâyenin bir parçası.
Vazgeçmek yok.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bazen bir insanı tanımak için sadece ona bakmak yetiyor sanıyoruz.
Dış görünüşüne bakıyoruz.
Neleri yapabildiğine veya neleri yapamadığına bakıyoruz.
Sonra da onun hakkında hemen bir fikir oluşturuyoruz.
Ama bence bir insanı gerçekten tanımak için önce onu dinlemek gerekiyor.
Çünkü dışarıdan gördüğümüz şey, bir insanın bütün hikâyesi değildir.
Benim hayatımda da bunun karşılığını çok gördüm.
Beni ilk kez gören bir insan belki önce engelimi fark ediyor.
Ama ben isterim ki orada kalmasın.
Beni sadece engelli bir insan olarak değil, düşünen, yazan, üreten ve hayalleri olan bir insan olarak da görsün.
Çünkü benim anlatacaklarım sadece engelimden ibaret değil.
Benim düşüncelerim var.
Merak ettiğim konular var.
Sevdiğim şeyler var.
Kızdığım, üzüldüğüm, mutlu olduğum olaylar var.
Üzerine düşündüğüm toplumsal meseleler var.
Yazmak istediğim yazılar var.
Bir gün yazmak istediğim bir kitap var.
Ve bütün bunların içinde benim kendi sesim var.
Son zamanlarda daha fazla insanın beni tanıması bana bunu bir kez daha düşündürdü.
Hakkımda haberler yapılıyor, insanlar yazılarımı okuyor, beni ziyarete gelenler oluyor. Bazen insanlar yaptıklarımı merak ediyor, bazen nasıl düşündüğümü öğrenmek istiyor.
Bunların hepsi benim için değerli.
Ama benim için en değerlisi şu:
İnsanların beni dinlemesi.
Çünkü insan dinlendiğinde kendisini anlatma fırsatı buluyor.
Kendini anlattığında da insanlar onun sadece görünen tarafını değil, içindeki dünyayı da tanımaya başlıyor.
Ben de yıllardır kendi dünyamı yazılarımla anlatmaya çalışıyorum.
Bazen bir ülke meselesini yazıyorum.
Bazen ekonomiyi konuşuyorum.
Bazen mahallemden bahsediyorum.
Bazen kendi hayatımdan bir şey anlatıyorum.
Bazen de sadece aklımdan geçen bir düşünceyi yazıya döküyorum.
Çünkü yazmak benim için sadece bir uğraş değil, kendimi ifade etme biçimim.
Ben insanların bana acımasını istemiyorum.
Ben insanların beni farklı görmesini de istemiyorum.
Ben sadece bana bir insan olarak bakılmasını istiyorum.
Beni tanımadan önce hakkımda karar vermek yerine, biraz dinleyin.
Ne düşündüğümü dinleyin.
Neler yapmak istediğimi dinleyin.
Neler ürettiğimi görün.
Hayallerimi öğrenin.
Belki o zaman benim hakkımda ilk düşündüğünüzden çok daha farklı bir insan olduğumu göreceksiniz.
Çünkü bir insanın hayatını sadece fiziksel durumuyla açıklayamazsınız.
Bir insanın asıl hikâyesi, zihninde taşıdığı düşüncelerde, kalbinde taşıdığı duygularda ve gerçekleştirmek istediği hayallerde saklıdır.
Ben de kendi hikâyemi anlatmaya devam edeceğim.
Bazen bir yazıyla, bazen bir haberle, bazen bir sohbetle…
Ve her yazdığımda kendimi biraz daha anlatacağım.
Çünkü benim söyleyeceklerim var.
Benim yazacaklarım var.
Benim hayallerim var.
Ve ben daha bitirmedim.
Beni sadece gördüğünüz kişi olarak değil, dinlediğinizde tanıyacağınız kişi olarak bilin.
Ben Osman.
Ve kendi hikâyemi kendim yazmaya devam ediyorum.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
İnsan bazen hayatında karşısına çıkan engellere bakıp kendine şu soruyu sorabiliyor:
“Ben bütün bunlara rağmen ne yapabilirim?”
Ben de bu soruyu hayatım boyunca zaman zaman düşündüm.
Çünkü benim için bazı şeyler başkalarına göre daha zor.
Bir insanın çok kolay yaptığı bir şeyi yapmak için benim daha fazla sabretmem, farklı bir yol bulmam ve daha fazla zaman ayırmam gerekebiliyor.
Ama yıllar içinde şunu öğrendim:
Bir şeyin zor olması, onun imkânsız olduğu anlamına gelmiyor.
Benim için üretmek de böyle.
Yazmak istediğim zaman sadece aklıma gelen cümleleri yazıp geçmiyorum. Önce ne anlatacağımı düşünüyorum. Cümlelerimi kuruyorum. Bazen bir kelimeyi değiştirmek için tekrar tekrar uğraşıyorum. Bazen anlatmak istediğim düşünceyi tam olarak ifade edebilmek için uzun süre düşünüyorum.
Çünkü benim için yazmak sadece ekrana birkaç kelime yazmak değil.
Yazmak, kendimi ifade edebilmenin en güçlü yollarından biri.
Benim ellerimle yapamadığım bazı şeyleri başka yollarla yapıyorum.
Teknolojiyi kullanıyorum.
Kendime uygun yöntemler geliştiriyorum.
Sabrediyorum.
Ve en önemlisi, “Ben bunu nasıl yapabilirim?” diye düşünüyorum.
“Yapamam” deyip kenara çekilmek yerine, “Bunu benim için mümkün hale getirmenin başka bir yolu var mı?” diye bakıyorum.
İşte benim üretme anlayışım biraz da burada başlıyor.
Çünkü engellerim var diye hayallerim yok olmadı.
Zorlandığım için düşünmekten vazgeçmedim.
Bazı şeyleri başkaları kadar kolay yapamıyorum diye üretmeyi bırakmadım.
Tam tersine, karşıma çıkan her zorluk bana başka bir yol aramayı öğretti.
Benim için üretmek, engellerime rağmen kendime bir alan açmak demek.
Bugün yazılarımı yazabiliyor olmamın arkasında sadece bir telefon ya da bir internet bağlantısı yok.
Bunun arkasında yılların sabrı var.
Denemek var.
Yanılmak var.
Tekrar denemek var.
Bazen yorulmak var.
Ama yine de devam etmek var.
Çünkü insanın önünde bir engel olduğunda, o engelin bütün hayatını belirlemesine izin vermek zorunda olduğunu düşünmüyorum.
Ben kendimi sadece engellerim üzerinden tanımlamak istemiyorum.
Ben yazıyorum.
Ben düşünüyorum.
Ben üretiyorum.
Ben araştırıyorum.
Ben insanlarla iletişim kuruyorum.
Ben hayal kuruyorum.
Ben kendime hedefler koyuyorum.
Ve bunların hepsi benim hayatımın bir parçası.
Engellerim benim hayatımın tamamı değil.
Belki bazı yolları benim için daha zor hale getiriyorlar.
Ama hangi yoldan ilerleyeceğime yine ben karar vermek istiyorum.
Bazen insanlar bir insanın yapamadığı şeylere bakıyor.
Ben ise yapabildiklerime bakmayı tercih ediyorum.
Çünkü yapamadıklarıma bakarsam önümde sürekli bir duvar görürüm.
Ama yapabildiklerime baktığımda önümde yeni yollar görüyorum.
Benim mücadelem, herkese “Ben her şeyi yapabilirim” demek değil.
Benim mücadelem, “Benim için mümkün olanı sonuna kadar yapacağım” diyebilmek.
Bugün yazı yazıyorsam, yarın başka bir şey üretmek isteyebilirim.
Bugün bir yazım birkaç kişiye ulaşıyorsa, yarın binlerce kişiye ulaşabilir.
Bugün küçük bir adım atıyorsam, yarın o küçük adım başka bir hedefin başlangıcı olabilir.
Bunu kimse garanti edemez.
Ama ben denemeden de bilemem.
İşte bu yüzden beklemiyorum.
Üretiyorum.
Yazıyorum.
Öğreniyorum.
Kendimi geliştiriyorum.
Ve her gün kendime yeni bir şey söylüyorum:
“Engellerin var diye durmak zorunda değilsin.”
Belki yolum herkesinki gibi değil.
Belki benim attığım adımlar daha farklı.
Belki bazı hedeflerime ulaşmam daha uzun sürüyor.
Ama bu benim yolum.
Ve ben bu yolu yürümeye, kendi yöntemlerimle ilerlemeye devam edeceğim.
Çünkü artık biliyorum:
Engeller hayatımın bir parçası olabilir ama hayallerimin sahibi onlar değil.
Ben kendi hikâyemi yazmaya devam ediyorum.
Ve bu hikâyenin en önemli cümlelerinden biri yine aynı:
Vazgeçmek yok.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bazen bir gün, sabah başladığında sıradan görünür.
Aynı ev, aynı oda, aynı insanlar, aynı düşünceler…
İnsan o günün nasıl geçeceğini aşağı yukarı tahmin eder. Ama hayat bazen planladığımız gibi ilerlemez. Bir telefon, bir mesaj, bir ziyaret ya da hiç beklemediğimiz bir gelişme, sıradan başlayan bir günü bambaşka bir güne çevirebilir.
Son zamanlarda bunu kendi hayatımda daha çok fark ediyorum.
Bir süre önce benim için yazmak, düşüncelerimi insanlara anlatmanın bir yoluydu. Kendi sitemi kurdum, yazılarımı yazmaya başladım. Bazen kimse okumasa bile yazmaya devam ettim. Çünkü benim için önemli olan önce kendi düşüncelerimi ortaya koymaktı.
Sonra zaman geçti.
Yazdıklarım daha fazla insana ulaşmaya başladı. Hakkımda haberler yapıldı. Farklı yerlerden insanlar beni tanımaya başladı. Beni daha önce hiç görmemiş insanlar yazılarımı, hikâyemi ve yaptığım çalışmaları gördü.
Bunların hiçbirini bir günde planlamadım. Ama bazı şeyler bir günün içinde değişmeye başladı.
Son günlerde evime gelen ziyaretlerde de bunu daha iyi anlıyorum.
Bazen insanlar beni sadece merak ettikleri için değil, yaptığım şeyi kendi gözleriyle görmek için geliyorlar. Oturuyoruz, sohbet ediyoruz, çayımızı veya kahvemizi içiyoruz. Ben de onlara yaptıklarımı anlatıyorum.
Bazen de mahallemden birileri, “Osman, bizi de yaz” diyor.
İşte o an anlıyorum ki yazmak sadece benim odamda başlayıp benim ekranımda biten bir şey değil.
Bir insanın söylediği bir cümle, başka bir insanın hayatına dokunabiliyor.
Ben yazarken bunu her zaman düşünmüyorum. Bazen sadece içimden geleni yazıyorum. Bazen bir konuya kızıyorum, bazen bir konu hakkında düşünüyorum, bazen de yaşadığım küçük bir olayı anlatıyorum.
Ama sonra görüyorum ki o küçük gördüğüm şey, başka birinin dikkatini çekebiliyor.
Bu yüzden artık bir günün değerini sadece o gün yaşanan büyük olaylarla ölçmüyorum.
Çünkü bazen büyük değişiklikler sessizce başlıyor.
Bir mesajla…
Bir ziyaretle…
Bir sohbetle…
Bir insanın “Devam et Osman” demesiyle…
Ve belki de en önemlisi, insanın kendi kendine “Ben daha yazacak çok şeyim var” demesiyle.
Benim için bugün de böyle bir gün.
Dün altı ayı geride bıraktım ve Osman Yazıyor’un yedinci ayına başladım. Bugün ise yeni bir ayın ikinci günündeyim.
Ama benim için mesele sadece takvimde yeni bir sayfanın açılması değil.
Ben hâlâ aynı şeyi yapmak istiyorum:
Yazmak. Düşünmek. Anlatmak. Öğrenmek. Kendimi geliştirmek.
Bazen önümde zor günler olabilir. Bazen istediğim şeyler hemen gerçekleşmeyebilir. Bazen moralim bozulabilir. Ama artık biliyorum ki bir günün kötü geçmesi, yarının da kötü geçeceği anlamına gelmez.
Çünkü hayatın en güzel taraflarından biri de bu:
Ne olacağını her zaman bilemezsin.
Belki bugün sıradan başlayan bir gün, yarın hayatında önemli bir değişikliğin başlangıcı olabilir.
Ben bunu yaşadıkça daha iyi anlıyorum.
O yüzden bugün kendime yine aynı sözü söylüyorum:
Vazgeçmek yok.
Çünkü daha yazacağım çok yazı, anlatacağım çok şey ve çıkacağım daha çok yol var.
Bugün sadece 2 Ekim.
Ama kim bilir, belki de bugün başlayan küçük bir şey, yarının büyük hikâyesine dönüşür.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün benim için sıradan bir gün değil.
Çünkü Osman Yazıyor serisinde bugün yeni bir aya başlıyorum.
31 Mart 2026'da ilk yazımı yazdığımda önümde nasıl bir yol olacağını bilmiyordum.
Sadece bir şey yapmak istiyordum:
Yazmak.
Düşüncelerimi paylaşmak, yaşadıklarımı anlatmak ve kendi dünyamdan insanlara bir şeyler aktarmak istiyordum.
Aradan tam 6 ay geçti.
Bugün ise 7. ayın ilk günündeyim.
6 ay boyunca farklı konular hakkında yazdım.
Bazen Türkiye gündemini konuştum.
Bazen ekonomiyi ve hayat pahalılığını yazdım.
Bazen teknoloji ve sosyal medya hakkında düşündüm.
Bazen kendi yaşadığım bir olayı anlattım.
Bazen mahallemden bahsettim.
Bazen de beni mutlu eden bir ziyareti yazılarıma taşıdım.
Her gün aynı şeyi yazmak istemedim.
Çünkü hayatın kendisi de her gün aynı değil.
Her gün yeni bir konu, yeni bir düşünce ve yeni bir hikâye var.
Bu 6 ay bana önemli bir şey öğretti:
Bir işe başlamak kadar, devam etmek de önemli.
İlk yazıyı yazmak kolay olabilir.
İkinci yazıyı da yazarsın.
Ama aradan haftalar ve aylar geçtikçe devam etmek daha büyük bir emek istiyor.
Ben ise 6 ay boyunca yazmaya devam ettim.
Bazen aklıma konu hemen geldi.
Bazen uzun uzun düşündüm.
Bazen gün içinde yaşadığım bir olay bana ilham verdi.
Bazen de Türkiye'de yaşanan bir gelişmeyi takip edip onun üzerine yazdım.
Ama her seferinde bilgisayarın veya telefonun başına geçip:
“Bugün ne yazacağım?”
diye düşündüm.
Ve sonunda yine bir konu buldum.
Bugün 7. aya girerken geriye dönüp baktığımda bunun benim için sadece bir yazı serisi olmadığını görüyorum.
Osman Yazıyor, benim düşüncelerimi insanlarla buluşturduğum bir alan haline geldi.
Burada kendi sesimi duyuruyorum.
Kendi bakış açımı anlatıyorum.
Bazen düşündürüyorum.
Bazen güldürüyorum.
Bazen de sadece yaşadığım güzel bir günü paylaşıyorum.
Bundan sonraki aylarda da aynı şekilde devam etmek istiyorum.
Yeni konular bulmak, Türkiye gündemini takip etmek, farklı olayları kendi penceremden değerlendirmek ve yaşadığım güzel anları paylaşmak istiyorum.
Önümüzde artık 2026'nın son üç ayı var.
Ekim, kasım ve aralık...
Bu üç ayda daha çok yazmak, daha çok üretmek ve Osman Yazıyor serisini daha da ileriye taşımak istiyorum.
Belki yeni insanlar yazılarımı keşfedecek.
Belki daha fazla kişi okuyacak.
Belki hiç tanımadığım bir insan yazdığım bir cümlede kendinden bir şey bulacak.
Bence yazmanın en güzel taraflarından biri de bu.
Bir cümle, hiç tanımadığın bir insana ulaşabilir.
Bugün 7. ayın ilk gününde kendime yine aynı şeyi söylüyorum:
Devam et.
Yaz.
Araştır.
Öğren.
Üret.
Ve vazgeçme.
Çünkü 31 Mart'ta başlayan bir yazı serisi bugün 7. ayına ulaştı.
6 ay geride kaldı, yeni bir ay başladı.
Daha yazılacak çok konu var.
Daha anlatılacak çok şey var.
Daha paylaşılacak çok düşünce var.
Ben de yazmaya devam edeceğim.
Osman Yazıyor'un 7. ayı bugün başlıyor.
Yeni ay, yeni yazılar, yeni konular...
Ama değişmeyen bir şey var:
Vazgeçmek yok.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün benim için gerçekten güzel ve özel bir gün oldu.
Gün içerisinde Malatya İl Sağlık Müdürü, Hekimhan Sosyal Hizmetler Müdürü ve beraberindeki çalışanlar beni ziyarete geldiler.
Ziyaretlerinin benim için ayrı bir anlamı vardı.
Çünkü sadece halimi hatırımı sormak için değil, nasıl yazdığımı, nasıl içerik ürettiğimi ve bunları nasıl yaptığımı görmek için de geldiler.
Yazılarımı nasıl hazırladığımı, neler yaptığımı ve günlük çalışmalarımı kendileriyle paylaştım.
Birlikte oturduk, konuştuk, sohbet ettik.
Çayımızı ve kahvemizi içtik.
Benim için en güzeli ise karşılıklı samimi bir sohbet ortamının oluşmasıydı.
İnsanların sizi merak etmesi, yaptığınız işi görmek istemesi ve sizi dinlemek için zaman ayırması çok güzel bir duygu.
Bugün ben de bunu hissettim.
Kendimi anlatma fırsatı buldum.
Neler yaptığımı, nasıl yazı yazdığımı, içeriklerimi nasıl hazırladığımı ve internet üzerinden insanlara nasıl ulaşmaya çalıştığımı anlattım.
Benim için yazmak sadece birkaç cümleyi ekrana yazmak değil.
Düşüncelerimi anlatmak, yaşadıklarımı paylaşmak, insanlara ulaşmak ve kendimi ifade etmek.
Bugün ise yazdığım bir şeyin insanların dikkatini çekmesinin ve onların da “Osman bunu nasıl yapıyor?” diye merak edip ziyaretime gelmesinin mutluluğunu yaşadım.
Bu ziyaret bana bir kez daha şunu düşündürdü:
İnsan bir şey üretmeye devam ettiğinde, yaptığı iş bir yerlerde mutlaka karşılık bulabiliyor.
Bugün gelen herkese gönülden teşekkür ediyorum.
Malatya İl Sağlık Müdürüne, Hekimhan Sosyal Hizmetler Müdürüne ve beraberindeki tüm çalışanlara ziyaretleri, güzel sohbetleri ve ayırdıkları zaman için teşekkür ederim.
Çayımızı içtik, kahvemizi içtik, sohbet ettik.
Güzel bir gün geçirdim.
Bugün gerçekten çok mutlu oldum.
Böyle güzel ziyaretler insana güç veriyor.
Ben de bundan sonra yazmaya, üretmeye, araştırmaya ve kendimi anlatmaya devam edeceğim.
Bugün evimde güzel bir sohbet vardı.
Bugün biraz daha fazla anlattım.
Biraz daha fazla paylaştım.
Ve yine gördüm ki anlatmak kadar, dinlenmek de çok güzel.
Bu güzel ziyaret için tekrar teşekkür ederim.
İyi ki geldiniz.
Vazgeçmek yok.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün Türkiye gündemine baktığımda yine ekonomi karşıma çıktı.
Ekonomi deyince artık benim aklıma sadece büyük büyük rakamlar gelmiyor.
Markete girerken “Bugün ne kadar tutacak?” sorusu geliyor.
Eskiden markete girip birkaç şey alıp çıkardık.
Şimdi insan bazen sepete bir şey koyarken önce fiyatına bakıyor, sonra sepete bakıyor, sonra tekrar fiyatına bakıyor.
Hatta bazen ürünle göz göze gelip:
“Sen de mi zamlandın?”
demek geliyor insanın içinden.
Ama bugün ekonomi haberlerinde market hesabından çok daha büyük rakamlar da var.
Fon soruşturmasıyla ilgili haberlerde milyarlarca liralık rakamlar konuşuluyor. Bugün bazı açıklamalarda 4,4 milyar TL'lik bir ödeme yapılması gerektiği yönünde iddialar da gündeme geldi. Bu rakamın siyasi açıklamalara dayanan bir iddia olduğunu özellikle belirtmek gerekiyor.
Ben 4 milyar lirayı görünce bir an düşündüm:
Ben markette 500 liranın hesabını yapıyorum, ekranda 4 milyar görünce hesap makinesi bile “Osman, ben bu işe karışmayayım.” der.
İşin şakası bir yana, rakam gerçekten çok büyük.
Çünkü günlük hayatta hepimiz farklı hesaplar yapıyoruz.
Bir insan markette 500 liralık alışverişin hesabını yapıyor.
Bir başkası ay sonunda faturalarını düşünüyor.
Bir aile çocuklarının masraflarını hesaplıyor.
Ama ekonomi haberlerinde bazen karşımıza milyonlarca, hatta milyarlarca liralık rakamlar çıkıyor.
İşte bu noktada insan ister istemez:
“Bu kadar büyük paralar nerede, vatandaşın günlük hesabı nerede?”
diye düşünüyor.
Bugün fon soruşturması da Türkiye gündeminin önemli başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Soruşturma kapsamında yeni tutuklamalar gerçekleşti ve haberlerde tutuklu sayısının 56'ya yükseldiği bildirildi.
Borsa tarafında da fon krizinin etkileri konuşuluyor. Ekonomim'in hesaplamasına göre 28 Ağustos'tan 29 Eylül'e kadar Borsa İstanbul'daki şirketlerin toplam piyasa değerinde yaklaşık 3,99 trilyon TL kayıp yaşandı.
Bu rakamları görünce insanın market fişine bakışı bile değişiyor.
“Benim fiş 700 lira geldi diye üzülüyordum, meğer büyük hesaplar başka yerdeymiş.”
Tabii işin gerçeği şu:
Milyarlarca liralık rakamlar ne kadar büyük olursa olsun, vatandaşın günlük hayatındaki hesap da önemli.
Çünkü ekonomi sadece borsadaki rakamlardan ibaret değil.
Ekonomi; markette, pazarda, faturada, kirada ve ay sonunda cüzdanda kendini gösteriyor.
Bu nedenle Türkiye'de ekonomi konuşulurken hem büyük rakamları hem de vatandaşın günlük hayatını birlikte düşünmek gerekiyor.
Benim bugün çıkardığım sonuç ise biraz basit:
Markete giderken listeyi unutma.
Fiyatlara bak.
Toplamı hesapla.
Fişi de sakla.
Ama televizyonda 4 milyar, 4,4 milyar veya trilyonlar görünce de sıfırları saymaya çalışma.
Çünkü benim gibiysen üçüncü sıfırdan sonra:
“Osman, sen en iyisi yine market listene dön.”
dersin.
Şaka bir yana, Türkiye'nin ekonomi gündemini takip etmeye devam edeceğim.
Çünkü büyük rakamların arkasında da insanların hayatı var.
Ben de Osman Yazıyor ile gündemde olan konuları kendi penceremden anlatmaya devam edeceğim.
Bugünlük ekonomi dersimiz burada bitti.
Hesap makinesi dinlenmeye çekilebilir.
Ama gündem dinlenmiyor.
Vazgeçmek yok.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün mahallede dolaşırken güzel bir şey oldu.
Mahallede beni gören Selê teyze ve Meral teyze benimle sohbet etti. Sonra bana gülerek:
“Osman, bir gün de bizi yaz. Güzel güzel hakkımızda bir şeyler yaz.” dediler.
Bu söz benim çok hoşuma gitti.
Çünkü ben genellikle kendi yaşadıklarımı, düşündüklerimi ve gördüğüm olayları yazıyorum. Ama bugün fark ettim ki yaşadığım mahallede de anlatılmayı hak eden çok güzel insanlar ve çok güzel hikâyeler var.
Ben 23 yıldır aynı mahallede yaşıyorum.
Çocukluğumdan bugüne kadar bu sokaklarda büyüdüm. Aynı yollardan geçtim, aynı mahallede insanlarla karşılaştım, komşularımı gördüm ve yıllar içerisinde burada çok güzel anılar biriktirdim.
23 yıl boyunca aynı mahallede yaşamak benim için sadece bir yerde yaşamak demek değil. Burası benim büyüdüğüm, insanları tanıdığım ve kendimi ait hissettiğim yer.
Mahallemdeki birçok insan beni çocukluğumdan beri tanıyor.
Kimi beni yolda görüp selam veriyor, kimi halimi hatırımı soruyor, kimi de benimle birkaç dakika sohbet ediyor.
Bazen çok kısa bir konuşma oluyor.
Ama o kısa konuşmalar bile benim için değerli.
Çünkü mahalle dediğimiz yer sadece evlerden oluşmuyor.
Mahalle; insanların birbirini tanıdığı, birbirinin halini hatırını sorduğu ve aynı sokaklarda yıllar boyunca birlikte yaşadığı büyük bir çevre.
Bugün bana “Bizi de yaz.” denmesi de bunun güzel bir örneğiydi.
Belki onlar için birkaç cümlelik bir söz gibi görünebilir.
Ama benim için önemliydi.
Çünkü bir insanın “Beni de anlat.” demesi, aslında kendi mahallesinde bir iz bırakmak istemesi gibi geliyor bana.
Ben de bugün onları unutmadım.
Selê teyzeye ve Meral teyzeye teşekkür ediyorum.
Bana böyle güzel bir fikir verdikleri için bugün mahallemi yazıyorum.
23 yıldır aynı mahallede yaşayan biri olarak şunu çok iyi biliyorum:
Bir mahalleyi güzel yapan sadece sokakları veya evleri değildir.
O mahalleyi güzel yapan insanlarıdır.
Bir komşunun selamı, bir teyzenin “Nasılsın?” diye sorması, yolda karşılaşınca birkaç dakika sohbet etmek…
Bunlar küçük gibi görünebilir.
Ama yıllar geçtikçe insan bu küçük şeylerin aslında ne kadar değerli olduğunu daha iyi anlıyor.
Benim için de mahallem böyle.
23 yıl boyunca aynı mahallede çok güzel insanlar tanıdım.
Kimisiyle yıllardır karşılaşıyorum, kimisiyle zaman zaman sohbet ediyorum. Her birinin mahalle hayatında ayrı bir yeri var.
Bugün burada isimlerini tek tek sayamasam da beni gören, selam veren, halimi hatırımı soran bütün mahalle sakinlerine teşekkür etmek istiyorum.
Çünkü insanın yaşadığı yeri değerli yapan biraz da çevresindeki insanlardır.
Ben Hekimhan'da, kendi mahallemde büyüdüm.
Burada nice günler gördüm.
Ve bugün hâlâ aynı sokaklarda dolaşırken insanların beni görüp “Osman” diye seslenmesi bana güzel bir duygu veriyor.
Bugün de Selê teyze ve Meral teyze bana:
“Osman, bir gün de bizi yaz.” dediler.
Ben de sözlerini tuttum.
İşte bugün sizi yazıyorum.
Belki bundan sonra başka mahalle sakinleri de “Osman, bizi de yaz.” diyecek.
Ben de elimden geldiğince onları dinlemek istiyorum.
Çünkü Osman Yazıyor sadece benim düşüncelerimi anlattığım bir yer değil.
Bazen yaşadığım mahalleden, karşılaştığım insanlardan ve günlük hayatın içindeki güzel anlardan da söz etmek istiyorum.
Bugünkü yazım da mahalleme küçük bir selam olsun.
23 yıldır aynı mahalledeyim ve bu mahallenin güzel insanlarıyla birlikte daha nice yıllar geçirmeyi diliyorum.
Selê teyzeye, Meral teyzeye ve mahallemdeki bütün komşularıma selam olsun.
İyi ki varsınız.
Vazgeçmek yok.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün telefonlarımız sadece iletişim kurduğumuz araçlar değil. Haberleri okuduğumuz, sosyal medyaya baktığımız, insanlarla konuştuğumuz, araştırma yaptığımız, yazılar yazdığımız ve dünyada neler olduğunu takip ettiğimiz birer pencere haline geldi.
Benim için de telefonun hayatımda ayrı bir yeri var.
Telefonum telefon tutacağında duruyor, ben de burnumla kullanıyorum. Yazılarımı yazıyor, araştırmalarımı yapıyor, sosyal medyayı takip ediyor ve insanlarla iletişim kuruyorum. Bu nedenle dijital dünya benim için sadece vakit geçirilen bir yer değil; kendimi ifade edebildiğim ve insanlara ulaşabildiğim önemli bir alan.
Fakat bugün biraz da ekranın ötesine bakmak gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü sosyal medyada gördüğümüz hayat, gerçek hayatın tamamı değil.
Bir insanın paylaştığı güzel bir fotoğrafı görüyoruz ama o fotoğraf çekilmeden önce neler yaşadığını bilmiyoruz. Birinin başarılı olduğunu görüyoruz ama o başarıya ulaşana kadar kaç kez başarısız olduğunu göremiyoruz. Birinin sürekli mutlu olduğunu düşünüyoruz ama onun kendi içinde yaşadığı sıkıntıları bilemeyebiliriz.
Sosyal medya bize insanların hayatından seçilmiş anları gösteriyor. Hayatın tamamını değil.
Bu nedenle kendimizi sürekli başkalarıyla karşılaştırmanın doğru olmadığını düşünüyorum.
İnternette birinin yeni bir araba aldığını görüyoruz. Başka biri güzel bir evini paylaşıyor. Bir başkası tatil fotoğrafları yayınlıyor. Bir diğeri işindeki başarısını anlatıyor.
Bunların hepsi gerçek olabilir.
Ama bizim hayatımızın da sadece zorlandığımız günlerden ibaret olmadığını unutmamamız gerekiyor.
Herkesin zamanı farklı.
Herkesin imkânları farklı.
Herkesin mücadele ettiği konular farklı.
Bu yüzden başkasının hayatındaki bir görüntüyü kendi hayatımızın tamamıyla karşılaştırmak doğru değil.
Dijital dünyanın başka bir tarafı daha var: Bilgi.
Bugün bir konu hakkında bilgi edinmek için eskisi kadar beklemiyoruz. Telefonumuzu açıp araştırabiliyor, farklı kaynaklara bakabiliyor, yeni şeyler öğrenebiliyoruz.
Ben de yıllardır birçok şeyi gözlemleyerek, araştırarak ve deneyerek öğreniyorum.
Formal bir eğitim hayatım olmamasına rağmen öğrenmenin farklı yollarının olduğunu gördüm. Bir şeyi merak ettiğimde araştırıyorum. Anlamadığımda tekrar bakıyorum. Deniyorum. Yanlış yaptığımda yeniden deniyorum.
Bence öğrenmenin en önemli taraflarından biri de merak etmekten vazgeçmemek.
Fakat internetten bilgi edinirken de dikkatli olmak gerekiyor.
Çünkü internette doğru bilgiler olduğu kadar yanlış bilgiler de bulunuyor. Bir haberin başlığını görmek, haberin tamamını okumak anlamına gelmiyor. Bir paylaşımın çok fazla beğeni alması da onun doğru olduğunu göstermiyor.
Bu nedenle gördüğümüz her bilgiye hemen inanmadan araştırmak, farklı kaynaklara bakmak ve mümkün olduğunca güvenilir kaynakları takip etmek gerekiyor.
Özellikle haber konusunda bu daha da önemli.
Bugün birkaç saniye içerisinde bir haber binlerce kişiye ulaşabiliyor. Yanlış bir bilgi de aynı hızla yayılabiliyor.
Bu nedenle paylaşmadan önce düşünmek, okumadan önce araştırmak ve inanmadan önce kontrol etmek gerektiğine inanıyorum.
Dijital dünyanın güzel taraflarından biri de insanların birbirine ulaşabilmesi.
Eskiden bir insanın sesini duyurabilmesi çok daha zordu. Bugün ise bir telefon, bir internet bağlantısı ve anlatacak bir hikâyeniz varsa çok daha geniş bir kitleye ulaşabiliyorsunuz.
Ben de kendi hayatımı, düşüncelerimi ve yazılarımı internet üzerinden insanlarla paylaşabiliyorum.
Yazdığım bir yazının farklı şehirlerden insanlar tarafından okunması, sosyal medyada paylaşılması veya bir haber sitesinde yer alması bana şunu gösteriyor:
Bir insanın bulunduğu yer, anlatacaklarının ulaşacağı yeri belirlemek zorunda değil.
Hekimhan'da yaşayan bir insan olarak bilgisayarın veya telefonun başından Türkiye'nin farklı yerlerine ulaşabiliyorum.
Bu, teknolojinin hayatımıza getirdiği önemli imkânlardan biri.
Ama yine de ekranın ötesindeki hayatı unutmamak gerekiyor.
Telefonu kapattığımızda da bir hayat var.
Ailemiz var.
Çevremizdeki insanlar var.
Sorumluluklarımız var.
Hayallerimiz var.
Gerçek hayatta atacağımız adımlar var.
Sosyal medyada saatlerce başkalarının hayatını izlemek yerine bazen kendi hayatımız için küçük bir şey yapmak çok daha değerli olabilir.
Bir kitap okumak, yeni bir şey öğrenmek, bir yakınımızı aramak, dışarı çıkıp hava almak, bir hedefimizi düşünmek veya uzun zamandır ertelediğimiz bir işe başlamak…
Bunların hiçbiri sosyal medyada paylaşılmasa bile bizim hayatımız için değer taşıyabilir.
Çünkü her güzel şeyin paylaşılması gerekmiyor.
Bazı başarılar sadece bizim için anlamlı olabilir.
Bazı mutluluklar kameraya ihtiyaç duymaz.
Bazı mücadeleler ise kimse görmeden verilir.
Bence gerçek hayatın en önemli taraflarından biri de budur.
İnsanların bizi internette ne kadar gördüğünden daha önemlisi, gerçek hayatta ne yaptığımızdır.
Ben yazmaya devam etmek istiyorum.
Araştırmaya devam etmek istiyorum.
Öğrenmeye devam etmek istiyorum.
İnsanlara ulaşmaya ve kendi düşüncelerimi anlatmaya devam etmek istiyorum.
Ama bütün bunları yaparken ekranın ötesindeki gerçek hayatı da unutmamak gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü internet bize büyük bir dünya açıyor.
Fakat o dünyanın içinde yaşarken kendi hayatımızı yaşamayı da unutmamamız gerekiyor.
Bugün ekranımıza baktığımız kadar, kendi hayatımıza da bakalım.
Neyi değiştirmek istiyoruz?
Neyi öğrenmek istiyoruz?
Hangi hayalimizin peşinden gitmek istiyoruz?
Hangi adımı sürekli erteliyoruz?
Belki de bugün bu sorulardan sadece bir tanesine cevap vermek bile yeterli olabilir.
Çünkü değişim her zaman büyük adımlarla başlamaz.
Bazen telefonu bir kenara bırakıp kendimize birkaç dakika ayırmakla başlar.
Bazen araştırdığımız bir bilgiyi gerçekten öğrenmekle.
Bazen de “Ben bunu yapabilirim.” diyebilmekle.
Ekranın bize gösterdiği dünyayı izlemek güzel olabilir. Ama kendi hayatımızı yaşamayı unutmamak daha önemli.
Ben bugün yine yazıyorum.
Yarın da başka bir konu üzerine düşüneceğim.
Çünkü benim için yazmak, sadece ekrana birkaç cümle bırakmak değil.
Düşünmek, öğrenmek, anlatmak ve kendi izimi bırakmak.
Vazgeçmek yok.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bazen sahip olduğumuz şeylerin değerini, onları kaybetmeye yaklaştığımızda fark ediyoruz. Oysa bazı şeylerin kıymetini anlamak için onları kaybetmeyi beklememek gerekiyor.
Bir insanın hayatımızdaki yeri, bir fırsatın bize kattıkları, sahip olduğumuz bir eşya, kullandığımız bir teknoloji ya da her gün yaptığımız sıradan bir şey… Hepsinin hayatımızda bir karşılığı var.
Telefonum telefon tutacağında duruyor, ben de burnumla kullanıyorum. Dışarıdan bakıldığında bu sadece bir telefon kullanmak gibi görünebilir. Ama benim için telefon; yazmak, araştırmak, insanlarla iletişim kurmak, haberleri takip etmek ve kendimi anlatabilmek demek.
Bu yüzden sahip olduğumuz imkânların değerini zamanında bilmek önemli.
Bazen küçük bir fırsat büyük bir kapı açabilir. Bazen bir insanın söylediği tek bir güzel söz, zor bir günde insana güç verebilir. Bazen de elimizde bulunan bir imkân, başkaları için sıradan görünürken bizim için büyük bir anlam taşıyabilir.
Hayatta her şeyin aynı kalacağını düşünmemek gerekiyor. İnsanlar değişebilir, şartlar değişebilir, imkânlar değişebilir. Bu nedenle elimizde olanın kıymetini bugün bilmek, yarına bırakmamak gerekiyor.
Benim için bunun en önemli taraflarından biri de üretmeye devam etmek.
Yazmak, araştırmak, paylaşmak ve insanlara ulaşmak benim için sadece bir uğraş değil. Kendimi ifade etmenin ve dünyaya kendi penceremden bakmanın bir yolu.
Bu yüzden bugün kendime şunu söylüyorum:
Sahip olduğumuz şeylerin değerini kaybetmeden bilelim.
Çünkü bazı şeylerin kıymetini anlamak için onları kaybetmek gerekmiyor.
Bugün elimizde olan bir fırsat varsa değerlendirelim. Bir insan yanımızdaysa kıymetini bilelim. Bir hedefimiz varsa ertelemeyelim.
Vazgeçmek yok.
Her gün yeni bir şey öğrenmek, yeni bir adım atmak ve sahip olduğumuz imkânları en iyi şekilde değerlendirmek mümkün.
Çünkü bazen büyük değişimler, değerini zamanında bildiğimiz küçük şeylerle başlar.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Küçük bir adım, büyük bir değişim
Bazen insan hayatında büyük bir şey yapmak ister ama nereden başlayacağını bilemez.
Büyük hedefler gözümüzde büyüyebilir. “Bunu nasıl yapacağım?” diye düşünebiliriz.
Ben zamanla şunu öğrendim:
Her şeyi bir anda yapmak zorunda değiliz. Bazen sadece ilk adımı atmak yeterli.
Benim için de birçok şey küçük adımlarla başladı.
Önce telefonumu kullanmayı öğrendim. Sonra araştırmayı, yazmayı ve kendi düşüncelerimi anlatmayı geliştirdim. Zaman içerisinde sosyal medyada içerikler üretmeye başladım.
Daha sonra kendi internet sitemi oluşturdum.
Bugün ise kendi sitemde düzenli olarak “Osman Yazıyor” başlığı altında yazılarımı paylaşıyorum.
Bunların hiçbiri bir günde olmadı.
Her şey zaman içerisinde, küçük küçük adımlarla gerçekleşti.
Bazen bir şeyi ilk denediğimizde istediğimiz gibi olmayabilir.
Bir yazı yazarsın, beğenmezsin.
Bir şey öğrenmeye çalışırsın, ilk seferde yapamazsın.
Bir hedef koyarsın, hemen gerçekleşmez.
Ama bunların hiçbiri devam etmek için engel olmak zorunda değil.
Önemli olan tekrar denemek.
Ben de birçok şeyi deneyerek öğrendim. Yanlış yaptığım zamanlar oldu. Ama her seferinde yeniden denedim.
Çünkü insanın kendisine söylemesi gereken en önemli cümlelerden biri bence şu:
“Bir kez daha deneyeceğim.”
Bugün sahip olduğumuz birçok şeyin başlangıcında küçük bir karar vardır.
Bir telefon açmak.
Bir mesaj göndermek.
Bir yazı yazmak.
Bir araştırma yapmak.
Bir şey öğrenmeye çalışmak.
Bir hedef belirlemek.
Belki o anda çok küçük görünür. Fakat zaman geçtikçe o küçük adımın hayatımızda ne kadar büyük bir değişiklik oluşturduğunu fark ederiz.
Ben bugün kendi hayatıma baktığımda bunu daha iyi anlıyorum.
Dün yaptığım küçük bir şey, bugün yaptığım başka bir şeyin başlangıcı olabiliyor.
Bugün yazdığım bir yazı, yarın başka bir insana ulaşabiliyor.
Bugün öğrendiğim bir bilgi, ileride başka bir işime yarayabiliyor.
Bu yüzden artık her şeyi bir anda tamamlamaya çalışmıyorum.
Adım adım ilerlemeye çalışıyorum.
Bence insanın kendisiyle yarışması da burada başlıyor.
Dün olduğundan biraz daha iyi olmak.
Dün bilmediği bir şeyi bugün öğrenmek.
Dün yazamadığı bir şeyi bugün yazabilmek.
Dün cesaret edemediği bir şeyi bugün denemek.
Bunların hepsi birer ilerleme.
Belki attığımız adım çok küçük olabilir.
Ama önemli olan yerimizde saymamak.
Bugün bir hedefin varsa, hemen tamamını düşünme.
Önce ilk adımı düşün.
Sonra ikinci adımı.
Sonra üçüncüyü…
Bir gün dönüp geriye baktığında, aslında ne kadar yol aldığını görebilirsin.
Ben de yazmaya, üretmeye, öğrenmeye ve kendimi geliştirmeye devam edeceğim.
Çünkü biliyorum ki küçük bir adım, zamanla büyük bir değişimin başlangıcı olabilir.
Vazgeçmek yok.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Dijital dünyada görünür olmak
Bugün biraz internetten, sosyal medyadan ve insanların kendisini dünyaya anlatabilmesinden bahsetmek istiyorum.
Günümüzde internet sadece haber okumak veya sosyal medyada vakit geçirmek için kullanılan bir yer değil. Aynı zamanda insanların kendilerini ifade edebildiği, ürettiklerini paylaşabildiği ve kendi hikâyelerini anlatabildiği büyük bir dünya.
Ben de bu dünyanın içinde kendi yolumu oluşturmaya çalışıyorum.
Telefonum telefon tutacağında duruyor, ben de burnumla kullanıyorum. Yazılarımı yazıyorum, araştırıyorum, sosyal medyada paylaşımlar yapıyorum ve kendi internet sitemde içerikler hazırlıyorum.
Bunların hiçbiri benim için sadece bir telefon veya bilgisayar kullanmak anlamına gelmiyor.
Benim için bunlar kendimi ifade edebilmek anlamına geliyor.
Eskiden bir insanın kendisini tanıtabilmesi için televizyona çıkması, gazetede haber olması veya büyük bir kurumun onu fark etmesi gerekiyordu. Bugün ise internet sayesinde insan kendi sesini doğrudan duyurabiliyor.
Bir insanın yazdığı bir yazı, çektiği bir video veya yaptığı bir paylaşım kısa sürede çok farklı insanlara ulaşabiliyor.
Ben de zaman içerisinde bunu kendi hayatımda gördüm.
Kendi sitemi oluşturdum. “Osman Yazıyor” başlığı altında düzenli olarak yazılar yazmaya başladım. Kendi düşüncelerimi, yaşadıklarımı ve Türkiye’de gündemde olan farklı konuları yazılarımla anlatıyorum.
Bazen bir yazımı sadece birkaç kişi okuyor.
Bazen ise hiç tanımadığım insanlar yazılarımı görüyor.
Bence önemli olan sadece kaç kişinin gördüğü değil.
Önemli olan, insanın kendi sözünü kendi yazabilmesi.
Benim için internetin en güzel taraflarından biri de bu.
İnsanların birbirinden farklı hayatları var. Kimi evinden çalışıyor, kimi okuluna gidiyor, kimi sanat yapıyor, kimi haber yazıyor, kimi video çekiyor. Herkesin anlatacak farklı bir hikâyesi var.
Teknoloji doğru kullanıldığında bu hikâyelerin duyulmasına yardımcı olabiliyor.
Ben de kendi hayatımı sadece başkalarının anlatmasını beklemek istemiyorum.
Ben kendim yazmak istiyorum.
Kendi cümlelerimi kurmak, kendi düşüncelerimi paylaşmak ve kendi ismimle üretmek istiyorum.
Bugün geriye baktığımda, internet sayesinde çok şey öğrendiğimi görüyorum.
Araştırdım.
Deneyerek öğrendim.
Yanlış yaptığımda tekrar denedim.
Ve yazmaya devam ettim.
Bence insanın önündeki en önemli şeylerden biri de vazgeçmemek.
Bir yazı istediğim kadar okunmayabilir.
Bir paylaşım istediğim kadar kişiye ulaşmayabilir.
Bir gün işler istediğim gibi gitmeyebilir.
Ama ertesi gün yeniden başlayabilirim.
Çünkü dijital dünyada olduğu gibi hayatta da her gün yeni bir başlangıç mümkün.
Ben bugün hâlâ yazıyorum.
Hâlâ araştırıyorum.
Hâlâ öğreniyorum.
Ve hâlâ kendimi geliştirmeye çalışıyorum.
Çünkü benim için görünür olmak sadece tanınmak değil; ürettiklerimin, düşüncelerimin ve sesimin insanlara ulaşmasıdır.
Bugünün dünyasında teknoloji çok hızlı değişiyor. Yarın hangi uygulamanın, hangi platformun veya hangi teknolojinin daha çok kullanılacağını bilmiyoruz.
Ama bir şeyin değişmeyeceğine inanıyorum:
İnsan kendisini anlatmak istiyorsa, bir yol mutlaka bulabilir.
Ben de kendi yolumu yazılarımla bulmaya devam edeceğim.
Vazgeçmek yok.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
1 yıl önce bugün çok mutluydum.
23 Eylül 2025. Benim için çok özel ve unutamayacağım bir gündü. Çünkü o gün Hülya ablama sürpriz yapmak için ERTV’ye gitmiştim.
Aslında bu sürprizin hazırlığı yaklaşık 10 gün öncesinden başlamıştı.
Ümran ablama mesaj yazdım ve ona, “Ümran abla, ben ERTV’ye ziyarete geleceğim. Kimseye söyleme, Hülya ablama sürpriz yapacağım.” dedim.
Sağ olsun, Ümran ablam sırrımı sakladı ve Hülya ablaya hiçbir şey söylemedi.
Ümran ablamı ilk gördüğüm günden beri çok iyi, anlayışlı ve güzel kalpli bir insan olarak gördüm. Bana her zaman iyi davrandı. O gün de sürprizimi saklayarak bana yardımcı oldu.
23 Eylül sabahı annem, babam ve ben birlikte arabaya bindik. ERTV’ye doğru yola çıktık. İçimde büyük bir heyecan vardı. Çünkü Hülya ablamın beni görünce nasıl şaşıracağını merak ediyordum.
ERTV’ye vardığımızda Ümran ablam da bizimle birlikte geldi. “Osman’la birlikte geldik.” diyerek benimle beraber içeri girdi.
Sonra birlikte Hülya ablamın yanına gittik.
Kapıyı çaldık.
İçeri girdik.
Ümran ablam, “Hülya abla, bak misafirin var.” dedi.
Hülya ablam beni görünce çok şaşırdı.
“Aa Osman, sen mi geldin?” dedi.
O anki şaşkınlığını ve mutluluğunu hiç unutmadım.
Biraz sohbet ettik, oturduk ve birlikte güzel vakit geçirdik.
Sonra güzel bir hatıramız daha oldu. Hülya ablam, Ümran ablam ve ben birlikte fotoğraf çektirdik. O fotoğraf benim için o günün en güzel hatıralarından biri oldu.
Daha sonra annem ve babamla birlikte ERTV’den ayrıldık ve evimize döndük.
Ben normalde her sabah Hülya ablaya “Günaydın Hülya abla” diye mesaj atıyordum. Fakat sürprizin bozulmaması için bir gün önceden Hülya ablaya, “Abla, yarın işlerim var. Yarın sana günaydın atamayacağım.” diye yazmıştım.
Hülya ablam da gerçekten benim işlerim olduğunu düşünmüştü.
Ama ertesi gün karşısında beni görünce çok şaşırdı.
“Senin işlerin vardı?” diye şaşkınlıkla baktı.
Bugün 23 Eylül 2026.
O güzel günün üzerinden tam bir yıl geçti.
Bir yıl önce bugün yaşadığım heyecanı, ERTV’ye gidişimizi, Hülya ablamın beni görünce şaşırmasını ve birlikte çekildiğimiz fotoğrafı hâlâ çok net hatırlıyorum.
Bugün geriye dönüp baktığımda içimden tek bir cümle geçiyor:
İyi ki gittim.
Ama bugün bir şeyi düşününce de içim biraz buruk.
Ümran ablam artık Malatya’da değil, başka bir yerde.
Bunu düşününce gerçekten çok üzülüyorum. Çünkü bir yıl önce o güzel sürprizde yanımdaydı, sırrımı sakladı ve o günün güzel bir anısının parçası oldu.
Şimdi o fotoğrafa baktığımda hem çok mutlu oluyorum hem de Ümran ablamın artık Malatya’da olmamasına üzülüyorum.
Mesafeler değişse de o gün yaşadığımız güzel anı benim için hep aynı kalacak.
Hülya ablam, iyi ki varsın. Ümran ablam, iyi ki varsın.
1 yıl önce bugün çok mutluydum. Bugün de o güzel günü hatırlıyorum; biraz mutluluk, biraz da özlem var içimde.
Vazgeçmek yok.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün takvime baktığımda 22 Eylül olduğunu gördüm.
Yarın ise benim için sıradan bir gün değil.
23 Eylül benim için özel bir tarih.
Bazen bazı tarihler takvimde sadece bir gün olarak görünür. Ama insanın kendi hayatında o tarihin bambaşka bir anlamı olabilir.
Benim için de 23 Eylül böyle bir gün.
Bugün geçmişe dönüp düşündüğümde, aradan geçen zamanın ne kadar hızlı olduğunu fark ediyorum.
Bir yıl önce yaşadığım bazı güzel anılar hâlâ aklımda.
O günün heyecanı, insanların yüzündeki şaşkınlık, yaptığımız küçük bir sürprizin verdiği mutluluk...
Bunların hepsi insanın hafızasında kalıyor.
Yarın o günü daha ayrıntılı anlatacağım.
Bugün ise sadece şunu söylemek istiyorum:
Bazı insanlar hayatımıza girer ve bazı günleri bizim için unutulmaz hâle getirir.
Ben hayatım boyunca karşıma çıkan güzel insanları ve bana destek olanları unutmamaya çalışıyorum.
Çünkü insanın hayatında yalnızca yaşadığı olaylar değil, o olaylarda yanında olan insanlar da önemlidir.
Yarın 23 Eylül olduğunda, bundan tam bir yıl önce yaşadığım özel bir günü yeniden hatırlayacağım.
Belki bir yıl önce o günün benim için ileride bu kadar anlamlı olacağını bilmiyordum.
Ama bugün geriye baktığımda, bazı anıların zaman geçtikçe daha da değerli olduğunu görüyorum.
Yarın bu anıyı “Osman Yazıyor”da daha ayrıntılı anlatacağım.
Bugün ise sadece bir gün kaldı.
Yarın görüşmek üzere.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün Türkiye gündemine baktığımda dikkatimi çeken konulardan biri yine ekonomi oldu.
Ama bu kez sadece market fiyatlarına veya döviz kuruna bakmak yerine, üretmenin maliyetine baktım.
Çünkü bir ürün market rafına gelmeden önce uzun bir süreçten geçiyor.
Tarlada üretici var.
Fabrikada çalışan var.
Nakliye var.
Enerji giderleri var.
Yakıt var.
Ve bütün bu maliyetler sonunda ürünün fiyatına yansıyor.
Bugün açıklanan verilere göre tarımsal girdi fiyatları Temmuz 2026'da yıllık yüzde 27,62 arttı. Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi de Ağustos ayında yıllık yüzde 32,60 yükseldi.
Bu rakamları görünce benim aklıma doğrudan vatandaş geliyor.
Çünkü üretim maliyeti arttığında bunun etkisi sadece üreticinin üzerinde kalmıyor.
Bir ürünün maliyeti yükseldiğinde bunun marketteki fiyatına da etkisi olabiliyor.
Bu yüzden ekonomiyi sadece son aşamada, yani markette gördüğümüz fiyat üzerinden konuşmamak gerekiyor.
Üreticinin ne kadar maliyetle üretim yaptığını da konuşmak gerekiyor.
Bugün imalat sanayisinin kapasite kullanım oranı ve reel kesim güven endeksi de açıklandı.
Benim dikkatimi çeken nokta şu:
Türkiye'nin ekonomisi sadece büyük şirketlerden veya büyük rakamlardan oluşmuyor.
Küçük esnaf da ekonominin içinde.
Çiftçi de ekonominin içinde.
Fabrikada çalışan işçi de ekonominin içinde.
Markete alışverişe giden vatandaş da ekonominin içinde.
Herkesin yaşadığı ekonomik gerçek farklı olabilir ama ekonomi hepimizin hayatına dokunuyor.
Ben “Osman Yazıyor”da Türkiye gündemini yazarken bu yüzden sadece rakamları paylaşmak istemiyorum.
O rakamların arkasındaki insanları da düşünmek istiyorum.
Bir çiftçi tarlasını ekip üretirken ne kadar harcıyor?
Bir esnaf dükkânının giderlerini nasıl karşılıyor?
Bir işçi aldığı maaşla evinin ihtiyaçlarını nasıl karşılıyor?
Bir aile markete gittiğinde bütçesini nasıl ayarlıyor?
Bence asıl mesele burada.
Bugün açıklanan ekonomik veriler bize üretim maliyetlerinin hâlâ önemli bir gündem olduğunu gösteriyor.
Benim bugünkü düşüncem ise şu:
Üretim güçlenmeden, vatandaşın alım gücü de kalıcı şekilde rahatlamadan ekonomide yaşanan sorunları tamamen geride bırakmak kolay değil.
Türkiye'nin gündemi her gün değişiyor.
Bugün üretim maliyetlerini konuşuyoruz.
Yarın başka bir konu gündeme gelecek.
Ben de elimden geldiğince gündemi takip edip kendi düşüncelerimi yazmaya devam edeceğim.
Çünkü “Osman Yazıyor” sadece benim hayatımı anlatan bir yer değil. Türkiye'de olup bitenleri kendi gözümden değerlendirdiğim bir yer.
Bugün Türkiye'nin ekonomisinden bir konuyu yazdım.
Yarın yine başka bir gündemle devam edeceğim.
Vazgeçmek yok.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün Türkiye gündemine baktığımda dikkatimi çeken konulardan biri, gayrimenkul alım satımında başlayacak yeni Güvenli Ödeme Sistemi oldu.
1 Ekim 2026'dan itibaren gayrimenkul satışlarında bu sistem zorunlu hale gelecek.
Yeni uygulamada satış bedeli, tapu devri tamamlanıncaya kadar güvenli bir hesapta tutulacak. Tapu devri gerçekleştiğinde ise para otomatik olarak satıcının hesabına aktarılacak.
İlk bakışta bu konu sadece ev veya arsa alıp satan insanları ilgilendiriyor gibi görünebilir.
Ama aslında insanların yıllarca biriktirdiği parayla aldığı bir ev söz konusu olduğunda, ödemenin güvenli şekilde yapılması herkes için önemli.
Ev almak zaten başlı başına büyük bir karar.
Bir insan yıllarca para biriktiriyor.
Kredi çekiyor.
Ailesinden destek alıyor.
Sonra bir ev buluyor.
Böyle büyük bir alışverişte paranın nasıl aktarılacağı da önemli bir konu haline geliyor.
Yeni sistemin amacı da satış bedelinin tapu işlemi tamamlanmadan karşı tarafa aktarılmasıyla ortaya çıkabilecek riskleri azaltmak.
Ben Türkiye'de gündemi takip ederken böyle değişikliklerin vatandaşın günlük hayatına nasıl yansıyacağını düşünmeyi önemli buluyorum.
Çünkü bazen bir düzenleme sadece bir haber başlığı gibi karşımıza çıkıyor.
Ama o düzenlemenin arkasında insanların evleri, birikimleri ve yıllarca verdikleri emek bulunuyor.
Türkiye'de gündem her gün değişiyor.
Bugün ekonomi konuşuluyor.
Yarın başka bir konu gündeme geliyor.
Bir başka gün insanların günlük hayatını doğrudan ilgilendiren yeni bir uygulama açıklanıyor.
Ben de “Osman Yazıyor”da sadece kendi hayatımı değil, Türkiye'de yaşanan ve vatandaşın hayatına dokunan gelişmeleri de yazmaya devam etmek istiyorum.
Çünkü gündemi takip etmek bence sadece haberleri okumak değil.
“Bu değişiklik insanların hayatında ne değiştirecek?” diye düşünmek de gerekiyor.
Bugünkü konumuz buydu.
1 Ekim'den itibaren gayrimenkul satışlarında uygulanacak Güvenli Ödeme Sistemi, Türkiye'de ev ve arsa alım satımında yeni bir dönemin başlaması anlamına geliyor.
Ben yine yazmaya devam edeceğim.
Bugün Türkiye'nin gündeminden bir konuyu yazdım.
Yarın başka bir konuya bakacağız.
Vazgeçmek yok.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün Türkiye'nin gündemine baktığımda yine insanların günlük hayatını doğrudan ilgilendiren bir konu dikkatimi çekti:
Geçim mücadelesi.
Çünkü ekonomi sadece televizyonlarda konuşulan rakamlardan ibaret değil.
Ekonomi marketteki fiyat.
Ekonomi pazardaki alışveriş.
Ekonomi faturalar.
Ekonomi kira.
Ekonomi ulaşım.
Ve en önemlisi, ay sonunu getirmeye çalışan insanların hayatı.
Eylül ayında açıklanan bir araştırmaya göre dört kişilik bir ailenin sağlıklı beslenebilmesi için gereken aylık gıda harcaması 49 bin 655 liraya, yoksulluk sınırı ise 124 bin 339 liraya yükseldi. Araştırmada 2026 asgari ücretinin 28 bin 75 lira olduğu belirtiliyor.
Bu rakamları görünce insan ister istemez düşünüyor.
Bir ailenin mutfak masrafı bu kadar yükselirken insanlar nasıl geçiniyor?
Bir markete girdiğimizde eskiden aldığımız ürünlerin fiyatlarını bugün yeniden görmek bile bazen şaşırtıyor.
Bir ürünün fiyatı değişiyor.
Sonra başka bir ürünün fiyatı değişiyor.
Vatandaş da alışveriş yaparken daha fazla hesap yapmak zorunda kalıyor.
“Bunu alsam, şundan vazgeçmem gerekir mi?” diye düşünüyor.
Bence hayat pahalılığının en önemli taraflarından biri de insanların artık sadece ne alacağını değil, neyi alamayacağını düşünmek zorunda kalması.
Ben Türkiye'de yaşayan bir vatandaş olarak bunların konuşulmasını önemli buluyorum.
Çünkü ekonomi konuşulurken sadece büyük rakamları değil, evlerin mutfağını da konuşmak gerekiyor.
Emeklinin aldığı maaşla ne alabildiğini...
Asgari ücretlinin ay sonunu nasıl getirdiğini...
Kiracının kirasını nasıl ödediğini...
Markete giden bir ailenin sepetini nasıl doldurduğunu...
Bunlar da Türkiye'nin ekonomisinin bir parçası.
Bugün piyasalarda altın fiyatları da yeniden hareketli. 19 Eylül'de gram ve çeyrek altın fiyatlarında yukarı yönlü hareket dikkat çekti.
Ama benim için altının fiyatından daha önemli bir soru var:
Vatandaşın cebindeki para, hayatın artan maliyetlerine yetişebiliyor mu?
Çünkü rakamlar ne kadar değişirse değişsin, insanların günlük hayatında karşılığı markette, pazarda ve evin bütçesinde ortaya çıkıyor.
Türkiye'nin ekonomik gündemini konuşurken birbirimizi suçlamak yerine, insanların yaşadığı gerçek sorunları anlamamız gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü farklı düşüncelere sahip olabiliriz.
Farklı siyasi görüşlerimiz olabilir.
Ama geçim derdi yaşayan insanların yaşadığı zorluğu görmezden gelemeyiz.
Ben “Osman Yazıyor”da bundan sonra da Türkiye'nin gerçek gündemini konuşmaya devam etmek istiyorum.
Bugün haberlerde başka konular olabilir.
Yarın başka bir konu gündeme gelebilir.
Ama vatandaşın geçimi her gün hayatımızın içinde.
Benim bugünkü düşüncem çok açık:
Türkiye'nin geleceğini konuşurken, insanların bugününü de unutmamak gerekiyor.
Çünkü gelecek için umut etmek güzel.
Ama bugün sofraya koyacağımız ekmeği de düşünmek zorundayız.
Ben yine yazmaya devam edeceğim.
Çünkü “Osman Yazıyor” sadece benim hayatımı anlatan bir yer değil; Türkiye'de yaşananları kendi gözümden düşündüğüm bir yer.
Bugün konumuz geçim mücadelesiydi.
Yarın başka bir Türkiye gündemiyle devam edeceğiz.
Vazgeçmek yok.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün benim için farklı bir gündü.
Son günlerde yaşadıklarımı düşündüğümde hâlâ bazen şaşırıyorum.
Ben kendi halinde, telefonum telefon tutacağında dururken burnumla telefonumu kullanarak günümü geçiriyordum.
Sonra bir gün kapının önüne kameralar geldi.
Ardından haberler geldi.
İnsanlar benim hikâyemi anlatmaya başladı.
Bugün ise kendimi haberlerde görmek bana yine farklı duygular yaşattı.
Bir insanın kendi hayatının haber olduğunu görmesi gerçekten kolay anlatılabilecek bir duygu değil.
Çünkü ben bunları yapmak için yola çıkmadım.
Ben sadece kendimi anlatmak istedim.
Telefonumu burnumla nasıl kullandığımı gösterdim.
Günlük hayatımı anlattım.
Yaşadıklarımı anlattım.
Hayallerimi anlattım.
Ve zamanla insanlar benim hikâyemi merak etmeye başladı.
Önce birkaç haber çıktı.
Sonra başka haberler geldi.
DHA geldi.
TRT geldi.
İHA geldi.
Şimdi ise benim hikâyem farklı insanlara ulaşıyor.
Bunları gördükçe içimden şu geçiyor:
“Demek ki insan kendi hikâyesini anlattığında, o hikâye hiç beklemediği yerlere ulaşabiliyormuş.”
Benim için haber olmak sadece gazetede, televizyonda veya internette görünmek değil.
Benim için asıl önemli olan, insanların beni tanıması.
Benim nasıl yaşadığımı görmeleri.
Telefonumu burnumla nasıl kullandığımı bilmeleri.
Ellerimi aktif olarak kullanamadığımı ama buna rağmen teknolojiyle, yazıyla ve insanlarla iletişim kurmaya devam ettiğimi görmeleri.
Belki beni ilk defa gören bir insan şaşıracak.
Belki merak edecek.
Belki benim hakkımda daha fazla araştıracak.
Ama umarım beni sadece engelimle hatırlamaz.
Osman Yıldırım diye bir insan var. Yazıyor, düşünüyor, araştırıyor ve hayallerinin peşinden gidiyor desin.
Benim istediğim bu.
Çünkü insanı sadece yaşadığı zorluklar tanımlamaz.
Benim de zorluklarım var.
Ama hayallerim de var.
Yazılarım var.
Söylemek istediğim sözler var.
Ve anlatmak istediğim daha çok şey var.
Bugün haberlerde kendimi görünce geçmişi de düşündüm.
Eskiden benim dünyam daha küçüktü.
Şimdi internet sayesinde dünyanın başka yerlerindeki insanlar bile benim yazdıklarımı görebiliyor.
Bu bana büyük bir sorumluluk da hissettiriyor.
Çünkü artık yazdığım her kelimenin birilerine ulaşabileceğini biliyorum.
Bu yüzden “Osman Yazıyor” benim için daha da önemli hale geldi.
Ben burada sadece kendimden bahsetmek istemiyorum.
Bazen Türkiye'nin gündemini, bazen insanların yaşadığı sorunları, bazen ekonomiyi, bazen de kendi hayatımdan bir günü yazmak istiyorum.
Çünkü hayat sadece haber olmak değil.
Haber olduktan sonra da üretmeye devam etmek gerekiyor.
Bugün benim hikâyemi anlatan herkese teşekkür ediyorum.
Kamerasıyla gelenlere, soru soranlara, beni dinleyenlere, haberimi yapanlara ve emeği geçen herkese teşekkür ederim.
Ama en büyük teşekkürüm beni gerçekten anlamaya çalışan insanlara.
Çünkü benim için önemli olan sadece görülmek değil.
Anlaşılmak.
Bugün yine telefonum telefon tutacağında.
Ben yine burnumla telefonumu kullanıyorum.
Ve yine yazıyorum.
Belki bugün bir haber oldum.
Ama yarın yine kendi hikâyemi yazmaya devam edeceğim.
Çünkü benim hikâyem daha bitmedi.
Vazgeçmek yok.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün kapının önünde, telefonum telefon tutacağında dururken burnumla telefonumu kullanıp kendi halimde vakit geçiriyordum.
Benim için sıradan bir gündü.
Derken kapının önüne bir araba geldi.
Arabanın plakasına baktım, 34 plakaydı.
Araba kapının önüne kadar geldi. Sonra bagajını açtılar ve içinden kameraları çıkarmaya başladılar.
Ben de ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Sonra bana, “Osman Yıldırım'la çekim yapmaya geldim.” dediler.
Bir anda şaşırdım.
Çünkü insan kendi evinin kapısının önünde telefonunu kullanırken bir anda kameraların çıkacağını düşünmüyor.
Sonra oturduk, sohbet ettik.
Ben de hayat hikâyemi anlattım.
Nasıl doğduğumu, hayatımda neler yaşadığımı, ellerimi kullanamadığım için telefonumu burnumla nasıl kullandığımı, internetle nasıl tanıştığımı ve bugünlere nasıl geldiğimi anlattım.
Ben anlatırken onlar da dinledi.
Benim için belki de en güzel tarafı buydu.
Çünkü benim hayatımda yaşadığım şeyler bana normal geliyor. Ben yıllardır bu şekilde yaşıyorum. Telefonum telefon tutacağında duruyor, ben de burnumla kullanıyorum. Yazılarımı yazıyorum, insanlarla mesajlaşıyorum, internet sitemle ilgileniyorum.
Ama başka birinin gelip bütün bunları merak etmesi insanı ister istemez düşündürüyor.
Çekim yapıldı.
Sohbet ettik.
Sonra muhabir işini tamamladı ve gitti.
Ben de emeği için kendisine teşekkür ettim.
“Çok teşekkür ederim, emeğinize sağlık.” dedim.
Ama sonrasında kendi kendime kaldığımda bir an durdum.
Ve içimden şu geçti:
“Allah Allah oğlum Osman, sana ne oluyor?”
Gerçekten de kendime şaşırdım.
Daha düne kadar kendi halinde telefonunu kullanan Osman...
Şimdi kapısının önüne kamera ekipleri geliyor.
İnsanlar internetten beni buluyor.
Benimle konuşmak, hayatımı dinlemek ve görüntülerimi çekmek için geliyorlar.
Önce haberler çıktı.
Sonra DHA geldi.
TRT geldi.
Bugün de İHA muhabiri geldi.
Ben bunların hiçbirini planlayarak başlamadım.
Sadece kendimi anlatmaya başladım.
Yazdım.
Paylaştım.
İnternet sitemi geliştirdim.
“Osman Yazıyor” diye yazılar yazdım.
Ve zamanla insanlar beni fark etmeye başladı.
Bugün yaşadığım olay bana bir kez daha şunu gösterdi:
Bazen insanın attığı küçük bir adımın nereye kadar gideceğini kendisi bile bilmiyor.
Ben telefonumu burnumla kullanmaya başladığımda bunun bir gün haber konusu olacağını düşünmemiştim.
Ben “Osman Yazıyor” diye yazmaya başladığımda bir gün insanların beni internetten bulup kapıma kamera ile geleceğini de düşünmemiştim.
Ama bugün bunları yaşıyorum.
Elbette bundan dolayı mutluyum.
Ama benim için asıl önemli olan kameraların gelmesi değil.
Benim hikâyemin başka insanlara ulaşması.
Belki beni gören bir kişi kendi hayatındaki bir zorluk karşısında yeniden düşünür.
Belki bir engelli kardeşim beni görüp “Ben de yapabilirim” der.
Belki benim yazdığım bir yazı bir insanın gününü değiştirir.
İşte benim istediğim tam olarak bu.
Ben sadece tanınmak istemiyorum.
Yaptığım şeyin bir anlamı olsun istiyorum.
Bugün kapının önünde başlayan o küçük telaş, benim için yine güzel bir hatıra oldu.
34 plakalı bir araba geldi.
Bagaj açıldı.
Kameralar çıktı.
Bir muhabir geldi.
Sohbet ettik.
Hayatımı anlattım.
Sonra teşekkür edip uğurladım.
Ve ben yine kendi kendime kaldım.
“Allah Allah oğlum Osman, sana ne oluyor?”
Belki gerçekten de hayatımda yeni bir dönem başlıyor.
Nereye gideceğini bilmiyorum.
Ama bildiğim bir şey var:
Ben yazmaya devam edeceğim.
Çünkü daha anlatacak çok hikâyem, yazacak çok düşüncem ve ulaşmak istediğim daha çok insan var.
Bugün kapının önüne gelen kameralar belki birkaç saat sonra gitti.
Ama benim hikâyem devam ediyor.
Vazgeçmek yok.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün biraz durup son birkaç günü düşündüm.
Bazen insanın hayatında bazı şeyler bir anda değişir. Ne zaman olacağını, nasıl olacağını bilemezsin. Sen kendi hayatına devam ederken, hiç beklemediğin bir yerden bir kapı açılır.
Benim için de son günlerde böyle bir şey oldu.
Bir süre önce kendimi ve yaptıklarımı internet üzerinden daha fazla insana ulaştırmaya çalışıyordum. “Hekimhanlı Osman Yıldırım 44” adıyla kendimi anlatıyor, kendi internet sitemi geliştiriyor ve düzenli olarak “Osman Yazıyor” başlığıyla yazılar yazıyordum.
Bunları yaparken amacım sadece bir internet sitesi oluşturmak değildi.
Kendimi anlatmak, sesimi duyurmak ve insanların beni sadece engelli bir insan olarak değil, hayalleri, düşünceleri ve ürettikleri olan bir insan olarak tanımasını istiyordum.
Sonra hiç beklemediğim bir şey oldu.
Beni internetten buldular.
Önce Demirören Haber Ajansı (DHA) benimle iletişime geçti. Daha sonra TRT de gelip benimle çekim yaptı. Kameralar karşısında telefonumu burnumla nasıl kullandığımı, günlük hayatımı ve kendi dünyamı görüntülediler.
Benim için bunun anlamı sadece bir kameranın eve gelmesi değildi.
Çünkü yıllardır telefonumu burnumla kullanıyorum. Benim için bu günlük hayatın bir parçası. Fakat başka insanların bunu görmesi, merak etmesi ve bunu haber değeri taşıyan bir hikâye olarak görmesi bana başka bir şey düşündürdü:
Belki de yıllardır kendi hayatımda normal olarak gördüğüm şey, başka bir insana umut verebilir.
Belki telefonunu farklı bir şekilde kullanan başka bir engelli kardeşim beni görüp “Ben de yapabilirim” diyecek.
Belki bir anne, çocuğunun yapamayacağını düşündüğü bir şeyi yapabileceğine inanacak.
Belki de beni izleyen bir insan, hayatta karşısına çıkan bir engel nedeniyle vazgeçmek üzereyken biraz daha mücadele edecek.
İşte benim için asıl önemli olan tarafı bu.
Ben hiçbir zaman kendimi sadece “haber olan bir insan” olarak görmek istemiyorum.
Ben yazmaya devam etmek istiyorum.
“Osman Yazıyor”un benim için anlamı da burada ortaya çıkıyor.
Her gün farklı bir konu hakkında düşüncelerimi yazıyorum. Bazen Türkiye'nin gündemini, bazen ekonomiyi, bazen insanların yaşadığı sorunları, bazen de kendi hayatımdan bir olayı anlatıyorum.
Ama bütün yazıların altında aynı düşünce var:
İnsan kendisine verilen şartlarla sınırlı kalmak zorunda değildir.
Ben yürüyemiyorum.
Ellerimi aktif olarak kullanamıyorum.
Telefonumu burnumla kullanıyorum.
Ama bütün bunlar benim düşünmeme, araştırmama, yazmama ve insanlarla iletişim kurmama engel değil.
Bugün geriye dönüp baktığımda, internet sitemi kurduğum ilk günleri de düşünüyorum.
O zamanlar belki çok az kişi beni tanıyordu. Ben ise sabırla yazmaya, sitemi geliştirmeye ve kendimi anlatmaya devam ettim.
Şimdi ise insanlar beni internetten buluyor.
Haber kuruluşları benimle iletişime geçiyor.
Kameralar geliyor.
İnsanlar benim hikâyemi merak ediyor.
Bütün bunların bir anda olduğunu düşünüyor olabiliriz ama aslında arkasında uzun bir emek var.
Bir yazı.
Bir paylaşım.
Bir mesaj.
Bir telefon.
Bir haber.
Sonra başka bir haber...
Bazen küçük görünen şeyler zamanla büyüyebiliyor.
Benim bugün çıkardığım ders şu:
Bir şeyin hemen karşılığını alamadığımız için vazgeçmemeliyiz.
Çünkü ne zaman bir insanın bizi göreceğini, ne zaman bir fırsat çıkacağını veya yaptığımız bir şeyin kime ulaşacağını bilemeyiz.
Belki bugün yazdığım bir yazıyı birkaç kişi okuyacak.
Belki yarın daha fazla kişi okuyacak.
Belki aylar sonra bu yazıyı gören biri, “Ben Hekimhanlı Osman'ı daha önce de görmüştüm” diyecek.
Benim için önemli olan ise şu:
Yazmaya devam etmek.
Çünkü artık “Osman Yazıyor” sadece benim günlük yazılarım değil.
Benim kendimi anlattığım, düşündüklerimi paylaştığım ve insanlarla buluştuğum bir yer.
DHA ve TRT'nin beni çekmeye gelmesi elbette beni çok mutlu etti.
Ama bundan sonra benim için daha önemli olan şey, bu ilginin geçici olmaması.
Ben üretmeye devam etmek istiyorum.
Yeni yazılar yazmak, yeni insanlara ulaşmak, yeni şeyler öğrenmek ve kendi hikâyemi anlatmaya devam etmek istiyorum.
Belki önümde ne olduğunu bugün bilmiyorum.
Ama şunu biliyorum:
Ben vazgeçmediğim sürece hikâyem devam ediyor.
Bugün benim için yeni bir sayfanın başlangıcı gibi.
Ve ben o sayfaya yine aynı cümleyle devam ediyorum:
Vazgeçmek yok.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün benim için unutulmayacak bir gün oldu.
Dün “Yarın Demirören Haber Ajansı beni çekime gelecek.” diye yazmıştım.
Bugün o gün geldi.
Sabah saatlerinde Demirören Haber Ajansı (DHA) ekibi Hekimhan'a geldi.
Beni bulup hikâyemi merak etmeleri ve buraya kadar gelip çekim yapmaları beni gerçekten çok mutlu etti.
Kameraların karşısına geçtim…
Telefonumu burnumla nasıl kullandığımı gösterdim.
Günlük hayatımdan bahsettim.
Nasıl yazılar yazdığımı, nasıl içerik ürettiğimi ve kendi imkânlarımla neler yaptığımı anlattım.
Belki benim için günlük hayatın bir parçası olan şeylerdi bunlar.
Ama bugün kameraların karşısında anlatınca, kendi hikâyeme bir kez daha dışarıdan bakmış gibi oldum.
Daha sonra bugün TRT Kurdî ekibi de Hekimhan'a geldi.
Onların da benim hikâyemi merak edip çekim yapmak için buraya gelmesi benim için ayrıca büyük bir mutluluk oldu.
Bir insanın hikâyesinin farklı insanlar tarafından duyulması güzel.
Ama benim için bundan daha önemlisi şu:
Ben hiçbir zaman hikâyemi sadece kendim için anlatmadım.
Benim amacım, benim gibi zorluklar yaşayan insanlara umut verebilmek.
“Ben yapabiliyorsam, sen de yapabilirsin.” diyebilmek.
Ben yürüyemiyorum…
Ellerimi aktif kullanamıyorum…
Ama telefonumu burnumla kullanıyorum.
Yazıyorum.
Araştırıyorum.
Üretiyorum.
Ve bugün geldiğim noktaya bakınca şunu düşünüyorum:
Bazen küçük bir adımla başlayan bir şey, hiç tahmin etmediğiniz kadar büyüyebiliyor.
Ben kendi hikâyemi yazmaya başladım.
İnsanlar okumaya başladı.
Haberler yapıldı.
Şimdi ise DHA ve TRT Kurdî ekipleri Hekimhan'a kadar gelip benim hikâyemi dinledi.
Bunun benim için çok özel bir anlamı var.
Bugün beni çekmeye gelen Demirören Haber Ajansı ve TRT Kurdî ekiplerine teşekkür ediyorum.
Kameralarıyla hikâyemi kaydettiler.
Ama aslında sadece beni değil…
Bir mücadelenin, bir azmin ve vazgeçmemenin hikâyesini kaydettiler.
Belki bugün Hekimhan'da başlayan bu hikâye, yarın Türkiye'nin daha fazla yerine ulaşacak.
Ben yazmaya devam edeceğim.
Üretmeye devam edeceğim.
Ve en önemlisi…
Vazgeçmeyeceğim.
Çünkü benim hikâyem daha bitmedi.
Daha yeni başlıyor.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün benim için çok güzel bir haber aldım…
Yarın Demirören Haber Ajansı (DHA) beni çekime gelecekmiş.
Bunu duyduğumda gerçekten çok mutlu oldum.
Çünkü bundan birkaç yıl önce, hikâyemi bu kadar insanın duyacağını hiç düşünmezdim.
Ben sadece kendi imkânlarımla bir şeyler yapmaya başladım.
Yazdım…
Araştırdım…
İçerik ürettim…
Hayatımı anlattım…
Ve zamanla insanlar benim hikâyemi fark etmeye başladı.
Son günlerde;
Malatya Beyan Haber…
Malatya Söz Haber…
Malatya Kalite Haber…
derken…
Şimdi de Demirören Haber Ajansı…
Yarın onların kameraları karşısında kendi hikâyemi anlatacağım.
Belki dışarıdan bakıldığında sıradan bir çekim gibi görünebilir.
Ama benim için bunun çok daha büyük bir anlamı var.
Çünkü Hekimhan'da yaşayan bir gencin hikâyesi, Türkiye'nin dört bir yanına ulaşabilir.
Ben ellerimi aktif kullanamıyorum.
Yürüyemiyorum.
Ama telefonumu burnumla kullanıyorum.
Yazıyorum…
Düşünüyorum…
Üretiyorum…
Ve kendimi anlatmaya devam ediyorum.
Yarın da elimden geldiğince, kendi cümlelerimle ve kendi hikâyemle kameraların karşısına geçeceğim.
Belki biraz heyecanlanacağım.
Çünkü sonuçta her gün DHA çekimine çıkmıyoruz.
Ama yine de içimden şu cümleyi söyleyeceğim:
“Benim hikâyem burada başladı.”
Ama belki yarın…
Bu hikâye daha fazla insana ulaşacak.
Beni haber yapmak için Hekimhan'a gelecek olan Demirören Haber Ajansı ekibine şimdiden teşekkür ediyorum.
Umarım yarın güzel bir çekim olur.
Ve benim hikâyem…
Hekimhan'dan Türkiye'ye bir kez daha ulaşır.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Yarın Türkiye'de milyonlarca çocuk okula gidecek… Ben ise yıllar önce gidemediğim okulun değerini bugün daha iyi anlıyorum.
Yarın yeni eğitim-öğretim yılının ilk ders zili çalacak.
Binlerce çocuk…
Sabah erkenden kalkacak.
Çantasını hazırlayacak.
Okulun yolunu tutacak.
Kimi heyecanlı olacak…
Kimi biraz uykulu…
Kimi de yeni arkadaşlarıyla tanışacağı için meraklı olacak.
Bir de anne babalar var…
Onlar da çocukları için heyecanlanacak.
“Acaba okul nasıl geçecek?” diye düşünecekler.
Ben de bugün eğitimin ne kadar önemli olduğunu düşündüm.
Ben okula gidemedim.
Ama insanın öğrenmesi için sadece okulun olması yetmiyor.
Merak etmek gerekiyor.
Araştırmak gerekiyor.
Öğrenmek istemek gerekiyor.
Ben de kendi imkânlarımla…
Telefonumdan…
Televizyondan…
İnternetten…
Ve hayattan öğrendim.
Bugün hâlâ öğrenmeye devam ediyorum.
Çünkü insanın öğrenmesinin yaşı da sınırı da yok.
Okula giden çocuklara da bir şey söylemek istiyorum:
Derslerinize çalışın.
Ama sadece ders kitaplarından değil, hayattan da bir şeyler öğrenin.
Arkadaşlarınıza iyi davranın.
Öğretmenlerinize değer verin.
Merak ettiğiniz şeyleri sorun.
Ve en önemlisi, hayallerinizden vazgeçmeyin.
Çünkü belki bugün okul sıralarında oturan bir çocuk, yıllar sonra ülkesine çok büyük işler yapacak.
Bir doktor olacak.
Bir öğretmen olacak.
Bir mühendis olacak.
Bir sanatçı olacak.
Belki de hiç kimsenin tahmin etmediği bambaşka bir başarıya imza atacak.
Benim dileğim;
Her çocuğun eğitim alma fırsatının olduğu,
her gencin geleceğe umutla baktığı
ve hiçbir çocuğun imkânsızlıklar yüzünden hayallerinden vazgeçmediği bir Türkiye.
Yarın okulun ilk günü…
Bütün öğrencilere yeni eğitim-öğretim yılında başarılar diliyorum.
Öğretmenlere kolaylık…
Anne babalara da sabır diliyorum.
Ve bütün çocuklara şunu söylüyorum:
Hayal kurun.
Çalışın.
Öğrenin.
Ve kendinize inanın.
Çünkü gelecek…
Bugün okul sıralarında oturan çocukların ellerinde.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün benim için yine çok güzel bir gün…
Son birkaç gündür arka arkaya güzel haberler alıyorum.
Önce Malatya Beyan Haber…
Sonra Malatya Söz Haber…
Bugün de Malatya Kalite Haber…
Yani kısa zamanda üç farklı haber sitesinde yer aldım.
İnsan kendi adını farklı haberlerde görünce gerçekten mutlu oluyor.
Ama benim için bunun anlamı sadece haber olmak değil…
Hikâyemin daha fazla insana ulaşması.
Yıllardır kendi imkânlarımla yazıyorum…
Telefonumu burnumla kullanıyorum.
Düşünüyorum…
Araştırıyorum…
İçerikler üretiyorum…
Ve hayatımı insanlarla paylaşmaya çalışıyorum.
Bugün Malatya Kalite Haber'de kendi hikâyemi görmek bana ayrıca mutluluk verdi.
Bir de hakkımda hazırlanan haberde…
Hekimhan Belediye Başkanımız Mehmet Şerif Yıldırım'ın benimle ilgili güzel sözlerini görmek beni çok duygulandırdı.
Başkanımın,
“Biz Osman'la gurur duyuyoruz. Osman hepimize örnek oluyor.”
demesi benim için çok değerli.
Başkanım Mehmet Şerif Yıldırım'a da buradan ayrıca teşekkür ediyorum.
Beni her zaman desteklediği…
İhtiyaçlarımda yanımda olduğu…
Ve mücadeleme değer verdiği için…
Allah razı olsun Başkanım.
Haberde geçen “Eller yok, engel yok” sözü de benim hayatımı gerçekten güzel anlatıyor.
Ellerimi aktif kullanamıyorum…
Yürüyemiyorum…
Ama bunlar üretmeme engel değil.
Telefonumu burnumla kullanıyorum.
Yazıyorum…
Düşünüyorum…
Ve insanlara ulaşmaya devam ediyorum.
Son birkaç günde üç farklı haber sitesinde yer almak bana şunu gösterdi:
İnsan kendi imkânlarıyla bir şeyler yaptığında, bir gün mutlaka fark ediliyor.
Bugün Malatya Kalite Haber'e…
Beni haber yapan Malatya Beyan Haber'e ve Malatya Söz Haber'e…
Ayrıca bana her zaman destek olan Başkanım Mehmet Şerif Yıldırım'a çok teşekkür ediyorum.
Bugün gerçekten çok mutluyum.
Çünkü benim hikâyem…
Hekimhan'dan çıkıp daha fazla insana ulaşıyor.
Ben de yazmaya ve üretmeye devam edeceğim.
Çünkü benim için hikâye daha yeni başlıyor.
Eller yok, engel yok.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine çok mutlu oldum…
Çünkü bir haber sitesinde daha yer aldım.
Bu kez Malatya Söz Haber benim hikâyemi haber yaptı.
Haberi görünce gerçekten çok güzel hissettim.
Daha dün…
Kendi adımı bir başka haberde görmenin mutluluğunu yaşarken…
Bugün yine karşıma kendi haberim çıktı.
İnsan kendi hikâyesinin başkalarına ulaştığını görünce…
“Demek ki yaptıklarım fark ediliyor.” diye düşünüyor.
Ben yıllardır kendi imkânlarımla bir şeyler yapmaya çalışıyorum.
Telefonumu burnumla kullanıyorum…
Yazılar yazıyorum…
İçerikler üretiyorum…
Türkiye'nin gündemini takip ediyorum…
Ve kendimi insanlara anlatmaya çalışıyorum.
Bugün ise…
Malatya Söz Haber'de kendi adımı ve hikâyemi görmek bana ayrı bir mutluluk verdi.
Benim için haber olmak sadece ismimin bir yerde yazması değil.
Sesimin daha fazla insana ulaşması demek.
Hikâyemin görülmesi…
Yaptıklarımın fark edilmesi…
Ve “Hekimhanlı Osman”ın daha fazla kişi tarafından tanınması demek.
Bu yüzden Malatya Söz Haber'e gönülden teşekkür ediyorum.
Bana yer verdiğiniz…
Hikâyemi anlattığınız…
Ve sesimi daha fazla insana ulaştırdığınız için…
Bugün gerçekten çok mutluyum.
Dün Malatya Beyan…
Bugün Malatya Söz…
Bakalım yarın Osman'ı hangi haber sitesi yazacak?
İşin şakası bir yana…
Ben yazmaya devam edeceğim.
Çünkü bazen insanın yazdığı bir yazı…
Bazen de anlattığı bir hikâye…
Hiç beklemediği yerlere ulaşıyor.
Bugün benim için güzel bir gündü.
Kendi adımı bir kez daha haberde görmek…
Bana hem mutluluk verdi…
Hem de daha çok üretmek için güzel bir motivasyon oldu.
Teşekkürler Malatya Söz Haber.
İyi ki hikâyeme yer verdiniz.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün ilginç bir haber gördüm…
Ağustos 2026, dünya genelinde kayıtlardaki en sıcak Ağustos olmuş.
Hatta Copernicus verilerine göre Ağustos ayı, şimdiye kadar ölçülen en sıcak aylarla aynı seviyeye ulaşmış.
Bu haberi görünce düşündüm…
Biz yaz boyunca sıcaklardan şikâyet ediyorduk.
“Bugün de çok sıcak…”
“Biraz serinlese keşke…”
diyorduk.
Meğer sadece biz sıcak hissetmemişiz…
Dünya da resmen ateş gibi olmuş.
Ağustos ayında küresel ortalama sıcaklık 16,96 derece olarak ölçülmüş.
Sanayi öncesi döneme göre sıcaklık farkı ise 1,65 derece olmuş.
İnsan bunları okuyunca biraz düşünmeden edemiyor.
Çünkü iklim değişikliği sadece uzak ülkelerin meselesi değil.
Sıcak hava…
Kuraklık…
Su…
Tarım…
Orman yangınları…
Bunların hepsi günlük hayatımızı etkiliyor.
Ben de yazın akülü arabamla mahallede dolaşırken sıcaklığı hissediyorum.
Bazen dışarı çıkıyorum…
Biraz dolaşıyorum…
Sonra diyorum ki:
“Osman, bugün de güneş görevini fazlasıyla yapıyor.”
Ama işin şakası bir yana…
Dünyanın bu kadar ısınması gerçekten düşündürücü.
Bugün şunu düşündüm:
Biz dünyayı sadece kendimiz için yaşamıyoruz.
Bizden sonra gelecek çocuklar da bu dünyada yaşayacak.
Onların da temiz hava…
Temiz su…
Yeşil alanlar…
Ve serinleyebilecekleri güzel günlere ihtiyacı var.
O yüzden doğaya biraz daha dikkat etmemiz gerekiyor.
Çünkü dünya bizim evimiz.
Evin çatısı yanmaya başladıysa, “Bana ne?” deme zamanı değil.
Bugün benim aklımdan geçenler bunlardı…
Umarım gelecek yıllarda sıcaklık rekorlarını değil…
güzel hava, bol yağmur ve yemyeşil günleri konuşuruz.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün gerçekten çok mutlu oldum…
Öyle büyük bir şey olduğu için değil…
Bir haberin içinde yer aldığım için.
Bugün Özkan Koç abim beni haber yaptı.
Haberde kendi adımı görmek…
Kendi hikâyemi görmek…
Benim için gerçekten çok güzel bir duygu oldu.
Çünkü insan bazen yaptığı şeylerin fark edilmesini istiyor.
Ben de uzun zamandır kendi imkânlarımla yazıyorum…
Düşünüyorum…
Araştırıyorum…
Her gün bir şeyler üretmeye çalışıyorum.
Bugün ise…
Ben haber oldum.
Bunu görünce gerçekten çok mutlu oldum.
Telefonumdan haberi görünce…
İçimden “Vay be, Osman haber olmuş!” dedim.
İnsan kendi adını haberde görünce ister istemez mutlu oluyor.
Hele ki bunu Özkan Koç abim yapınca…
Benim için daha da anlamlı oldu.
Çünkü bu sadece bir haber değil…
Benim için emeğimin ve çabamın fark edilmesi.
Beni gören…
Hikâyemi anlatan…
Sesimi daha fazla insana ulaştıran Özkan Koç abime gönülden teşekkür ediyorum.
Ayrıca Malatya Beyan Haber'e de çok teşekkür ediyorum.
Bana haberinizde yer verdiğiniz için…
Beni insanlara tanıttığınız için…
Ve benim hikâyemi değerli gördüğünüz için…
Çok mutlu oldum.
Bugün bir kez daha şunu düşündüm…
İnsan bazen küçücük bir şeyle bile çok mutlu olabiliyor.
Benim için bugün o küçücük şey…
Haberde kendi adımı görmekti.
Ama bana verdiği mutluluk hiç de küçük değildi.
Bugün yüzüm gerçekten gülüyor.
Çünkü Osman haber oldu.
Ve ben bu mutluluğu uzun süre unutmayacağım.
Özkan Koç abime ve Malatya Beyan Haber'e çok teşekkür ederim.
İyi ki beni gördünüz…
İyi ki hikâyeme yer verdiniz…
İyi ki bugün beni bu kadar mutlu ettiniz.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün eğitimle ilgili bir haber gördüm…
PISA 2025 sonuçları açıklandı.
Türkiye'nin matematik, okuma ve fen alanlarındaki sonuçları 2022'ye göre yükselmiş.
Bu haberi görünce biraz düşündüm…
Ben hiç okula gidemedim.
Ama öğrenmekten hiç vazgeçmedim.
Bugün telefonumu kullanıyorum…
İnternetten haberleri takip ediyorum…
Araştırıyorum…
Okuyorum…
Ve her gün kendi düşüncelerimi yazıyorum.
Bazen düşünüyorum da…
Okul başka bir şey öğretiyor, hayat başka bir şey.
Benim okulda öğrendiğim dersler olmadı…
Ama hayat bana çok şey öğretti.
Sabretmeyi…
Düşünmeyi…
Araştırmayı…
İnsanlarla iletişim kurmayı…
Ve en önemlisi…
Vazgeçmemeyi.
Bugün PISA sonuçlarını görünce şunu düşündüm:
Eğitim sadece sınavdan alınan puan değildir.
Bir insanın merak etmesi…
Soru sorması…
Yeni şeyler öğrenmek istemesi de eğitimdir.
Benim ellerim yok…
Yürüyemiyorum…
Ama aklım var.
Telefonumu burnumla kullanarak yazıyorum.
Her gün yeni bir konu bulup araştırıyorum.
Bazen Türkiye'nin gündemini…
Bazen ekonomiyi…
Bazen Atatürk'ü…
Bazen de aklıma takılan küçücük bir şeyi…
Çünkü insan öğrenmeye devam ettiği sürece…
Yaşı kaç olursa olsun öğrenci olmaya devam ediyor.
Bugün kendime şunu söyledim:
“Osman, senin de okulun farklı olmuş.”
Benim okulum…
Hayat.
Öğretmenim ise…
Yaşadıklarım.
Ve ben hâlâ ders çalışıyorum.
Sadece benim sınavımın adı biraz farklı…
Hayat sınavı.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün dünkü maçı tekrar düşündüm…
Filenin Sultanları'nın Avrupa şampiyonluğunu…
İtalya'yı 3-2 yenerek kupayı aldılar.
Ama benim aklımda sadece kupa kalmadı…
Pes etmemeleri kaldı.
Çünkü hayatta da bazen böyle oluyor…
Her şey istediğimiz gibi gitmiyor.
Bazen geriye düşüyoruz…
Bazen yoruluyoruz…
Bazen “Artık olmayacak” diye düşünüyoruz…
Ama belki de tam o anda biraz daha mücadele etmek gerekiyor.
Filenin Sultanları dün bunu gösterdi.
Ben de kendi hayatımı düşündüm…
Yürüyemiyorum.
Ellerimi kullanamıyorum.
Ama bu benim hayatımı tamamen durdurmuyor.
Telefonumu kullanıyorum…
Burnumla yazıyorum…
Düşünüyorum…
Üretiyorum…
Ve her gün yeni bir şey yazmaya devam ediyorum.
Bazen insanlar bir insanın yapamadıklarına bakıyor…
Ben ise biraz da yapabildiklerimize bakmak gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü insanın önünde bir engel olabilir…
Ama bu, hayallerinin önünde de engel olacağı anlamına gelmez.
Bugün Filenin Sultanları'ndan bana kalan düşünce şu:
Kaybetmek, mücadele ettiğin sürece son değildir.
Bazen yeniden ayağa kalkmak…
Bazen yeniden denemek…
Bazen de sadece devam etmek gerekir.
Ben de devam ediyorum.
Bugün yazıyorum…
Yarın yine yazacağım.
Çünkü hayat devam ettiği sürece…
Bizim de söyleyecek bir sözümüz var.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün Türkiye için güzel bir gün…
Filenin Sultanları Avrupa şampiyonu oldu.
Finalde İtalya'yı 3-2 mağlup ettiler.
Maç gerçekten nefes kesiciydi.
İki kez geriye düştüler…
Ama pes etmediler.
Son sette de mücadeleyi bırakmadılar…
Ve sonunda Avrupa'nın en büyüğü yine Türkiye oldu.
Ben maçı düşünürken şunu düşündüm…
Hayatta bazen geriye düşebilirsin.
Bazen işler istediğin gibi gitmeyebilir.
Ama önemli olan…
Mücadeleyi bırakmamak.
Filenin Sultanları da bugün bunu gösterdi.
Skor ne olursa olsun…
Maç bitmeden hiçbir şey bitmiyor.
Benim hayatımda da bazen zor günler oluyor.
Yürüyemiyorum…
Ellerimi kullanamıyorum…
Ama ben de mücadeleyi bırakmıyorum.
Telefonumu burnumla kullanıyorum…
Yazılarımı yazıyorum…
Her gün yeni bir şey öğrenmeye çalışıyorum.
Bugün Filenin Sultanları'nı izlerken…
Kendi hayatımdan da bir şey gördüm.
İnsan bazen sahip olduklarıyla değil, vazgeçmedikleriyle güçlüdür.
Bugün bir kez daha gördük…
Bir takım sahaya çıkıyor…
Ama arkasında milyonlarca insanın sevgisi oluyor.
Evlerde heyecan…
Kahvelerde sohbet…
Telefonlarda mesajlar…
Herkes aynı şeyi söylüyor:
Türkiye kazansın!
Ve bugün kazandılar.
Üstelik üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu oldular.
Helal olsun Filenin Sultanları'na.
Bize bu güzel gururu yaşattıkları için…
Teşekkürler.
Bugün hepimizin yüzünü biraz olsun güldürdünüz.
Şampiyon Türkiye!
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün bir haber gördüm…
Eylül ayı yaşlı ve engelli aylıkları hesaplara yatırılmaya başlamış.
Bu haberi görünce biraz düşündüm…
Çünkü bazı insanlar için bu ödeme sadece bir para değil.
Ay boyunca ihtiyaçlarını karşılayabilmek demek.
Fatura demek…
Market demek…
İlaç demek…
Evdeki ihtiyaçlar demek…
Engelli bir insanın hayatında küçük görünen bazı ihtiyaçlar bile bazen büyük masraf olabiliyor.
Ben de bugün bunu düşündüm.
İnsan bazen dışarıdan bakınca…
“Her şey tamam” sanıyor.
Ama işin iç yüzünde…
Her ay hesap yapmak gerekiyor.
Ne kadar para geldi?
Ne kadar fatura var?
Ne kadar market alışverişi yapılacak?
Ay sonuna ne kalacak?
Bazen insanın hesabı gerçekten matematik sorusuna dönüyor.
Ama bu sorunun cevabını öğretmen değil, hayat veriyor.
Ben akülü arabamla mahallede dolaşıyorum.
Bir şarjla yaklaşık 3 gün gidiyorum.
Her gün 5-6 kere gidip geliyorum.
Ama hayat sadece mahallede dolaşmaktan ibaret değil.
İnsanın evde de ihtiyaçları var.
Dışarıda da ihtiyaçları var.
Bu yüzden engelli aylıkları ve sosyal destekler…
Birçok insan için gerçekten önemli.
Bugün şunu düşündüm…
Engelli insanların hayatını kolaylaştırmak sadece para yardımı yapmakla olmaz.
Erişilebilir yollar, ulaşım, sağlık hizmetleri ve sosyal hayat da çok önemli.
İnsan sadece yardım alan biri olarak görülmemeli.
Hayatın içinde yer alan bir birey olarak görülmeli.
Benim elim yok…
Ama aklım var.
Yürüyemiyorum…
Ama düşünüyorum.
Yazamıyorum sananlar olabilir…
Ama ben burnumla telefonumu kullanıp her gün yazıyorum.
Bugün de bunları yazmak istedim.
Çünkü engelli insanların hayatı hakkında konuşurken…
Onlar adına değil, onlarla birlikte konuşmak gerekiyor.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün 4 Eylül…
Bugün benim için çok anlamlı bir gün.
Çünkü bundan tam 107 yıl önce, 4 Eylül 1919'da Sivas Kongresi başladı.
Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları…
Vatanın geleceği için Sivas'ta bir araya geldi.
O günlerde ülkenin durumu hiç kolay değildi.
Ama zor zamanlarda bile…
Bir milletin umudu vardı.
Bağımsızlık inancı vardı.
Ve en önemlisi…
Milletin kendi geleceğine sahip çıkma kararlılığı vardı.
Sivas Kongresi, 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında yapıldı.
Kongreye Mustafa Kemal Atatürk başkanlık etti.
Bugün geriye dönüp baktığımda…
Bir insanın cesaretinin…
Bir milletin kaderini nasıl değiştirebildiğini düşünüyorum.
Atatürk o günlerde…
“Bakalım ne olacak?” diye beklemedi.
Milletine güvendi.
Millet de ona güvendi.
Bugün biz…
Türkiye Cumhuriyeti'nde özgürce yaşayabiliyorsak…
Bunun arkasında büyük bir mücadele var.
Bugün ben yürüyemiyorum…
Ellerimi kullanamıyorum…
Ama aklımla düşünüyor, burnumla telefonumu kullanıyor ve yazılarımı yazıyorum.
Bazen kendi kendime düşünüyorum…
İnsan bedenindeki bir engelle durabilir mi?
Hayır.
Yeter ki içinde umut olsun…
Yeter ki mücadele etsin…
Yeter ki vazgeçmesin.
Atatürk'ün mücadelesinden bana kalan en büyük düşüncelerden biri de bu…
Zor şartlar, insanın umudundan daha büyük değildir.
Bugün Sivas Kongresi'nin 107. yıl dönümünde…
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere…
Millî Mücadele'nin bütün kahramanlarını saygı ve minnetle anıyorum.
İyi ki mücadele ettiler.
İyi ki vazgeçmediler.
İyi ki bu güzel Cumhuriyet'i bize bıraktılar.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine ekonomi haberlerine baktım…
Bu sefer karşıma enflasyon ve kira zamları çıktı…
Ağustos ayı enflasyonu açıklandı.
Yıllık enflasyon yüzde 31,51 oldu.
Eylül ayında kira sözleşmesini yenileyecekler için açıklanan 12 aylık TÜFE ortalaması ise yüzde 31,79.
Rakamları okuyunca insanın kafası biraz karışıyor…
Çünkü vatandaşın hesabı çok daha basit.
Markete gidiyorsun…
Bir şey alıyorsun…
Fiyatına bakıyorsun…
Sonra eve dönüyorsun…
Bir hafta sonra yine aynı ürünü almak için gidiyorsun…
Fiyat değişmiş.
İnsan bazen etikete değil…
Takvime bakıyor.
“Acaba daha kaç gün oldu?” diye…
Kira konusu ise daha da önemli.
Çünkü evin kirası arttığında…
Sadece kira artmıyor.
Elektrik var…
Su var…
Doğalgaz var…
Market var…
Faturalar var…
Günlük ihtiyaçlar var…
Hepsi üst üste gelince insanın hesabı zorlaşıyor.
Benim akülü arabam var…
Bir şarjla yaklaşık üç gün mahallede dolaşıyorum.
Her gün de 5-6 kere gidip geliyorum.
Benim motorinle işim yok…
Ama markete girdiğim zaman…
Ben de fiyat etiketlerini görüyorum.
Çünkü hayat pahalılığının akülü arabası yok…
Herkese yetişiyor.
Bugün bunları düşünürken şunu anladım…
Ekonomi sadece televizyondaki rakamlardan ibaret değil.
Ekonomi, ayın sonunu nasıl getirdiğimizdir.
Umarım önümüzdeki aylarda…
Rakamların yanında vatandaşın da yüzü güler.
Çünkü herkesin istediği aslında çok basit…
Biraz rahat nefes alabilmek.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün akaryakıt fiyatlarına baktım…
Yine insanın canını sıkan bir rakam gördüm…
Motorine 3,60 TL zam gelmiş.
Ama benim motorinle işim yok…
Çünkü benim kullandığım araç akülü araba…
Ben bir şarj ediyorum…
Yaklaşık 3 gün gidiyor.
Mahallede de her gün…
5-6 kere gidip geliyorum.
Yani benim için benzinlikteki tabela biraz uzaktan bakılan bir şey…
Benim baktığım yer başka…
Şarj göstergesi.
Ama yine de akaryakıt zamlarını düşününce…
Bunun sadece arabası olanları ilgilendirmediğini düşünüyorum.
Çünkü motorin pahalanınca…
Taşımacılık maliyeti artıyor…
Ürünlerin fiyatı etkileniyor…
Marketteki etiketlere kadar yansıyor…
Yani insan arabasına motorin koymasa bile…
Motorin zammını cebinde hissedebiliyor.
Benim akülü araba ise…
Bir şarjla üç gün mahalleyi dolaşıyor.
Her gün 5-6 kere gidip geliyorum…
Bazen düşünüyorum da…
Akülü araba da olmasa mahalledeki tur sayım düşerdi.
Ben bugün bunları düşündüm…
Akaryakıt pahalı olabilir…
Ama umarım hayatın diğer tarafındaki fiyatlar da biraz olsun düşer.
Çünkü vatandaşın artık…
Zam haberinden çok indirim haberi duymaya ihtiyacı var.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün takvime baktım…
1 Eylül.
Demek ki yaz da yavaş yavaş bitiyor…
Daha dün gibi geliyor ama Ağustos da bitti.
Benim için Ağustos'un ayrı bir anlamı vardı.
Çünkü Osman Yazıyor 5 aylık oldu.
Şimdi yeni bir ay başladı.
Eylül.
Eylül deyince benim aklıma hemen sonbahar geliyor…
Havaların yavaş yavaş serinlemesi…
Günlerin kısalması…
Akşamların daha erken gelmesi…
Ama bir de başka bir şey geliyor aklıma:
Haberler.
Ben zaten her gün yaklaşık 3 saat haberleri izliyorum.
Eylül ayında da Türkiye'nin gündemi yine yoğun olacak.
Ekonomi…
Fiyatlar…
Döviz…
Altın…
Akaryakıt…
Ve insanların geçim derdi…
Bugün haberlerde de eylül ayının ekonomi açısından yoğun geçeceği konuşuluyor.
Ben de kendi kendime düşündüm:
“Eylül geldi ama fiyatlar da bizimle birlikte mi geldi, yoksa yine önden mi koştu?”
Şaka bir yana…
İnsan yeni bir aya girerken biraz umut etmek istiyor.
“Belki bu ay daha güzel olur.”
diyor.
Ben de öyle düşünüyorum.
Belki bu ay güzel haberler gelir…
Belki insanların yüzü biraz daha güler…
Belki market fiyatları biraz olsun düşer…
Belki herkes ay sonunu daha rahat getirir.
Benim için Eylül aynı zamanda yeni bir başlangıç.
Çünkü Osman Yazıyor devam ediyor.
5 ay bitti…
Şimdi 6. aya girdik.
Daha yazacak çok konum var.
Türkiye'yi yazacağım…
Hekimhan'ı yazacağım…
Haberleri yazacağım…
Bazen ekonomiyi…
Bazen kendi hayatımı…
Bazen de hiç beklemediğimiz bir konuyu.
Çünkü ben artık şunu biliyorum:
Her gün yazacak bir şey mutlaka çıkıyor.
Yeter ki insan biraz baksın…
Biraz düşünsün…
Biraz da etrafını dinlesin.
Bugün benim aklımdan geçenler bunlardı…
Hoş geldin Eylül.
Umarım bu ay hepimize sağlık, huzur, güzel haberler ve biraz da rahatlık getirir.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün benim için farklı bir gün…
Çünkü Osman Yazıyor tam 5 aylık oldu.
Ben bu yazıları yazmaya 31 Mart 2026'da başladım.
O gün başladığımda…
“Acaba her gün ne yazacağım?” diye düşünüyordum.
Ama bugün geriye dönüp baktığımda…
5 ay boyunca her gün başka bir konu bulmuşum.
Bazen Türkiye'yi yazdım…
Bazen ekonomiyi…
Bazen hayat pahalılığını…
Bazen Hekimhan'ı…
Bazen haberleri…
Bazen bir türküyü…
Bazen Atatürk'ü…
Bazen de kendi hayatımı yazdım.
Bazen çok düşündüm…
Bazen güldüm…
Bazen üzüldüm…
Ama her gün yazmaya devam ettim.
Bu 5 ayda çok şey öğrendim.
Bir konu hakkında düşünürken…
Onu sadece düşünmekle kalmadım.
Araştırdım…
Okudum…
Sonra kendi düşüncelerimi yazıya döktüm.
Bazen de anneme:
“Bugün ne yazacağım?”
diye düşündüm.
Annem de bazen:
“Ben nereden bileyim Osman?”
der gibi baktı.
Ben de yine telefonu önüme aldım…
Ve bir konu buldum.
Çünkü artık yazmak benim için sadece bir alışkanlık değil…
Günlerimi kaydetmenin bir yolu oldu.
Ben yürüyemiyorum…
Ellerimi kullanamıyorum…
Ama aklım var.
Telefonumu burnumla kullanıyorum.
Düşünüyorum…
Yazıyorum…
Üretiyorum…
Ve insanlara ulaşmaya çalışıyorum.
Bu 5 ayda ayrıca iki tane Osman'ın Masalı yazdım.
Web sitemi geliştirdim…
Yazılarımı orada paylaşmaya devam ettim.
Belki bugün çok büyük rakamlara ulaşmadım…
Ama benim için önemli olan sadece rakamlar değil.
Devam edebilmek.
Çünkü bazen küçük bir adım…
İnsanı çok uzaklara götürebiliyor.
Bugün 5 ayın sonunda kendime şunu söylüyorum:
İyi ki 31 Mart'ta başlamışım.
İyi ki yazmışım…
İyi ki vazgeçmemişim…
Çünkü artık geriye dönüp baktığımda…
5 aylık bir Osman Yazıyor arşivim var.
Her yazıda başka bir gün…
Her yazıda başka bir düşünce…
Her yazıda biraz da Osman var.
Bugün 5 ay oldu.
Ama ben burada durmak istemiyorum.
6. ay da başlayacak…
Sonra 7…
8…
Belki 1 yıl…
Kim bilir?
Belki yıllar sonra bu yazıları açıp okuyacağım.
Ve diyeceğim ki:
“Bak Osman, 31 Mart 2026'da başlamıştın… Hiç bırakmamışsın.”
Bugün benim aklımdan geçenler bunlardı…
Osman Yazıyor 5 aylık oldu.
Daha yazacak çok sözüm var.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı.
Bugün benim için sıradan bir gün değil…
Bugün 104 yıl önce kazanılan büyük zaferi düşünüyorum.
Sabah uyandığımda aklıma ilk gelenlerden biri yine Gazi Mustafa Kemal Atatürk oldu.
Çünkü bugün onun ve silah arkadaşlarının kazandığı büyük zaferi anıyoruz.
30 Ağustos 1922…
Bir milletin kaderinin değiştiği günlerden biri.
Bir tarafta yokluk…
Bir tarafta savaş…
Bir tarafta büyük zorluklar…
Ama bütün bunların karşısında inanç ve bağımsızlık vardı.
Ve o inancın başında Mustafa Kemal Atatürk vardı.
Bugün Türkiye'nin dört bir yanında bayraklar dalgalanıyor.
Anıtkabir'de törenler yapılıyor.
İnsanlar Atatürk'ü ve Milli Mücadele kahramanlarını anıyor.
Ben de bugün kendi hayatımı düşündüm.
Ben yürüyemiyorum.
Ellerimi de kullanamıyorum.
Ama aklım var.
Telefonumu burnumla kullanıyorum.
Yazıyorum…
Okuyorum…
Haberleri takip ediyorum…
Web sitemi yönetiyorum…
Osman Yazıyor yazılarımı yazıyorum…
İki tane Osman'ın Masalı yazdım.
Bazen insanlar sadece yapamadıklarına bakıyor.
Ben ise yapabildiklerime bakmaya çalışıyorum.
Çünkü benim de bir mücadelem var.
Belki benim mücadelem cephede değil…
Ama hayatın içinde.
Atatürk'ün sözlerini düşündüğümde kendime şunu söylüyorum:
“Ben yürüyemiyorum ama aklım var.”
“Ellerimi kullanamıyorum ama düşüncelerim var.”
“Kalem tutamıyorum ama burnumla telefonumu kullanıp yazabiliyorum.”
Ve bugün bir şeyi daha düşünüyorum:
Bizim Atatürk'ümüz var.
Bizim Cumhuriyetimiz var.
Bizim bağımsızlığımız var.
Bize bırakılmış büyük bir tarihimiz var.
Bu yüzden bugün sadece bayram yapmıyorum…
Şükrediyorum.
Bu topraklarda özgürce yaşayabildiğimiz için…
Türk bayrağımız dalgalandığı için…
Cumhuriyetimiz olduğu için…
Ve bütün bunların arkasında büyük bir mücadele olduğunu bildiğim için…
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere…
Silah arkadaşlarını…
Milli Mücadele'nin bütün kahramanlarını…
Aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Bugün benim aklımdan geçenler bunlardı…
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.
Bizim Atatürk'ümüz var.
Bizim Cumhuriyetimiz var.
Ve benim de söyleyecek sözüm var:
Benim elim yok ama aklım var.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün takvime baktım…
Yarın 30 Ağustos.
Yani Zafer Bayramı.
Ben bugün yarını düşünürken…
Aklıma hemen Gazi Mustafa Kemal Atatürk geldi.
Bazı sözler vardır…
Aradan yıllar geçse bile unutulmaz.
Atatürk'ün “Geldikleri gibi giderler.” sözü de benim için böyle bir söz.
Bir de Gençliğe Hitabe geliyor aklıma.
Atatürk gençlere:
“Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.”
diye seslenmişti.
Ve sonunda:
“Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!”
demişti.
Bu sözleri bugün yeniden düşününce…
Ben kendi hayatımı da düşündüm.
Ben yürüyemiyorum.
Ellerimi de kullanamıyorum.
Ama aklım var.
Telefonumu burnumla kullanıyorum.
Yazıyorum…
Okuyorum…
Haberleri takip ediyorum…
Web sitemi yönetiyorum…
Osman Yazıyor yazılarımı yazıyorum…
İki tane Osman'ın Masalı yazdım.
Belki yürüyemiyorum…
Belki ellerimi kullanamıyorum…
Ama düşüncelerim var.
Hayallerim var.
Yazacak sözlerim var.
Benim elim yok ama aklım var.
İşte bugün Atatürk'ün sözlerini düşünürken bunu kendime de hatırlattım:
İnsanın önünde engeller olabilir ama aklının ve hayallerinin önünde engel olmamalı.
Çünkü bizim Atatürk'ümüz var.
Bizim tarihimiz var.
Bizim Cumhuriyetimiz var.
Ve bize bırakılan büyük bir miras var.
26 Ağustos 1922'de başlayan Büyük Taarruz…
30 Ağustos 1922'de Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nde büyük zaferle sonuçlandı.
Bu muharebeyi bizzat Gazi Mustafa Kemal Paşa yönetti.
O gün kolay kazanılmadı.
Cephede Mehmetçik vardı…
Şehitler vardı…
Gaziler vardı…
Arkalarında ise bağımsızlık isteyen koca bir millet vardı.
Bugün biz özgür bir ülkede yaşayabiliyorsak…
Türk bayrağımız dalgalanıyorsa…
Cumhuriyetimiz varsa…
Bunun arkasında büyük bir fedakârlık var.
Ben bugün Atatürk'ü düşünürken şunu da düşündüm:
Atatürk bize sadece bir zafer bırakmadı.
Bize bir Cumhuriyet bıraktı.
Bize bir gelecek bıraktı.
Bize gençlere güvenmeyi öğretti.
Bu yüzden Atatürk'ü anlamak ve Cumhuriyetimize sahip çıkmak çok önemli.
Ben yürüyemiyorum…
Ellerimi kullanamıyorum…
Ama yazabiliyorum.
Düşünebiliyorum.
Üretebiliyorum.
Ve elimden geldiğince insanlara ulaşabiliyorum.
Benim mücadelem de hayatın içinde devam ediyor.
Yarın 30 Ağustos…
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere…
Kurtuluş Savaşı'nda mücadele eden bütün kahramanlarımızı…
Şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.
Bugün benim aklımdan geçenler bunlardı…
Bizim Atatürk'ümüz var.
Bizim Cumhuriyetimiz var.
Bizim bağımsızlığımız var.
Ve benim de söyleyecek sözüm var:
Benim elim yok ama aklım var.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün Hekimhan'dan çok ilginç bir haber gördüm…
Haberi okuyunca gerçekten şaşırdım.
Hekimhan'da yaklaşık 150 yıllık bir meşe ağacının üzerine ev yapılmış.
Evet, yanlış okumadınız…
Ağacın üzerine ev yapılmış.
Üstelik evin bazı odalarının içinden ağacın dalları geçiyor.
Bunu görünce ilk düşündüğüm şey:
“Hekimhan'da ağaç bile ev sahibi olmuş!”
oldu.
Şaka bir yana…
Bence bu çok farklı ve güzel bir hikâye.
Çünkü o meşe ağacı yaklaşık 150 yıldır orada.
Kim bilir…
Kaç insanın hayatına şahit oldu?
Kaç yaz gördü?
Kaç kış geçirdi?
Kaç çocuk onun gölgesinde oynadı?
Belki de o ağacın altında yıllar önce oturan insanların torunları bugün hâlâ o ağacı görüyor.
Sonra birileri o ağacın üzerine ev yapmaya karar vermiş.
Ama ağacı kesmek yerine…
Evi ağaca göre yapmışlar.
Bence asıl güzel tarafı da bu.
Ağaç dalları evin içinden geçiyor…
Yani ev ağacı değiştirmemiş.
İnsanlar evlerini ağaca uydurmuş.
Bugün bunu düşünürken doğanın değerini bir kez daha düşündüm.
Bazen insan bir ağacı sadece ağaç olarak görüyor.
Ama aslında o ağacın da bir hikâyesi var.
150 yıllık bir ağaç demek, 150 yıllık bir hatıra demek.
Hekimhan'ın böyle farklı hikâyelerinin olması da beni mutlu ediyor.
Ben Hekimhan'ı seviyorum.
Çünkü bazen burada öyle bir haber çıkıyor ki…
İnsan:
“Böyle şey sadece Hekimhan'da olur!”
diyor.
Bugün benim aklımdan geçenler bunlardı…
Belki o meşe ağacı konuşabilseydi…
150 yılda bize anlatacak çok şeyi olurdu.
Kimi insanlar hatıralarını yazıyla saklar…
Ağaçlar ise hatıralarını yıllarca dallarında taşır.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün haberleri izlerken…
Bir haber dikkatimi çekti.
Motorine yaklaşık 5,30 TL indirim gelmiş.
İndirim pompaya da yansımış.
Haberi görünce önce bir şaşırdım…
Çünkü son zamanlarda zam haberlerine alışmışız.
Bu sefer:
“Aa, motorin ucuzlamış!”
dedim.
İnsan böyle bir haberi görünce hemen bir daha kontrol ediyor.
“Gerçekten indirim mi, yanlış mı okudum?”
diye düşünüyor.
Sonra baktım…
Gerçekmiş.
27 Ağustos itibarıyla motorin İstanbul Avrupa Yakası'nda 77,43 TL, Ankara'da 78,53 TL, İzmir'de ise 78,83 TL seviyesinde.
Ama insanın aklına yine de şu geliyor:
“İndirim geldi ama motorin hâlâ 77 lira!”
Yani cüzdan:
“Osman, sevinelim mi, sevinmeyelim mi?”
diye kararsız kalıyor.
Şaka bir yana…
Akaryakıt fiyatları çok önemli.
Çünkü motorin sadece arabaya konulan yakıt değil.
Taşımacılık var…
Ulaşım var…
Esnaf var…
Çiftçi var…
Ürünlerin tarladan markete gelmesi bile akaryakıt fiyatlarından etkilenebiliyor.
Bu yüzden akaryakıtta yapılan bir indirim…
Vatandaşın cebini doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebiliyor.
Ben her gün yaklaşık 3 saat haberleri izliyorum.
Türkiye'de ne oluyor…
Ekonomide ne oluyor…
Fiyatlar ne durumda…
Hepsini takip ediyorum.
Bugün de uzun zamandır gördüğüm zam haberlerinin arasında bir indirim haberi görünce açıkçası hoşuma gitti.
Keşke vatandaşın karşısına daha çok böyle haber çıksa.
Çünkü insan bazen televizyonu açtığında:
“Bugün hangi şeye zam geldi?”
diye düşünüyor.
Bir gün de televizyonu açıp:
“Bugün ne ucuzladı?”
diye düşünsek güzel olmaz mı?
Benim dileğim çok basit:
İnsanların cebinin biraz daha rahat ettiği bir Türkiye.
Bugün motorin indirimi haberini görünce aklımdan bunlar geçti.
Belki küçük bir indirim gibi görünebilir…
Ama vatandaş için 5 lira da 10 lira da önemlidir.
Çünkü bazen ay sonunda…
Küçük küçük paralar birleşip büyük bir mesele oluyor.
Bugün benim aklımdan geçenler bunlardı…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün 26 Ağustos…
Ben bugün takvime bakınca…
26 Ağustos 1922'yi düşündüm.
Tam 104 yıl önce bugün, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün başkomutanlığında Büyük Taarruz başladı.
Kocatepe'de sabahın erken saatlerinde top sesleri yükseldi…
Türk ordusu büyük bir mücadeleye başladı.
Bu sadece bir savaş değildi…
Bir milletin bağımsızlık mücadelesiydi.
O gün askerlerimiz cephedeydi…
Ama onların arkasında bütün bir millet vardı.
Kadınlar…
Çocuklar…
Yaşlılar…
Çiftçiler…
Herkes elinden gelen desteği vermeye çalışıyordu.
Çünkü herkesin istediği aynıydı:
Bağımsız bir vatan.
26 Ağustos'ta başlayan Büyük Taarruz…
30 Ağustos'ta Başkomutanlık Meydan Muharebesi'ndeki büyük zaferle devam etti.
Sonra Türk ordusu ilerledi…
Ve 9 Eylül 1922'de İzmir kurtarıldı.
Bugün bunları düşünürken…
Benim aklıma Mustafa Kemal Atatürk geliyor.
Çünkü böyle büyük bir mücadeleyi yönetmek…
Böyle büyük bir sorumluluğu taşımak…
Kolay değildi.
Bugün biz özgür bir ülkede yaşayabiliyorsak…
Bunun arkasında şehitlerimizin ve gazilerimizin büyük fedakârlığı var.
Onları unutmamak gerekiyor.
Ben bugün özellikle şunu düşündüm:
Bir ülkenin en büyük gücü sadece silahı değil, milletinin birlik ve beraberliğidir.
104 yıl önce bunu başaran bir millet…
Bugün de birlik olduğunda çok büyük işler başarabilir.
Ben Atatürk'ü ve Kurtuluş Savaşı'nda mücadele eden bütün kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
26 Ağustos'un bize hatırlattığı en önemli şeylerden biri de şu:
Bağımsızlık kolay kazanılmadı.
Bu yüzden sahip olduğumuz Cumhuriyet'in ve vatanımızın değerini bilmemiz gerekiyor.
Bugün benim aklımdan geçenler bunlardı…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün Google Analytics'in 25 Ağustos'ta gösterdiği verilere baktım…
Web sitemde neler olduğunu merak ettim.
Son 30 günde 36 aktif kullanıcı olmuş.
Son 7 günde 8 aktif kullanıcı olmuş.
Bugün ise 3 görüntüleme görünüyor.
Biraz daha aşağı baktığımda…
Siteme Fransa'dan 1 kişi, Hindistan'dan 1 kişi ve Amerika Birleşik Devletleri'nden 1 kişi girmiş.
Bunu görünce gerçekten mutlu oldum.
Çünkü ben Hekimhan'da oturup…
Telefonumu burnumla kullanarak yazılar yazıyorum.
Bazen kendi kendime düşünüyorum:
“Acaba yazdıklarımı kimler okuyor?”
Sonra Google Analytics'e bakıyorum…
Bakıyorum ki yazılarım Türkiye'nin dışına bile ulaşmış.
Belki bugün 3 kişi…
Belki yarın 5 kişi…
Belki ileride daha fazla insan…
Benim için önemli olan bir kişinin bile yazımı okuyup beni tanıması.
Çünkü ben bu web sitesini boşuna açmadım.
Yazmak için açtım.
Üretmek için açtım.
Kendimi anlatmak için açtım.
“Osman Yazıyor” yazıyorum…
İki tane Osman'ın Masalı yazdım…
Günlük hayatımı yazıyorum…
Türkiye'yi yazıyorum…
Bazen ekonomiyi…
Bazen haberleri…
Bazen de aklımdan geçenleri…
Bugün Analytics ekranındaki rakamlara bakarken şunu düşündüm:
36 kişi küçük bir sayı gibi görünebilir.
Ama benim için değil.
Çünkü bu insanların her biri benim web siteme girip Osman'ın dünyasından bir şeyler görmüş.
İnternetin güzel tarafı da bu…
Sen Hekimhan'da oturuyorsun ama yazın dünyanın başka bir yerine ulaşabiliyor.
Bugün bunu görünce mutlu oldum.
Daha yolun başındayım…
Ama yazmaya devam edeceğim.
Çünkü benim için mesele sadece kaç kişinin geldiği değil…
Kaç kişiye ulaşabildiğim.
Bugün benim aklımdan geçenler bunlardı…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün annem, babam ve ben birlikte markete gittik.
Markete girince raflara bakmaya başladık…
Bir ürüne baktık…
Sonra başka bir ürüne…
Fiyatlara baktıkça insan ister istemez düşünüyor…
“Böyle ne oldu? Her şey çok para oldu.”
Eskiden markete giderken birkaç şey alır çıkardık.
Şimdi ise sepete bir şey koyarken iki kere düşünüyoruz.
Bir ürün…
İki ürün…
Üç ürün…
Sonra toplam ne kadar tuttuğuna bakıyoruz.
İnsan bazen:
“Biz markete alışveriş yapmaya mı geldik, fiyat hesaplamaya mı?”
diye düşünüyor.
Bugün Türkiye'de de ekonomi gündeminin önemli başlıklarından biri yine enflasyon.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın ağustos verilerine göre hane halkının 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentisi yüzde 45,58 oldu.
Ama vatandaşın enflasyonu sadece televizyondaki rakamdan anlaması gerekmiyor.
Market arabasından da anlıyor.
Bir ürünün fiyatına bakıyorsun…
“Bu kadar da olmaz.”
diyorsun.
Sonra başka ürüne bakıyorsun…
“Bu da mı bu kadar olmuş?”
diyorsun.
Sonra kasaya geliyorsun…
Fişi eline alıyorsun…
Fiş uzadıkça insanın yüzü kısalıyor.
Şaka bir yana…
Bu durum hepimizi etkiliyor.
Emekliyi…
Asgari ücretliyi…
Esnafı…
Çiftçiyi…
Genci…
Engelli vatandaşı…
Herkesi.
Ben bir engelli olarak özellikle şunu düşünüyorum:
İnsanların temel ihtiyaçlarını rahatça karşılayabildiği bir Türkiye istiyorum.
Anne ve babamla markete gittiğimde…
Onların da fiyatları düşünmek zorunda kalmasını istemiyorum.
Çünkü insanın en büyük mutluluğu…
Ailesiyle birlikte rahat ve huzurlu bir hayat yaşayabilmek.
Bugün markette fiyatlara bakarken aklımdan geçen tek şey şuydu:
“Her şey çok para oldu.”
İnşallah bir gün markete girdiğimizde…
Fiyatlara bakıp şaşırmak yerine…
“Oh be, artık biraz rahatladık.”
diyebiliriz.
Bugün benim aklımdan geçenler bunlardı…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün annemle birlikte Orman Dairesi tarafına doğru yürüyüşe çıktık.
Biraz dolaştık…
Hava güzeldi…
Sonra dönüş yolunda hastanenin önünde trafik polislerini gördüm.
Beni görünce:
“Gel hele gel!”
dediler.
Ben de yanlarına gittim.
Biraz sohbet ettik ve şakalaştık.
Sonra polis abiler telefon tutacağını gördüler.
Baktılar…
“Bu ne, ayna mı?”
dediler.
Araca sonradan yapılan bir şey olduğunu görünce:
“Bu yasak, arabaya böyle ek yapılmaz.”
diye söylediler.
Annem de hemen durumu anlattı:
“Yok abisi, Osman'ın elleri tutmadığı için telefonu eliyle kullanamıyor. Telefonu oraya sabitleyip burnuyla kullanıyor.”
dedi.
Polis abiler de durumu anlayınca:
“Tamam.”
dediler.
Sonra ruhsatı sordular…
Ehliyeti sordular…
Biraz da emniyet kemeri konusunda şakalaştık.
Ben de onlarla konuştum…
Güldük…
Şakalaştık…
Sonra:
“Bir dahaki sefere yazarız.”
diye yine takıldılar.
Onlar görevlerine devam etti…
Biz de annemle birlikte evimize döndük.
Bugün böyle beklemediğim güzel bir karşılaşma yaşadım.
Bazen insan dışarı çıkıyor…
Hiç planlamadığı bir anda güzel insanlarla karşılaşıyor.
Trafik polislerinin benimle ilgilenmesi ve durumumu anlayışla karşılaması hoşuma gitti.
Onlara görevlerinde kolaylıklar diliyorum.
Bugün benim aklımdan geçenler bunlardı…
Bazen sıradan bir yürüyüş bile güzel bir hatıraya dönüşebiliyor.
Bir de bugün şunu düşündüm…
Yarın ne olacağını bilmiyoruz.
Belki yarın yine güzel bir olay yaşayacağız…
Belki hiç beklemediğimiz bir insanla karşılaşacağız…
Belki de sıradan bir gün geçireceğiz.
Ama hayatın güzelliği de burada…
Yarın ne getirecek, hep birlikte göreceğiz.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün aklıma okulların açılması geldi…
Yaz tatili daha bitmeden…
Çantalar…
Defterler…
Kalemler…
Ayakkabılar…
Kıyafetler…
Hepsi yavaş yavaş gündeme geliyor.
Eskiden çocuklar:
“Okul açılıyor, arkadaşlarıma kavuşacağım.”
diye heyecanlanırdı.
Şimdi bazı anne babalar ise başka bir şeyi düşünüyor:
“Çocuğumun okul masrafını nasıl karşılayacağım?”
Çünkü hayat pahalılığı eğitim masraflarını da etkiliyor.
Bir çanta…
Bir çift ayakkabı…
Defter…
Kalem…
Kıyafet…
Derken masraflar büyüyor.
Ama benim bugün en çok düşündüğüm konu çocukların beslenmesi oldu.
Okulda her çocuğun ulaşabileceği ücretsiz ve sağlıklı bir öğün yemek olsa ne güzel olur.
Çünkü anne babanın durumu iyi değilse…
Evde para yoksa…
Çocuk okula gittiğinde ne yapacak?
Çocuk açsa derse nasıl odaklanacak?
Arkadaşları yemek yerken…
Onun beslenme çantası boşsa…
İnsan bunu düşününce gerçekten üzülüyor.
Bir anne baba:
“Bugün çocuğumun çantasına ne koyacağım?”
diye düşünmek zorunda kalmamalı.
Çocuğun okulda düşünmesi gereken şey:
“Karnım aç mı?”
olmamalı.
“Bugün ne öğreneceğim?”
olmalı.
Çocukların beslenmesi lüks değil…
Temel bir ihtiyaçtır.
Ben bir engelli olarak da şunu düşünüyorum…
Engelli çocukların ihtiyaçları da unutulmamalı.
Okullar erişilebilir olmalı…
Gerekli araç gereçler sağlanmalı…
Hiçbir çocuk maddi imkânsızlık yüzünden kendisini arkadaşlarından eksik hissetmemeli.
Ben her gün yaklaşık 3 saat haberleri izliyorum.
Türkiye'de ne oluyor diye takip ediyorum.
Bugün de okulları ve çocukları düşünürken aklımdan bunlar geçti.
İnşallah yeni eğitim yılında…
Hiçbir çocuk okul sırasına aç oturmaz.
Hiçbir anne baba:
“Çocuğuma bugün ne yedireceğim?”
diye çaresiz kalmaz.
Çünkü çocukların geleceği…
Hepimizin geleceğidir.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün Hekimhan'da önemli bir açılış vardı…
Yeni Parti Hekimhan İlçe Başkanlığı'nın yeni hizmet binası açıldı.
Açılışa Veli Ağbaba, Hekimhan Belediye Başkanımız Mehmet Şerif Yıldırım ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Ben açılışa gitmek isterdim ama gidemedim.
Çünkü bugün babamın bir akrabası vefat etmişti.
Ailece cenazeye gittik.
Böyle bir günde insanın aklı ve gönlü cenazede oluyor.
Bu yüzden açılışa katılamadım.
Ama Başkanımız Mehmet Şerif Yıldırım'ı çok seviyorum.
Başkanımız gerçekten çok iyi bir insan.
Daha önce de beni ziyaret etti…
Yanıma geldi…
Benimle sohbet etti…
Bana her zaman samimi ve güzel davrandı.
Bugünkü açılışa katılamadığım için üzgünüm.
Başkanımıza ve Yeni Parti Hekimhan İlçe Başkanlığına hayırlı olsun diyorum.
Yeni bir parti…
Yeni bir ilçe binası…
Yeni düşünceler…
Siyasette zaman zaman böyle değişimler oluyor.
Ben de bir vatandaş olarak şuna bakıyorum:
Kim ne söylüyor?
Ne yapacak?
Hekimhan için ne yapacak?
Çünkü parti isimlerinden daha önemli bir şey var…
Vatandaşın hayatına dokunmak.
Hekimhan'da esnafın işi nasıl?
Çiftçinin durumu nasıl?
Gençlerin geleceği nasıl?
Engelli vatandaşların hayatı nasıl?
Bunlara çözüm üretiliyor mu?
Bence asıl mesele burada.
Ben siyasette kavga görmekten çok…
Hizmet yarışı görmek istiyorum.
Kim Hekimhan için daha güzel bir şey yapacak?
Kim vatandaşın derdini daha iyi dinleyecek?
Kim verdiği sözü yerine getirecek?
Bunu zaman gösterecek.
Ben de her gün yaklaşık 3 saat haberleri izleyen biri olarak bunları takip etmeye devam edeceğim.
Çünkü Türkiye'de ne oluyor diye merak ediyorum…
Ama özellikle Hekimhan'da ne oluyor diye daha çok merak ediyorum.
Sonuçta burası bizim memleketimiz.
Hekimhan'da yapılan her güzel iş hepimizi ilgilendiriyor.
Bugün benim aklımdan geçenler bunlardı…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine Türkiye'nin ekonomisini düşünürken…
Sabah kalkıyoruz…
Telefonu açıyoruz…
İlk baktığımız şeylerden biri yine fiyatlar oluyor.
Dolar ne kadar?
Euro ne kadar?
Altın ne kadar?
Benzin ne kadar?
Markette ne kadar?
İnsan bazen düşünüyor…
“Biz alışveriş mi yapıyoruz, ekonomi sınavına mı giriyoruz?”
Çünkü artık markete giderken…
Liste yapmak yetmiyor.
Bir de hesap makinesi gerekiyor.
Bir ürünü alıyorsun…
Sonra başka bir ürüne bakıyorsun…
“Bunu da alırsam ay sonu ne olacak?” diye düşünüyorsun.
Hayat pahalılığı sadece markette değil…
Faturada…
Ulaşımda…
Akaryakıtta…
Giyimde…
Kısacası günlük hayatın her yerinde karşımıza çıkıyor.
Ben bir engelli olarak…
Hayatın biraz daha kolay olmasını istiyorum.
Engelli vatandaş…
Emekli…
Asgari ücretli…
Genç…
Esnaf…
Çiftçi…
Herkesin biraz olsun rahat nefes almasını istiyorum.
Çünkü ekonomi sadece televizyondaki rakamlardan ibaret değil…
Ekonomi, vatandaşın cebindeki para demek.
Maaş ayın başında yatıyor…
İnsan daha ay bitmeden:
“Bu para nereye gitti?” diye düşünüyor.
Para da sanki bize cevap veriyor:
“Ben de bilmiyorum Osman, markette kayboldum.”
Şaka bir yana…
İnsanların en büyük isteği çok basit:
Kazandığı parayla rahatça geçinebilmek.
Çocuğunun ihtiyacını karşılayabilmek…
Faturasını düşünmeden ödeyebilmek…
Markete gittiğinde her ürünün fiyatından korkmamak…
Ve geleceğe biraz umutla bakabilmek…
Benim istediğim Türkiye de böyle bir Türkiye…
İnsanların cebinin rahat ettiği, emeğinin karşılığını aldığı ve geleceğe umutla baktığı bir Türkiye.
Bugün benim aklımdan geçenler bunlardı…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün size web sitesini neden açtığımı anlatmak istiyorum…
Yaklaşık 8 ay önce yaşadığım bir olay vardı…
O olaydan sonra psikolojik olarak çok zor bir dönem geçirdim.
Olanları ne zaman hatırlasam…
Kendimi daha kötü hissediyordum.
Aklım sürekli aynı şeylere gidiyordu…
Düşünüyordum…
Tekrar düşünüyordum…
Bir türlü kafamdan çıkaramıyordum.
Bazen insanın içinde öyle bir sıkıntı oluyor ki…
Ne yapacağını bilemiyorsun.
Anneme anlatmak istedim…
Babama anlatmak istedim…
Ama bazı şeyleri anlatmak da kolay olmuyor.
İnsan bazen en yakınındaki insanlara bile içinden geçenleri anlatamıyor.
Ben de o dönemde çok zorlandım.
Az kalsın aklımı yiyecek gibi oluyordum.
Sonra kendi kendime düşündüm…
“Ben ne yapacağım?”
İşte tam o zaman aklıma bir fikir geldi…
“Kendime bir web sitesi açayım.”
Belki yazarım…
Belki düşüncelerimi oraya aktarırım…
Belki kafam biraz olsun rahatlar…
Ve gerçekten de öyle oldu.
Web sitesini açtım…
Sonra yazmaya başladım.
Bir yazı…
Sonra başka bir yazı…
Derken “Osman Yazıyor” ortaya çıktı.
Ama sadece yazılar yazmadım…
“Osman'ın Masalı” adıyla iki masal da yazdım.
Kendi hayal dünyamdan hikâyeler oluşturdum…
Yazdıkça yeni fikirler geldi.
Bugün geriye dönüp baktığımda…
O gün verdiğim kararın benim için ne kadar önemli olduğunu anlıyorum.
Çünkü web sitesi benim için sadece bir internet sitesi olmadı…
Kendimi ifade ettiğim bir yer oldu.
Türkiye'yi yazdım…
Hekimhan'ı yazdım…
Ekonomiyi yazdım…
Engelli yaşamını yazdım…
Türküleri yazdım…
Günlük hayatı yazdım…
İki masal yazdım…
Ve bazen içimden geçenleri yazdım.
Telefonumu önüme aldım…
Burnumla yazdım.
Yazdıkça düşüncelerimi toparladım.
Yazdıkça yeni şeyler öğrendim.
Yazdıkça kendime yeni bir uğraş buldum.
Bugün düşünüyorum da…
8 ay önce yaşadığım o olay olmasaydı belki de bugün bu web sitesi olmayacaktı.
Bazen insanın hayatında istemediği bir olay…
Hiç beklemediği başka bir kapının açılmasına vesile olabiliyor.
Benim için o kapı…
“Osman Yazıyor” oldu.
Bugün hâlâ yazıyorum.
Ve iyi ki o gün web sitesini açmışım diyorum.
Çünkü bazen insanın kendini toparlaması için büyük şeylere değil…
Küçük bir uğraşa ve kendini anlatabileceği bir yere ihtiyacı oluyor.
Ben o yeri buldum.
Kendi web sitemde…
Kendi yazılarımda…
Kendi masallarımda…
Kendi dünyamda…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine Hekimhan Kocaözü'nden gelen haberleri düşündüm…
Geçtiğimiz günlerde yağan şiddetli yağmurun ardından bölgede sel ve taşkın meydana gelmişti.
Şimdi ise zararın boyutu daha net ortaya çıkıyor…
Yaklaşık 390 ton kayısının zarar gördüğü bildiriliyor.
390 ton…
İnsan bu rakamı duyunca bile şaşırıyor.
Ama bu sadece bir rakam değil…
Binlerce insanın emeği demek.
Çiftçi aylarca uğraşıyor…
Bahçesine gidiyor…
Kayısıyı topluyor…
Sergenlere seriyor…
Güneş açsın diye bekliyor…
Tam “Oh, emeğimin karşılığını alacağım” derken…
Yağmur geliyor ve bütün hesap değişiyor.
Kayısı zaten bu yılın başından beri türlü sıkıntılar yaşadı…
Don…
Dolu…
Yağmur…
Şimdi bir de sel…
İnsan ister istemez:
“Kayısının başına gelmeyen kalmadı.”
diyor.
Şaka bir yana…
Bu insanların emeği gerçekten çok büyük.
Bir kayısıyı soframıza koyduğumuzda…
Onun arkasındaki emeği bazen düşünmüyoruz.
Bir tane kayısının arkasında bir çiftçinin aylarca bekleyişi var.
Şimdi hasar tespit çalışmaları yapılıyor.
Zarar gören vatandaşların mağduriyetlerinin giderilmesi için çalışmaların yapılması gerekiyor.
Ben Hekimhanlı olarak…
Kocaözü'ndeki hemşehrilerimize bir kez daha geçmiş olsun diyorum.
İnşallah zarar gören çiftçilerimizin yaraları sarılır…
Emekleri tamamen boşa gitmez.
Çünkü Hekimhan'ın kayısısı sadece bir ürün değil…
Bu memleketin emeği, geçim kaynağı ve alın teridir.
Bugün benim aklımdan geçenler bunlardı…
İnşallah bundan sonra haberlerde zararları değil, çiftçilerimizin yüzünün güldüğünü konuşuruz.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine Hekimhan'dan gelen bir haberi gördüm…
Kocaözü Mahallesi'nde etkili olan yoğun yağışlar nedeniyle sel ve taşkın meydana gelmiş.
Bazı tarım arazileri…
Evler…
Ahırlar…
Ve özellikle kayısı sergenleri zarar görmüş.
Kayısı zamanı…
İnsanlar aylarca emek veriyor…
Bahçeye gidiyor…
Kayısıyı topluyor…
Sergenlere seriyor…
Güneşte kurumasını bekliyor…
Sonra bir anda yağmur geliyor…
Bir yıllık emek birkaç saat içinde zarar görebiliyor.
İnsan bunu görünce gerçekten üzülüyor.
Çünkü çiftçinin emeği kolay değil…
Bir kayısı sadece ağaçta yetişmiyor.
Arkasında aylarca emek…
Masraf…
Bekleyiş…
Ve umut var.
Şimdi bölgede hasar tespit çalışmaları yapılıyor.
Ben Hekimhanlı olarak…
Kocaözü'ndeki hemşehrilerimize geçmiş olsun diyorum.
İnşallah zarar gören vatandaşlarımızın yaraları en kısa zamanda sarılır…
Çiftçinin emeği yerde kalmaz.
Kayısı üreticilerimize Allah kolaylık versin.
Bugün benim aklımdan geçenler bunlardı…
Hekimhan bizim memleketimiz.
Bir yerde sıkıntı varsa…
Hepimizin içi yanar.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün televizyonu açtım…
Bir baktım bazı kanalların frekansı değişmiş.
Dedim ki:
“Televizyon bozuldu mu, yoksa kanallar mı taşındı?”
Meğer mesele başka…
Türksat 3A'daki yayınlar yeni uydulara aktarılmış.
Çanak antenin yönünü değiştirmeye gerek yokmuş.
Ben de oturdum…
Kanal taraması yaptım.
Sonra kanalları tek tek buldum…
Kanal numaralarını da yeniden düzenledim.
Bir kanal bulundu…
Öbürü kayboldu…
Öbürünü bulduk…
Bu sefer başka kanalın numarası değişmiş.
Bir süre sonra düşündüm:
“Ben televizyon mu izliyorum, yoksa televizyonu mu düzenliyorum?”
Ben zaten her gün yaklaşık 3 saat haber izliyorum.
Türkiye'de ne oluyor?
Ekonomide ne oluyor?
Dünyada ne oluyor?
Hepsini takip ediyorum.
Şimdi bir de frekans ve kanal numaralarını takip etmeye başladık.
Eskiden televizyonu aç…
Kanalı bul…
Haberini izle…
Bitti.
Şimdi teknoloji gelişti…
Kanal bile yer değiştiriyor.
Ama işin güzel tarafı…
Yayınların daha kaliteli ve güçlü olması hedefleniyor.
Ben televizyonu seviyorum.
Özellikle her gün 3 saat haber izlediğim için kanalların düzgün çalışması benim için önemli.
Çünkü ben haberleri kaçırmayı sevmiyorum.
Türkiye'de bir şey oluyor, Osman hemen televizyonda.
Annem de bazen:
“Osman, yine haber mi izliyorsun?”
diyor.
Ben de:
“Anne, daha bitmedi. Memlekette bugün neler oluyor, bakalım.”
diyorum.
Şaka bir yana…
Teknoloji değişiyor, televizyonlar değişiyor, frekanslar değişiyor.
Ama benim haber merakım hiç değişmiyor.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün bir haber gördüm…
Türkiye'de 100 milyondan fazla içecek ambalajı toplanmış.
İlk duyunca düşündüm…
100 milyon şişe!
Dedim ki:
“Bu kadar şişe nereden çıktı?”
Meğer insanlar boş şişeleri çöpe atmak yerine geri dönüşüme veriyormuş.
Üstelik bunun bir de güzel tarafı var…
Boş şişeyi veriyorsun, karşılığında para kazanıyorsun.
Eskiden boş şişeyi görünce…
“Bunu çöpe atayım” diyorduk.
Şimdi ise…
“Dur bakalım, bu şişe kaç para ediyor?” diye bakıyoruz.
İnsan ister istemez düşünüyor…
Çöp dediğimiz şey bile artık para ediyor!
Bir şişeden belki çok büyük bir para kazanılmaz…
Ama yüzlerce…
Binlerce…
Milyonlarca şişe düşününce…
Hem çevre temizleniyor hem de vatandaş küçük de olsa gelir elde ediyor.
Bence güzel bir sistem…
Çünkü hem doğayı koruyoruz…
Hem geri dönüşüme katkı sağlıyoruz…
Hem de boş şişeden para kazanıyoruz.
Hatta yakında anneler:
“Osman, şişeyi sakın çöpe atma, para ediyor!”
diyecek.
Ben de diyeceğim:
“Anne, evde boş şişe değil, yatırım fonu biriktiriyoruz!”
Şaka bir yana…
Bence önemli olan şu:
Küçük bir kazanç bile insanın yüzünü güldürebilir.
Hele ki hayat pahalılığının bu kadar konuşulduğu bir dönemde…
İnsan 1 liranın bile hesabını yapıyor.
Bugün benim aklımdan geçenler bunlardı…
Hem çevremizi temiz tutalım hem de geri dönüşümden kazanç sağlayalım.
Belki bir gün…
“Çöpü attım” değil, “Çöpü verdim, parasını aldım” deriz.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
“Bugün telefonumu önüme aldım…”
Sonra düşündüm…
Türkiye'de artık telefonsuz bir hayat düşünmek neredeyse imkânsız.
TÜİK'in 2025 verilerine göre Türkiye'de internet kullanım oranı %90,9'a çıkmış.
Yani artık neredeyse herkes internette…
WhatsApp…
YouTube…
Instagram…
Herkesin telefonunda başka bir dünya var.
İnternet kullanan bireylerin en fazla kullandığı uygulamalar arasında WhatsApp %88,6, YouTube %72,9 ve Instagram %68,1 ile öne çıkıyor.
Ben de telefonumu farklı kullanıyorum…
Ellerimi kullanamadığım için telefonumu burnumla kullanıyorum.
Yazılarımı yazıyorum…
Video çekiyorum…
Sosyal medyada paylaşıyorum…
İnsanlarla iletişim kuruyorum…
Bazen düşünüyorum…
Ben telefonu burnumla kullanıyorum, millet iki eliyle kullanıp yine “Şifreyi unuttum” diyor.
Demek ki mesele el değil…
Biraz da alışkanlık meselesi.
Teknoloji benim için sadece eğlence değil…
Hayata katılmamı sağlayan önemli bir araç.
Eskiden dışarıdaki dünyaya ulaşmak daha zordu…
Şimdi telefonum sayesinde…
Yazıyorum…
Üretiyorum…
Paylaşıyorum…
Ve sesimi daha fazla insana duyurabiliyorum.
Bence teknolojinin en güzel tarafı da bu…
İnsanın önündeki bazı engelleri azaltabilmesi.
Ama telefonu da fazla kaptırmamak lazım…
Çünkü bazen insan telefona bakayım diye eline alıyor…
Bir bakıyor…
İki saat geçmiş!
Telefon da diyor ki:
“Osman, daha ne bakıyorsun?”
Bugün benim aklımdan geçenler bunlardı…
Teknoloji doğru kullanıldığında…
Sadece zaman geçirdiğimiz bir yer değil, hayatımıza yeni kapılar açan bir araç olabilir.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün akaryakıt fiyatlarını görünce…
Bir an gözlerime inanamadım.
Motorinin litre fiyatında yaklaşık 9,25 TL indirim olmuş!
Uzun zamandır tabelaya bakınca moralimiz bozuluyordu…
Bugün ise…
“Acaba gerçekten indirim mi yaptılar?” diye bir daha baktık.
Akaryakıta zam geldiğinde…
Market fiyatları da etkileniyor…
Ulaşım etkileniyor…
Nakliye etkileniyor…
Kısacası hepimizin cebine dokunuyor…
Bu yüzden indirim haberini görünce insan ister istemez seviniyor.
Ama benim aklıma hemen başka bir şey geldi…
Keşke sadece motorinde değil…
Markette de…
Pazarda da…
Faturalarda da…
Her yerde böyle indirimleri görsek.
O zaman gerçekten bayram ederiz.
Hatta ben şimdiden davul zurnayı hazırlayayım…
Çünkü fiyatlar gerçekten düşerse…
Bu sefer halayı ben başlatırım!
Şaka bir yana…
İnsanların biraz olsun rahat nefes alması…
Alım gücünün artması…
Temel ihtiyaçlara daha kolay ulaşabilmesi çok önemli.
İnşallah bugün gördüğümüz indirim…
Cebimize gerçekten yansıyan güzel indirimlerin başlangıcı olur.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün aklıma 2021 yılından bir görüntü geldi...
21 Aralık 2021'de Malatya Şire Pazarı'nda bazı esnaflar, doların 18 TL'den 11 TL civarına düşmesini davul zurna eşliğinde halay çekerek kutlamıştı.
Hatta dolar bile o gün, "Ben gidiyorum." der gibi yakılmıştı.
Aradan yıllar geçti...
Bugün 1 dolar yaklaşık 47,76 TL...
1 euro ise yaklaşık 55,07 TL...
Ben de düşünüyorum...
2021'de dolar 11 TL'ye düşünce halay çekmişiz...
Bugün 47 TL'yi görünce...
Davul zurnayı nereye sakladık acaba?
Eskiden dolar düşünce halay...
Şimdi markete gidince hesap makinesi!
Ama işin şakası bir yana...
Fiyatlar gerçekten vatandaşın cebini zorluyor...
Ekmek...
Yağ...
Et...
Meyve...
Sebze...
Akaryakıt...
Her şeyin fiyatını takip eder olduk...
Benim dileğim çok basit:
Bir gün dolar düşerken değil, markette fiyatlar düşerken halay çekelim.
O zaman davul da benden olsun!
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün teknoloji hakkında düşündüm…
Eskiden teknoloji deyince aklımıza sadece bilgisayar ve telefon gelirdi…
Şimdi ise hayatımızın her yerinde teknoloji var…
Telefonla bankacılık yapıyoruz…
Haberleri takip ediyoruz…
Dünyanın öbür ucundaki insanlarla konuşuyoruz…
Şimdi bir de yapay zekâ hayatımıza girdi…
Yapay zekâ artık sadece konuştuğumuz bir teknoloji değil…
Eğitimden iş hayatına…
Üretimden sosyal medyaya kadar birçok alanda kullanılmaya başladı.
Ben de telefonumu farklı bir şekilde kullanıyorum…
Ellerimi aktif kullanamadığım için telefonumu burnumla kullanıyorum…
Yazılarımı yazıyorum…
Sosyal medyada paylaşımlar yapıyorum…
Kendi internet sitemle ilgileniyorum…
Bazen düşünüyorum…
Teknoloji olmasaydı benim bunları yapmam çok daha zor olurdu…
Bu yüzden teknolojinin özellikle engelli bireylerin hayatını kolaylaştırmasını çok önemli buluyorum…
Daha erişilebilir telefonlar…
Daha kolay kullanılan uygulamalar…
Yapay zekâ destekli yeni teknolojiler…
Bunların hepsi bizim için yeni kapılar açabilir…
Belki gelecekte teknoloji sayesinde…
Bugün yapamadığımız birçok şeyi daha kolay yapabileceğiz…
Ben teknolojiye sadece yeni bir cihaz olarak bakmıyorum…
Bazen teknoloji, bir insanın hayata daha fazla katılabilmesinin anahtarı oluyor…
Bugün benim aklımdan geçenler bunlardı…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün benim için çok güzel ve anlamlı bir gün oldu…
Mehmet Şerif Yıldırım Başkanım bugün yanıma geldi…
Ankara'daki Muhtarlar Derneği Başkanı Cevriye abla, benim için bir akülü araba göndermiş…
Başkanım da bugün zabıta abilerle birlikte aracı getirip bana teslim etti…
Benim için gerçekten çok güzel bir sürpriz oldu…
Başkanım kapıdan çıkarken bana, “Osman, yine ben geldim seni ziyarete” dedi…
Ben de bunu duyunca çok mutlu oldum…
Çünkü insanın hatırlanması ve ziyaret edilmesi gerçekten çok güzel bir duygu…
Akülü araba benim hayatımı kolaylaştıran çok önemli bir araç…
Kendi başıma daha rahat hareket edebilmem…
Mahallede gezebilmem…
Günlük işlerimi daha kolay yapabilmem için bana büyük kolaylık sağlayacak…
Başkanım geldikten sonra biraz sohbet ettik…
Oturduk, konuştuk…
Sonra Başkanım kalkıp gitti…
Bugün bana destek olan herkese ayrı ayrı teşekkür etmek istiyorum…
Başkanım Mehmet Şerif Yıldırım'a…
Ankara'daki Muhtarlar Derneği Başkanı Cevriye ablaya…
Akülü arabanın bana ulaşmasında emeği geçen herkese…
Ve aracı getirip teslim eden zabıta abilerime…
Hepinize çok teşekkür ederim…
Benim için sadece bir akülü araba değil…
Aynı zamanda büyük bir destek, mutluluk ve güzel bir hatıra oldu…
İyi ki varsınız…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün Türkiye'de sınava giren gençleri düşündüm…
Kim bilir kaç genç bugün sabah erkenden kalktı…
Sınav yerine gitti…
Belki aylarca çalıştı…
Belki gecelerce ders çalıştı…
Bugün ise bütün emeğinin karşılığını almak için sınavın başına oturdu…
Ben okula gitmedim…
Ama bazen düşünüyorum…
Şimdiki aklım olsaydı, ben de okula gitmek isterdim.
Okumak…
Bir şeyler öğrenmek…
Bir meslek sahibi olmak…
Kendi ayaklarımın üzerinde durabilmek isterdim…
Hayat bana farklı bir yol çizdi…
Ama eğitim alamamış olmak…
Öğrenmeye olan merakımı hiç bitirmedi…
Bugün gençleri görünce…
"Keşke ben de okula gidebilseydim" diye düşünüyorum…
Engelli bireylerin eğitim hakkına ulaşabilmesi de çok önemli…
Çünkü engelli olmak…
Hayal kurmaya…
Öğrenmeye…
Ve kendini geliştirmeye engel olmamalı…
Bugün sınava giren bütün gençlere başarılar diliyorum…
Umarım emeklerinin karşılığını alırlar…
Benim şimdiki aklım olsaydı…
Belki bugün ben de okul yolunda olurdum…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün Türkiye'de gençlerin geleceğini düşündüm…
Bir genç okulunu bitiriyor…
Yıllarca eğitim görüyor…
Sonra hayata atılmak istiyor…
Bir iş bulmak…
Kendi parasını kazanmak…
Ailesine destek olmak…
Kendi geleceğini kurmak istiyor…
Ama iş bulmak her zaman kolay olmuyor…
Bugün Türkiye'de birçok genç…
"Acaba ne zaman iş bulacağım?"
diye düşünüyor…
Devlet kurumlarının personel alımları açıklanıyor…
Özel sektörde de iş imkânları var…
Ama gençler daha fazla fırsat istiyor…
Ben bir engelli olarak…
İş hayatında engelli bireylerin de önünün açılmasını çok önemli buluyorum…
Çünkü insanın çalışması sadece para kazanmak değildir…
Kendine güvenmek…
Üretmek…
Hayata katılmak…
Ve "Ben de bu toplumun bir parçasıyım" diyebilmektir…
Benim istediğim Türkiye…
Gençlerin iş ararken umudunu kaybetmediği…
Engelli bireylerin yeteneklerine göre çalışma fırsatı bulduğu…
Çalışan herkesin emeğinin karşılığını aldığı bir Türkiye…
Çünkü bir ülkenin en büyük gücü…
Sadece ekonomisi değil…
Çalışan…
Üreten…
Ve geleceğine inanan insanlarıdır…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine Türkiye'nin gündeminde olan bir konuyu düşündüm…
Hayat pahalılığı…
Her gün markete gidiyoruz…
Pazara gidiyoruz…
Fiyatlara bakıyoruz…
İnsan ister istemez düşünüyor…
"Bu fiyatlar nereye kadar böyle gidecek?"
Bir yandan temel ihtiyaçlar…
Bir yandan ulaşım masrafları…
Bir yandan elektrik, su ve diğer faturalar…
Şimdi bir de akaryakıt fiyatlarındaki değişiklikler konuşuluyor…
Benzine yeni bir fiyat artışı bekleniyor…
Cumartesi gününden itibaren benzinin litre fiyatına 1,06 TL zam gelmesi bekleniyor…
Akaryakıt pahalanınca…
Sadece arabaya yakıt alan etkilenmiyor…
Taşımacılık…
Pazar…
Market…
Kısacası günlük hayatın birçok alanı bundan etkileniyor…
Ben bir engelli olarak…
Hayatın zaten bazı konularda ne kadar zor olabildiğini biliyorum…
İnsanların biraz olsun rahat nefes alabileceği…
Temel ihtiyaçlarını daha kolay karşılayabileceği…
Daha güzel bir Türkiye görmek istiyorum…
Bugün benim aklımdan geçenler bunlardı…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün haberleri izlerken aklıma bir şey geldi…
Türkiye genç bir nüfusa sahip…
Her yıl binlerce genç okulunu bitiriyor…
Hayaller kuruyor…
İş bulmak…
Kendi ayakları üzerinde durmak…
Ailesine destek olmak istiyor…
Ama hayat bazen herkes için kolay olmuyor…
İş arayan gençler var…
Geçim sıkıntısı yaşayan aileler var…
Engelli bireyler olarak bizlerin de beklentileri var…
Daha erişilebilir şehirler…
Daha fazla çalışma imkânı…
Ve sosyal hayata daha kolay katılabilmek…
Benim dileğim…
Ülkemizde herkesin emeğinin karşılığını aldığı…
Gençlerin umutlarını kaybetmediği…
Engelli bireylerin önündeki engellerin azaldığı…
Ve insanların yüzünün daha çok güldüğü bir Türkiye'dir…
İnşallah güzel günler…
Hep birlikte gelir…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün Türkiye'nin gündemini takip ederken…
Bir şeyi daha düşündüm…
Hayat sadece büyük şehirlerden ibaret değil…
Anadolu'nun dört bir yanında…
Küçük ilçelerde…
Köylerde…
Ve mahallelerde yaşayan insanlar da…
Daha güzel bir hayat hayal ediyor…
Kimisi iş bekliyor…
Kimisi emeğinin karşılığını…
Kimisi de çocuklarının daha iyi şartlarda yaşamasını istiyor…
Biz engelli bireylerin de en büyük isteği…
Hayata daha kolay ulaşabilmek…
Sokaklarda rahatça dolaşabilmek…
Engellerle değil…
Umutlarla yaşayabilmek…
Benim dileğim…
Türkiye'nin her köşesinde yaşayan insanların…
Kendini mutlu ve güvende hissetmesi…
Kimsenin geçim sıkıntısı çekmemesi…
Ve geleceğe umutla bakabilmesidir…
İnşallah…
Daha güçlü bir ekonomi…
Daha huzurlu bir toplum…
Ve herkes için daha yaşanabilir bir Türkiye olur…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün Türkiye'nin gündemini takip ederken…
Bir kez daha hayat pahalılığını düşündüm…
Artık nereye baksak…
Her şeyin fiyatı yükselmiş durumda…
Market…
Pazar…
Elektrik…
Su…
Yakıt…
İnsanlar geçimlerini sağlamakta zorlanıyor…
Özellikle emekliler…
Asgari ücretle çalışanlar…
Ve engelli bireyler…
Artan fiyatlardan daha fazla etkileniyor…
Benim en büyük dileğim…
İnsanlarımızın alım gücünün artması…
Kimsenin geçim sıkıntısı yaşamaması…
Ve herkesin huzur içinde yaşayabilmesidir…
İnşallah ülkemiz için…
Ekonominin güçlendiği…
Hayat pahalılığının azaldığı…
Ve insanların geleceğe umutla baktığı güzel günler gelir…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün bir şeyi fark ettim…
İnsan bazen geleceği düşünmekten…
Bugünün kıymetini unutuyor…
"Yarın ne olacak?"
"Acaba ileride ne yaşayacağım?"
diye düşünürken…
Bugünün güzelliğini kaçırabiliyor…
Oysa hayat…
Dün geçti…
Yarın ise henüz gelmedi…
Elimizde olan tek şey…
Bugün…
Bu yüzden bugün elimden geldiğince güzel düşünmeye çalıştım…
Güzel bir söz söylemenin…
Bir teşekkür etmenin…
Bir insanı mutlu etmenin…
Ne kadar değerli olduğunu bir kez daha anladım…
Belki yarın ne olacağını bilmiyoruz…
Ama bugün güzel bir iz bırakmak bizim elimizde…
Ben de bugün bunu düşündüm…
İnşallah…
Her yeni gün…
Sağlıkla…
Huzurla…
Ve umutla başlar…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün haberleri izlerken bir şeyi düşündüm…
Dünya hiç durmadan değişiyor…
Her gün yeni bir haber…
Yeni bir gelişme…
Yeni bir olay…
Daha dün konuşulan bir konu…
Bugün yerini başka bir gündeme bırakıyor…
Hayat da böyle aslında…
Hiçbir şey olduğu yerde kalmıyor…
İnsan da zamanla değişiyor…
Düşünceleri değişiyor…
Hayalleri değişiyor…
Ama değişmemesi gereken bazı şeyler var…
Dürüstlük…
Vicdan…
Saygı…
Ve insanlık…
Çünkü bunlar olursa…
Her şeyin üstesinden gelinebilir…
Bugün içimden geçen düşünce buydu…
Gündem değişebilir…
Zaman değişebilir…
Ama iyi insan olabilmek…
Her zaman en büyük değer olarak kalacaktır…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün bir şeyi fark ettim...
Dün yazmaya başlayalı tam 4 ay olmuş...
Zaman gerçekten su gibi akıp gidiyor...
31 Mart'ta ilk satırlarımı yazarken...
"Acaba bu kadar uzun süre devam edebilir miyim?" diye düşünmüştüm...
Bugün ise geriye dönüp baktığımda...
Tam 4 aylık bir hatıra birikmiş...
Bu dört ay boyunca...
Sevinçlerimi yazdım...
Üzüntülerimi yazdım...
Dinlediğim türküleri yazdım...
Mahallemi yazdım...
Komşularımı yazdım...
Hastalığımı yazdım...
Mutlu olduğum günleri de...
Düşündüğüm anları da sizlerle paylaştım...
Yazdıkça fark ettim ki...
Her günün anlatacak bir hikâyesi varmış...
Bugün geriye dönüp baktığımda...
"İyi ki yazmaya başlamışım." diyorum...
Çünkü bu satırlar...
Sadece bir yazı değil...
Hayatımın hatıraları oldu...
İnşallah yazmaya uzun yıllar devam ederim...
Beni okuyan...
Destek veren...
Güzel yorumlarıyla motive eden herkese gönülden teşekkür ediyorum...
İyi ki varsınız...
"Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim."
— Gazi Mustafa Kemal Atatürk
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün hastaneden döndükten sonra uzun uzun düşündüm...
İnsan sağlıklıyken...
Bunun ne kadar büyük bir nimet olduğunu bazen fark etmiyor...
Ama hastalanınca...
Her şeyin kıymeti daha iyi anlaşılıyor...
Son birkaç gündür kendimi iyi hissetmiyordum...
Bugün de hastaneye gidip muayene oldum...
İnşallah verilen tedaviyle en kısa zamanda sağlığıma kavuşurum...
Bu süreç bana bir şeyi daha öğretti...
Hayatta en büyük zenginlik...
Ne para...
Ne de mal mülk...
İnsanın sağlıklı olmasıymış...
Bugün bir kez daha...
Sağlığın değerini anladım...
Rabbim bütün hastalara şifa versin...
Hiç kimseyi sağlıkla sınamasın...
Dualarını eksik etmeyen...
Arayıp soran...
Ve "Geçmiş olsun." diyen herkese gönülden teşekkür ediyorum...
İnşallah güzel günler yine gelecek...
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Kaç gündür hastayım...
Hastalık gerçekten insanın hem bedenini...
Hem de moralini etkiliyor...
Evde dinlenirken...
Sağlığın ne kadar büyük bir nimet olduğunu bir kez daha anlıyor insan...
Bazen dışarı çıkmayı...
Mahallede dolaşmayı...
Sevdiklerinle sohbet etmeyi bile özlüyorsun...
İşte o zaman...
İnsanın en büyük zenginliğinin sağlık olduğunu daha iyi anlıyorsun...
İnşallah yarın hastaneye gideceğim...
Doktorun beni muayene etmesini...
Ve en kısa zamanda iyileşmeyi umut ediyorum...
Rabbim şifamı versin...
Bu süreçte arayıp soran...
Geçmiş olsun dileklerini ileten...
Ve dua eden herkese gönülden teşekkür ediyorum...
Allah kimseye sağlık sıkıntısı yaşatmasın...
Herkese sağlıklı...
Huzurlu...
Ve güzel günler nasip etsin...
"Beni Türk hekimlerine emanet ediniz."
— Gazi Mustafa Kemal Atatürk
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün kendi kendime bir şeyi fark ettim...
İnsan bazen başkasının gözünde ne kadar değerli olduğunu fark etmiyor...
Birisi güzel bir söz söylüyor...
Birisi hâlini hatırını soruyor...
Birisi de seni görünce gülümsüyor...
İşte o zaman anlıyorsun...
Dünyada iz bırakmak...
Çok büyük işler yapmakla olmuyor...
İyi bir insan olmakla oluyor...
Ben de hayatım boyunca...
İnsanların beni...
Kalbi temiz...
Samimi...
Ve güler yüzlü biri olarak hatırlamasını isterim...
Çünkü bir gün hepimiz bu dünyadan göçüp gideceğiz...
Ama güzel davranışlarımız...
İnsanların hatıralarında yaşamaya devam edecek...
Bugün aklımdan geçen düşünce buydu...
İnsan, geride güzel bir isim bırakabiliyorsa...
En büyük zenginlik de budur...
"İnsanları mutlu edecek şey, kendileri için değil, kendilerinden sonra gelecekler için çalışmaktır."
— Gazi Mustafa Kemal Atatürk
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün aklıma bir şey geldi…
İnsan bazen hayatın ne kadar hızlı geçtiğini fark etmiyor…
Bir bakıyor…
Dün dediği gün…
Aylar önce kalmış…
Sonra dönüp geçmişe bakıyor…
"Ne çabuk geçmiş." diyor…
Ben de bugün bunu düşündüm…
Daha dün gibi hatırladığım birçok olay…
Artık güzel bir hatıra olmuş…
Yazdığım yazılar…
Çektiğim videolar…
Dinlediğim türküler…
Hepsi hayatımın bir köşesinde yerini almış…
İnsan yaşadığı her günü fark etmeyebilir…
Ama geriye dönüp baktığında…
Aslında ne kadar çok anı biriktirdiğini görüyor…
Bu yüzden bugün kendi kendime dedim ki…
Her günün kıymetini bil Osman…
Çünkü bugün…
Yarın hatırlayacağın en güzel hatıralardan biri olacak…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün aklıma ilginç bir soru geldi…
Acaba 20 yıl sonra bugünkü hayatımı hatırlayacak mıyım?
Sonra kendi kendime dedim ki…
Evet…
Çünkü bazı anılar unutulmuyor…
Mahallede dolaştığım yollar…
Komşularla ettiğim sohbetler…
Dinlediğim türküler…
Çektiğim videolar…
Yazdığım bu satırlar…
Hepsi benim hayatımın bir parçası…
Belki yıllar sonra saçlarıma aklar düşecek…
Ama bugünleri okuyunca…
Sanki yeniden yaşayacağım…
İşte bu yüzden yazmayı çok seviyorum…
Çünkü yazılar…
Unutulan günleri yeniden hatırlatıyor…
Belki bir gün biri bu satırları okuyacak…
Ve diyecek ki…
"Bir Osman vardı…"
"Hayatı seviyordu…"
"İnsanları seviyordu…"
"Yaşadığı her günü bir hatıraya dönüştürüyordu…"
İşte o zaman…
Bugün yazdığım her satırın ne kadar değerli olduğunu bir kez daha anlayacağım…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün bir şeyi düşündüm…
Hayatta insanın düşünceleri de zamanla değişebiliyor…
Dün doğru bildiğini…
Bugün yeniden değerlendirebiliyor…
Çünkü insan yaşadıkça öğreniyor…
Öğrendikçe de yeni kararlar alıyor…
Bence önemli olan…
Birbirimize saygı duyabilmek…
Farklı düşüncelerimiz olsa bile…
Aynı vatanı sevdiğimizi unutmamak…
Türkiye hepimizin ortak yuvası…
Dileğim…
İnsanların huzur içinde yaşadığı…
Gençlerin geleceğe umutla baktığı…
Emeklilerin rahat ettiği…
Çocukların yüzünün güldüğü…
Daha güçlü…
Daha mutlu…
Ve daha güzel bir Türkiye'dir…
İnşallah yarınlarımız…
Bugünden daha güzel olur…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Cuma günü yeni bir siyasi parti kuruldu...
Siyasette bazen yeni başlangıçlar olur...
Yeni isimler ortaya çıkar...
Yeni umutlar doğar...
Dün de siyasette yeni bir başlangıç yaşandı...
Ben de yıllar önce...
2018 yılında Instagram hesabımı açtığım günden beri CHP'yi takip ediyordum...
Ama dün kendi kararımı vererek...
CHP'yi takipten çıktım...
Ve yeni kurulan partiyi takip etmeye başladım...
Herkesin farklı bir düşüncesi ve tercihi olabilir...
Ben de kendi tercihim doğrultusunda böyle bir karar aldım...
Dileğim...
Ülkemiz için hayırlı çalışmalar yapılması...
Milletimizin huzur, birlik ve refah içinde yaşamasıdır...
Farklı düşüncelerimiz olsa da...
Hepimiz aynı vatanın evlatlarıyız...
Türkiye'nin yarınlarının daha güzel olması en büyük temennimdir...
İnşallah...
Yeni umutlar...
Yeni hedefler...
Ve daha güçlü bir Türkiye için...
Herkes elinden geleni yapar...
"Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim."
— Gazi Mustafa Kemal Atatürk
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün aklıma bir düşünce geldi…
İnsan bazen çok konuşmadan da…
Kendini anlatabiliyor…
Bir bakışla…
Bir gülümsemeyle…
Ya da yaptığı küçük bir iyilikle…
Çünkü güzel bir kalbin dili…
Her zaman aynıdır…
Bugün bunu düşündüm…
Hayatta herkesin bir hikâyesi var…
Kiminin sevinci…
Kiminin özlemi…
Kiminin de kimseye anlatamadığı dertleri…
Bu yüzden insan…
Kimseyi kırmadan yaşamaya çalışmalı…
Çünkü bazen söylediğimiz bir söz…
Karşımızdaki insanın içinde yıllarca kalabiliyor…
Ben de bugün içimden geçen bu düşünceyi satırlara dökmek istedim…
Belki güzel bir söz…
Bir insanın gününü güzelleştirir…
Belki de hiç tanımadığı birine umut olur…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün kendi kendime bir şeyi düşündüm…
İnsan bazen en güzel anları yaşarken…
Onların bir gün hatıra olacağını hiç düşünmüyor…
O an sadece yaşıyor…
Gülüyor…
Sohbet ediyor…
Sonra yıllar geçiyor…
Bir fotoğraf…
Bir türkü…
Ya da bir sokak…
İnsanı bir anda geçmişe götürüyor…
"O gün ne kadar güzelmiş." dedirtiyor…
Belki bugün de sıradan bir gün gibi görünüyor…
Ama biliyorum ki…
Yıllar sonra bugünleri de özleyeceğim…
İşte bu yüzden…
Yaşadığım her güzel anın kıymetini bilmeye çalışıyorum…
Çünkü hayat…
Biriktirdiğimiz güzel hatıralarla anlam kazanıyor…
Ve insan…
En çok da güzel hatıralarıyla zengin oluyor…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün aklıma ilginç bir şey geldi…
Eskiden insanlar birbirini görmek için kapısını çalardı…
Şimdi ise önce telefon açıyor…
Hatta çoğu zaman sadece bir mesaj atıyor…
Teknoloji hayatımızı kolaylaştırdı…
Ama bazen eski günlerin sıcaklığını da özletiyor…
Kapının çalınması…
"Müsait misin?" demeden içeri giren dostlar…
Demlenen bir çayın etrafında edilen sohbetler…
İşte bunların tadı bambaşkaydı…
Ben hâlâ böyle samimi anları çok seviyorum…
Çünkü insanı mutlu eden şey…
Pahalı hediyeler değil…
İçten gelen bir ziyaret…
Samimi bir sohbet…
Ve birlikte edilen bir kahkahadır…
Bugün bunları düşündüm…
Bazı güzellikler hiç eskimiyor…
Çünkü onların yeri zamana değil…
İnsanın kalbine yazılıyor…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün kendi kendime bir şeyi düşündüm…
Hayat bir kitap olsaydı…
Acaba ben hangi sayfasında olurdum?
Çocukluğum ayrı bir sayfa…
Okul yıllarım ayrı bir sayfa…
Bugün yaşadıklarım ise yeni bir sayfa…
Her gün aslında ömrümüzün bir sayfasını yazıyoruz…
Bazı sayfalarda sevinç var…
Bazılarında hüzün…
Bazılarında ise unutulmayacak hatıralar…
Ben de uzun zamandır her gün bir şeyler yazıyorum…
Belki yıllar sonra bu satırları açıp okuyacağım…
"O gün bunları düşünmüşüm."
diyeceğim…
İşte bu yüzden hiçbir günü boş geçirmek istemiyorum…
Çünkü yazdığım her satır…
Ömrümün bir hatırası olarak kalacak…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
İİ
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün kendi kendime bir şeyi düşündüm…
İnsan neden bazı insanları hiç unutamıyor?
Çünkü onlar bize pahalı hediyeler aldıkları için değil…
Kalbimize dokundukları için…
Bazen bir güzel söz…
Bazen içten bir gülümseme…
Bazen de "Osman, nasılsın?" diye sorulan bir soru…
Yıllar geçse bile unutulmuyor…
Ben de hayatım boyunca bana iyilik yapan insanları kolay kolay unutmuyorum…
Çünkü iyilik insanın kalbinde iz bırakıyor…
Belki yıllar geçiyor…
Saçlar ağarıyor…
Ama o güzel insanlar hep hatırlanıyor…
Bugün bunu düşündüm…
İnsan bu dünyada en çok…
Kalbine dokunan insanları özlüyor…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün başıma hem güzel hem de gülümseten bir olay geldi...
Meğer ben ünlü olmuşum da haberim yokmuş...
Cuma günü mahallede dolaşırken...
Mahallemizin videosunu çekip paylaşmıştım...
Ben sadece mahallemizin güzelliğini göstermek istemiştim...
Ama meğer videoyu izleyen çok kişi olmuş...
Bugün annemle babamla piknikten dönerken...
Komşumuzun oğluyla karşılaştık...
Beni görünce gülümseyerek,
"Osman, mahalleyi ne kadar güzel çekmişsin. Bir daha video çek de yine paylaş." dedi...
Bu sözleri duyunca çok mutlu oldum...
Sonra başka komşularımız da,
"Video çok güzel olmuş."
"Biz de izledik, çok beğendik." dediler...
Doğrusu bunu beklemiyordum...
İnsan, yaptığı küçük bir şeyin başkaları tarafından beğenildiğini görünce...
Daha da hevesleniyor...
Ben mahallemi seviyorum...
Mahallemizin güzelliğini, samimiyetini ve sıcaklığını paylaşmaktan da mutluluk duyuyorum...
Bana güzel söz söyleyen,
Videomu beğenen,
Ve destek olan herkese gönülden teşekkür ediyorum...
Sizin beğeniniz bana daha güzel videolar çekmek için moral verdi...
Demek ki bazen birkaç dakikalık bir video bile...
İnsanların kalbinde güzel bir iz bırakabiliyormuş...
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün eski fotoğraflara baktım…
İnsan bazen bir fotoğrafa bakınca…
Yıllar öncesine gidiyor…
O günkü mutluluğu…
O günkü heyecanı…
Sanki yeniden yaşıyor…
Fotoğraflar konuşmuyor…
Ama insana çok şey anlatıyor…
Bazıları bir düğünü hatırlatıyor…
Bazıları çocukluğu…
Bazıları da artık yanımızda olmayan güzel insanları…
Ben de bugün eski günleri düşündüm…
Zaman gerçekten çok hızlı geçiyor…
Daha dün gibi dediğimiz günlerin üzerinden yıllar geçmiş…
Ama güzel hatıralar hiç eskimiyor…
Belki saçlarımız beyazlıyor…
Belki yıllar geçiyor…
Ama kalbimizde yer eden anılar…
İlk günkü gibi yaşamaya devam ediyor…
Bugün bunu düşündüm…
Ve bir kez daha anladım ki…
Hayatın en güzel hazinesi…
Birikmiş güzel hatıralarmış…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün beni gülümseten güzel bir olay yaşadım...
Yazılarımı okuyan bir ablam bana mesaj attı...
Önce güzel sözler söyledi...
Sonra da şakayla karışık,
"Osman, yarın da Asya'nın yaramazlıklarını yaz." dedi.
Ben de,
"Tamam abla." dedim...
Daha sonra kendisine,
"Abla, bugün ne yazayım?" diye sordum...
O da gülerek,
"Kafana göre yaz Osman... Asya'yı kat ama ha... İleride açıp hatıra diye gösteririm." dedi.
Bu mesajı okuyunca çok güldüm...
Asya benden yaşça küçük...
Ama ne zaman beni görse,
"Osman... Osman..." diye yanıma geliyor...
Onun bu hâli çok hoşuma gidiyor...
Bir de kardeşi Fahri var...
O da beni görünce,
"Osman abi... Osman abi..." diye peşimden dolaşıyor...
Bazen birlikte oyun oynuyoruz...
Onların neşesi ve sevgisi bana da mutluluk veriyor...
Çocukların samimiyeti gerçekten bambaşka oluyor...
Demek ki yazdığım yazılar sadece bana değil...
Okuyan insanlara da güzel bir hatıra bırakıyor...
Belki yıllar sonra bu yazıları açıp okuyacağız...
Bugünleri gülümseyerek hatırlayacağız...
İşte bu yüzden yazmaya devam ediyorum...
Çünkü bazen birkaç satır...
Yıllar sonra bile insanın yüzünü güldürebiliyor...
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Dün mahallede dolaşıyordum...
Bir çocuk bisiklet sürüyordu...
Hem bisikletini sürüyor...
Hem de yüksek sesle bir şarkı söylüyordu...
Söylediği sözler aklımda kaldı...
"Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa;
Adın yazılacak mücevher taşa."
Çocuğun bu şarkıyı büyük bir coşkuyla söylemesi beni çok mutlu etti.
Mustafa Kemal Atatürk'ün adını böyle sevgiyle anması gerçekten hoşuma gitti.
Bir süre durup onu dinledim...
Çocuk hiç durmadan şarkısını söylemeye devam ediyordu...
Onun o heyecanını görünce ben de gülümsedim.
Atatürk, bu milletin bağımsızlık mücadelesine önderlik etmiş ve Cumhuriyetimizin kurucusudur.
Onun adının çocukların dilinde sevgiyle yaşaması beni ayrıca mutlu etti.
O an mahallem bana daha da güzel göründü...
Bazen insanın gününü güzelleştiren şey...
Büyük olaylar değil...
Böyle küçük ama anlamlı anlardır.
Dün bana en güzel hatırayı o küçük çocuk bıraktı.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine mahallede dolaştım…
Yavaş yavaş ilerlerken etrafı izledim…
Her evin ayrı bir hikâyesi vardı…
Her kapının önünde ayrı bir hayat yaşanıyordu…
O an şunu düşündüm…
İnsan bazen kendi derdini büyük zannediyor…
Ama herkesin içinde kimsenin bilmediği bir mücadele var…
Bu yüzden birbirimize karşı biraz daha anlayışlı olmalıyız…
Bir güzel söz söylemek…
Bir selam vermek…
Bir insanın hâlini hatırını sormak…
Belki de onun bütün gününü değiştirebilir…
Hayat çok hızlı geçiyor…
Geriye ise sadece yaptığımız iyilikler…
Ve insanların kalbinde bıraktığımız güzel izler kalıyor…
Bugün bana bunları düşündüren yine mahallem oldu…
Her gün aynı sokaklarda dolaşıyorum…
Ama her gün farklı bir düşünceyle eve dönüyorum…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün kendi kendime bir şeyi düşündüm…
Hayat insana her gün yeni bir şey öğretiyor…
Bazen bir insan…
Bazen bir olay…
Bazen de küçücük bir an…
İnsana uzun uzun düşündürüyor…
Eskiden sadece günlerin geçmesini beklerdim…
Şimdi ise her günün bana bıraktığı hatıraya bakıyorum…
Çünkü anladım ki…
Hayatı değerli yapan…
Yılların çok olması değil…
İçinin güzel anılarla dolu olması…
Belki bugün sıradan bir gün gibi görünüyor…
Ama yıllar sonra dönüp baktığımda…
Bugünü de hatırlayacağım…
İnsan bazen farkında olmadan…
En güzel hatıralarını sıradan günlerde biriktiriyor…
Bu yüzden bugün de hafızamda güzel bir sayfa olarak yerini aldı…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün düşündüm…
İnsan geride nasıl hatırlanmak ister?
Zengin biri olarak mı…
Yoksa gönlü güzel biri olarak mı?
Ben olsam…
Beni gören insanların…
"Bir Osman vardı…"
"İyi bir insandı." demesini isterim…
Çünkü para bir gün biter…
Mal mülk bir gün kalır…
Ama insanın bıraktığı güzel iz…
Yıllar geçse de unutulmaz…
Bir güzel söz…
Bir içten tebessüm…
Bir dostun gönlünü almak…
Bazen dünyadaki en büyük zenginlikten daha kıymetlidir…
Bugün bunu düşündüm…
Hayatın sonunda geriye…
Ne kadar kazandığımız değil…
Kaç kişinin kalbine dokunduğumuz kalıyor…
İnsan, ardında güzel bir isim bırakabiliyorsa…
İşte asıl zenginlik budur…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün aklıma bir soru geldi…
İnsan neden hatıra biriktirir?
Sonra kendi kendime cevap verdim…
Çünkü zaman durmuyor…
Bugün yaşadığımız her şey…
Yarın bir hatıra olacak…
Belki yıllar sonra bugünleri hatırlayacağım…
Mahallede dolaştığım yolları…
Kapıda oturup sohbet ettiğimiz komşuları…
İçtiğimiz çayları…
Yediğimiz kirazları…
Birlikte güldüğümüz anları…
O gün geldiğinde belki bazı insanlar yanımda olmayacak…
Ama onların bana yaşattığı güzellikler hep aklımda kalacak…
İşte ben de bu yüzden yazıyorum…
Unutmamak için…
Hatırlamak için…
Ve yıllar sonra bu satırları okuyup…
"Ne güzel günler yaşamışım." diyebilmek için…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün mahallede dolaşırken bir şeyi düşündüm…
İnsan büyüdükçe…
Mutluluğun anlamı da değişiyor…
Eskiden oyuncak mutlu ederdi…
Bugün ise…
İçten bir selam…
Samimi bir sohbet…
Ya da "Nasılsın Osman?" diye soran bir insan…
İnsanın bütün gününü güzelleştirebiliyor…
Hayat bana şunu öğretti…
İnsan zengin olduğu için mutlu olmuyor…
Kendini değerli hissettiği için mutlu oluyor…
Sevildiğini hissettiği için mutlu oluyor…
Ben de mahallemizde bunu hissediyorum…
Herkes birbirine hâl hatır soruyor…
Birbirini düşünüyor…
İşte gerçek zenginlik de bence bu…
Parayla satın alınamayan…
Samimiyet…
Sevgi…
Ve güzel insanlar…
Bugün içimden geçen düşünce buydu…
Hayatta en güzel şey…
İyi insanların arasında yaşayabilmekmiş…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine mahallede dolaştım…
Eve doğru geliyordum…
Yurdagül teyzem komşularla kapının önünde çay içiyordu…
Beni görünce hemen seslendi:
"Osman, benim oğlum gelmiş." dedi…
Bu sözü her duyduğumda çok mutlu oluyorum…
Ben de yanlarına gittim…
"Osman, gel bir çay iç." dedi…
Ben de teşekkür edip, "Yok teyzem." dedim…
Ama bırakmadı…
"Dur oğlum, sana bir bardak çay içireyim." dedi…
Ben kendi ellerimi kullanamadığım için kendi başıma yiyip içemiyorum…
Komşularım da bunun farkında…
Bana hiçbir zaman bunu hissettirmiyorlar…
Yurdagül teyzem çayı bana uzatırken…
"Oğlum dur, çay çok sıcak… Ağzın yanar." dedi…
Sonra çayı üfleyip soğuttu…
Ve kendi elleriyle bana içirdi…
İşte o an…
Bir bardak çaydan çok daha fazlasını hissettim…
Şefkati…
Sevgiyi…
Ve anne sıcaklığını…
Eline sağlık teyzem…
Çok teşekkür ederim…
Allah senden razı olsun…
Oradan biraz ilerledim…
Bu kez Ayten teyzemle karşılaştım…
Kiraz getirmişti…
Bana da uzatıp:
"Al Osman, sen de ye." dedi…
Ona da çok teşekkür ettim…
Akşam olunca bir sürpriz daha yaşadım…
İbrahim amca elinde bir poşetle geldi…
"Yeğenime kiraz getirdim." dedi…
Bu güzel düşüncesi beni yine çok mutlu etti…
Bugün bir kez daha anladım ki…
Bizim mahallemiz çok güzel…
Komşu gibi değil…
Sanki aynı ailenin fertleri gibiyiz…
Hepimiz birbirimizi düşünüyoruz…
Birimizin sevinci hepimizin sevinci oluyor…
Birimizin ihtiyacı olduğunda da herkes elinden geleni yapıyor…
İşte mahallemizi güzel yapan da bu…
Yurdagül teyzeme…
Ayten teyzeme…
İbrahim amcama…
Ve bütün mahalle sakinlerine gönülden teşekkür ediyorum…
İyi ki varsınız…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün aklıma güzel bir düşünce geldi…
İnsan geriye dönüp baktığında…
Hayatında en çok neyi hatırlıyor diye düşündüm…
Ne parayı…
Ne eşyayı…
Ne de sahip olduklarını…
İnsan en çok yaşadığı güzel anları hatırlıyor…
Bir dostla edilen sohbeti…
Aileyle geçirilen bir günü…
İçten edilen bir kahkahayı…
Ve unutulmayan hatıraları…
İşte hayatı güzel yapan da bunlar…
Çünkü zaman geçiyor…
Yıllar birbirini kovalıyor…
Ama güzel anılar insanın kalbinde yaşamaya devam ediyor…
Bugün bunu düşündüm…
Elimizden geldiğince…
İnsanların yüzünde güzel bir tebessüm bırakabilmek…
Belki de hayatta yapılacak en güzel şeylerden biri…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün bir şeyi düşündüm…
İnsan bazen farkında olmadan…
Her gün aynı yerlerden geçiyor…
Aynı insanları görüyor…
Aynı sokaklarda dolaşıyor…
Ama aslında hiçbir gün bir öncekinin aynısı olmuyor…
Her gün yeni bir söz duyuyoruz…
Yeni bir düşünce aklımıza geliyor…
Yeni bir hatıra birikiyor…
Belki o an önemsemiyoruz…
Ama yıllar sonra dönüp baktığımızda…
Asıl hayatın bu küçük anlardan oluştuğunu anlıyoruz…
İşte ben de bu yüzden yazıyorum…
Bugün yaşadıklarımı…
Düşündüklerimi…
Ve hissettiklerimi satırlara bırakıyorum…
Belki yıllar sonra okuyunca…
"Demek ki bu günü de yaşamışım." diyeceğim…
İnsan bazen en güzel hatıralarını…
Yazdığı satırlarda saklıyor…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün ev biraz daha sessizdi…
Çünkü annem Osmaniye'ye gitti…
İnşallah yarın dönecek…
İnsan bazen evde biri olmayınca…
Onun değerini daha iyi anlıyor…
Annem her gün yanımda olduğu için…
Varlığını bazen sıradan bir şey gibi görüyorum…
Ama bugün evin sessizliği bana onu düşündürdü…
Bir gün bile olmayınca…
İnsan ister istemez özlüyor…
Yarın gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum…
İnşallah sağ salim gelir…
Bugün bana bir kez daha şunu hatırlattı…
İnsan, sevdiklerinin kıymetini onlar yanındayken bilmeli…
Çünkü onların varlığı…
Evin en güzel huzurudur…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine mahallede dolaştım…
Etrafı izlerken aklımdan birçok düşünce geçti…
İnsan bazen hiçbir şey yapmadan…
Sadece etrafına bakarak bile çok şey öğreniyor…
Bir çocuk oyun oynuyor…
Bir komşu selam veriyor…
Bir kuş ötüyor…
Hayat aslında sessizce akıp gidiyor…
Biz ise çoğu zaman bu küçük güzellikleri fark etmiyoruz…
Bugün bunları düşünürken…
Kendi kendime gülümsedim…
Çünkü mutluluk bazen çok uzakta değil…
Tam da yaşadığımız anın içinde saklı…
Bugün de o küçük güzellikleri görmeye çalıştım…
Ve günü güzel bir hatıra olarak hafızama ekledim…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün bir şeyi fark ettim…
İnsan yaş aldıkça…
Mutluluğun anlamı değişiyor…
Eskiden büyük şeyler isterdik…
Şimdi ise…
Sağlıklı uyanmak…
Ailemizle bir arada olmak…
Sevdiğimiz insanlardan güzel bir haber almak bile mutlu etmeye yetiyor…
Hayat insana zamanla çok şey öğretiyor…
Sabretmeyi…
Şükretmeyi…
Ve elindekilerin kıymetini bilmeyi…
Bugün bunları düşündüm…
Her gün yeni bir şey öğreniyoruz…
Her gün hayata dair başka bir ders alıyoruz…
Önemli olan…
İyi insan olarak kalabilmek…
Kalp kırmadan yaşayabilmek…
Ve arkamızda güzel hatıralar bırakabilmek…
Allah hepimize sağlık…
Huzur…
Ve gönlü güzel insanlarla dolu bir ömür nasip etsin…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün güzel bir gün geçirdim…
Hekimhan'ın Selimli Köyü'nde düzenlenen bir düğüne gittik…
Orada Selimhan abimi, Çağnur ablayı, Osman abimi, Fatma ablayı ve Osman Uras'ı gördüm…
Gülerek dedik ki…
Bugün tam üç Osman bir aradaydık…
Ben Osman…
Osman abim…
Bir de minik Osman Uras…
Bu da günün en güzel tebessümlerinden biri oldu…
Uzun zamandır görüşemediğimiz için birbirimize hâl hatır sorduk…
Birlikte oturduk…
Sohbet ettik…
Güldük…
Güzel vakit geçirdik…
Bir de Osman Uras vardı…
Maşallah çok tatlı olmuş…
Allah nazarlardan korusun…
Allah ömrünü uzun…
Bahtını güzel etsin…
Onu görünce insanın içi ısınıyor…
Çocukların neşesi gerçekten bambaşka oluyor…
Gülüşüyle etrafına neşe saçıyor…
İnsan bazen en büyük mutluluğu…
Sevdiği insanlarla bir araya gelmekte buluyor…
Bugün de benim için öyle bir gündü…
Bu güzel buluşma bana moral verdi…
Yüzümü güldürdü…
Allah böyle güzel düğünleri…
Güzel dostlukları…
Ve güzel birliktelikleri daim etsin…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine mahallede dolaştım…
Rüzgâr hafif hafif esiyordu…
İnsan bazen böyle anlarda hiçbir şey söylemeden de çok şey düşünüyor…
Hayatın ne kadar hızlı geçtiğini…
Geçen yılları…
Ve geride kalan güzel anıları…
Sonra kendi kendime dedim ki…
İnsan her gün büyük mutluluklar yaşamıyor…
Ama küçük mutlulukları fark ederse…
Hayat daha güzel oluyor…
Bir selam…
Bir tebessüm…
Bir dostla edilen sohbet…
Ya da sadece temiz havada dolaşabilmek…
Bazen insanı mutlu etmeye yetiyor…
Bugün içimden şu geçti…
İnsan, sahip olduğu güzelliklerin kıymetini kaybetmeden bilmeli…
Çünkü bazen en büyük mutluluk…
Aslında her gün fark etmeden yaşadığımız küçük güzelliklerin içinde saklı oluyor…
Allah sağlık…
Huzur…
Ve gönül rahatlığı nasip etsin…
Çünkü insanın en büyük zenginliği…
Kalbinin huzurlu olmasıdır…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün 2 Temmuz…
Madımak'ta yaşanan acının üzerinden 33 yıl geçti…
Yıllar geçti…
Ama bazı acılar ne kalpten siliniyor…
Ne de hafızalardan…
2 Temmuz 1993'te yaşanan olayda, 33 aydın ve sanatçı ile 2 otel çalışanı olmak üzere toplam 35 kişi hayatını kaybetti…
Geride gözyaşı…
Özlem…
Ve dinmeyen bir acı kaldı…
Acının sağı da olmaz…
Solu da olmaz…
Acı, acıdır…
İnsan hayatının siyaseti olmaz…
İnsanlar düşünceleri ne olursa olsun…
Barış içinde yaşayabilmeli…
Bir daha hiçbir anne evladına ağlamamalı…
Hiçbir aile böyle büyük acılar yaşamamalı…
Bugün, 33 yıl önce hayatını kaybeden 35 kişiyi saygı ve rahmetle anıyorum…
Allah ülkemize bir daha böyle acılar yaşatmasın…
Sevginin…
Hoşgörünün…
Ve kardeşliğin hâkim olduğu yarınlar nasip etsin…
Unutmadık…
Unutturmayacağız…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün mahallede dolaşırken bir şeyi düşündüm…
Hayatta insanın zenginliği sadece para değil…
Bazen bir dost…
Bazen bir selam…
Bazen de hâlini hatırını soran bir insan…
En büyük zenginlik olabiliyor…
İnsan sevildiğini hissedince…
Kendini daha güçlü hissediyor…
Çünkü güzel sözler…
İçten bir tebessüm…
Ve samimi bir sohbet…
İnsanın yorgunluğunu bile unutturuyor…
Bugün bunları düşündüm…
Hayatın en güzel tarafı…
Geride güzel insanlar bırakabilmek…
Ve insanların kalbinde güzel bir yer edinebilmektir…
Allah herkese…
Değer veren…
Vefalı…
Ve gönlü güzel insanlar nasip etsin…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün benim için çok güzel bir gün oldu…
Mahallede akülü arabamla dolaşıyordum…
O sırada annem beni aradı…
"Osman, eve gel… Misafirin geldi." dedi…
Hemen eve döndüm…
Kapıdan içeri girince büyük bir sürprizle karşılaştım…
Özkan abim ve Özhan abim beni ziyarete gelmişler…
Hiç haberim yoktu…
Gerçekten çok mutlu oldum…
Birlikte oturduk…
Kahvemizi içtik…
Uzun uzun sohbet ettik…
Güldük…
Güzel vakit geçirdik…
Otururken aklıma o güzel söz geldi…
"Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır."
Aslında hatır, kahvede değil…
O kahveyi birlikte içtiğin güzel insanlardadır…
İnsan bazen en büyük mutluluğu…
Hiç beklemediği bir anda yaşıyor…
Bugün de benim için öyle oldu…
Beni unutmayıp ziyaretime gelmeleri…
Hâlimi hatırımı sormaları…
Birlikte kahve içip sohbet etmemiz…
Benim için çok değerliydi…
Özkan abime ve Özhan abime bu güzel sürprizleri için gönülden teşekkür ediyorum…
İyi ki varsınız…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün çok güzel bir gün yaşadım…
Belediye Başkanımız Mehmet Şerif Yıldırım aşure programı düzenlemişti…
Beni de davet etti…
Ben de büyük bir memnuniyetle gittim…
Beni görünce:
"Osman'ım gelmiş, hoş gelmiş."
dedi…
Yanıma geldi…
Sarılıp hâlimi hatırımı sordu…
İşte insanı mutlu eden şey sadece bir davet değil…
Bir engelli bireyin hatırlanması…
Değer görmesi…
Sevgi ve samimiyetle karşılanması…
Bunlar bizim için çok kıymetli…
Çünkü bazen toplumda engelli bireyler fark edilmeyebiliyor…
Ama bir insanın içten bir tebessümle yaklaşması…
Elini uzatması…
"Hoş geldin." demesi…
İnsanın kalbine dokunuyor…
Bugün kendimi gerçekten değerli hissettim…
Sayın Belediye Başkanımız Mehmet Şerif Yıldırım'a gösterdiği ilgi, samimiyet ve engelli bireylere verdiği değer için gönülden teşekkür ediyorum…
Allah kendisinden razı olsun…
İnşallah bu güzel yaklaşım herkese örnek olur…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün aklıma ilginç bir şey geldi…
Hani bir uygulama var…
Çalan müziği birkaç saniye dinliyor…
Sonra hemen şarkının adını ve kimin söylediğini buluyor…
Bazen düşünüyorum da…
Benim aklım da türkülere karşı biraz öyle çalışıyor…
Bir yerde bir türkü duymam yeterli oluyor…
Daha ilk birkaç sözünü duyar duymaz…
Türkünün adı…
Kimin söylediği…
Hatta devamındaki sözler bile aklıma geliyor…
Şarkıları hiç bilmiyorum…
Ama türküler benim dünyam…
Hafızamda belki 1.000–1.500'e yakın türkü vardır…
Yıllardır dinleye dinleye…
Hepsi sanki zihnime yazılmış gibi…
Çünkü türküleri ezberlemek için uğraşmadım…
Onları severek dinledim…
İnsan sevdiği şeyi kolay kolay unutmazmış…
Bugün bunu bir kez daha anladım…
Benim hafızamda türkülerin yeri gerçekten çok başka…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün bir türkü dinledim…
İnsanın içine dokunan, düşündüren bir türküydü…
“Sevmeyi Sen Alıştırdın”
Sözleri aklımda kaldı…
Bunda benim günahım ne
Sevmeyi sen alıştırdın
Alt üst ettin sen dünyamı
Öpmeyi sen alıştırdın
Aklıma bile gelmezdi
Sevmeyi sen alıştırdın
Öpmeyi sen alıştırdın
Bu türkü bana şunu düşündürdü…
İnsan bazen hiç beklemediği bir anda duyguların içine girer…
Sevgi de böyle başlar…
Sessizce…
Fark ettirmeden…
Sonra bir bakarsın ki hayatın değişmiş…
Bugün bu türküyü dinlerken içimden geçen şey şuydu…
Hayat her zaman aynı değildir…
Bazen çok güzel günler olur…
Bazen de insanın içini acıtan günler…
Ama her ikisi de insanı büyütür…
Tatlı günler insanı güldürür…
Acı günler insanı olgunlaştırır…
İkisi de kalpte iz bırakır…
Sevgi de böyle…
Bazen insanı mutlu eder…
Bazen de içini düşündürür…
Ama her zaman kalpte bir yer bırakır…
Bugün hissettiğim duygu buydu…
Sessiz bir türkü…
Sessiz bir düşünce…
Ve kalpte kalan bir iz…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün düşündüm…
İnsan bazen konuşacak birini arıyor…
İçindekileri anlatacak bir dost arıyor…
Ama herkesin etrafı kalabalık olsa da…
Herkesin derdini anlayan biri olmuyor…
Ben de bazen kapının önüne çıkıyorum…
Kendi duyacağım kadar bir türkü açıyorum…
Sessizce mahalleyi dolaşıyorum…
İnsan bazen en derin düşüncelerini, sessizce yol alırken buluyor…
Türkü çalarken insanın aklından çok şey geçiyor…
Hayat…
Geçen yıllar…
Yaşanan zorluklar…
Ve geleceğe dair umutlar…
Sonra kendi kendime diyorum ki…
İnsan umudunu kaybetmediği sürece…
Yalnız değildir…
Çünkü Allah, sabreden kullarını hiçbir zaman yalnız bırakmaz…
Bugün içimdeki duygu buydu…
Her şeye rağmen umudumu korumak…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün mahallede dolaşıp bir şeyi düşündüm…
Hayatta bazı insanlar her işini kendi başına yapabiliyor…
İstedikleri yere gidiyor…
İstedikleri işi görüyor…
Bunun ne kadar büyük bir nimet olduğunu belki de fark etmiyorlar…
Ama engelli bir insan için durum biraz farklı…
Bazen bir ihtiyacım oluyor…
"Anne" diyorum…
Bazen tuvaletim geliyor…
"Anne" diyorum…
Bazen küçük bir işim oluyor…
Yine anneme sesleniyorum…
Bugün mahallede dolaşırken bunları düşündüm…
Bir engellinin mücadelesi sadece kendi mücadelesi değil…
Anne ve babasının da mücadelesi…
Onlar da bizimle birlikte yoruluyor…
Bizimle birlikte üzülüyor…
Bizimle birlikte mutlu oluyor…
Bazen kendi kendime şunu da düşünüyorum…
Yarın bir gün anne ve babamız yanımızda olmazsa ne olacak?..
İşte bu düşünce insanın içini burkuyor…
Çünkü biz sadece bugünü değil…
Yarını da düşünmek zorundayız…
Allah anne ve babalara sağlık versin…
Allah hiç kimseyi çaresiz bırakmasın…
Engelli bireylere de güç, sabır ve güzel insanlar nasip etsin…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün engelli olmayı düşündüm…
İnsan yaşamadan bazı şeyleri tam anlayamıyor…
Engelli olmak sadece yürüyememek…
Ya da bazı işleri yapamamak değildir…
Bazen sabretmektir…
Bazen mücadele etmektir…
Bazen de insanların görmediği zorluklarla yaşamaktır…
Bir yere giderken düşünmek…
Bir yola bakarken hesap yapmak…
Herkesin kolayca yaptığı şeyler için çözüm aramak…
Bunlar engelli bireylerin günlük hayatının bir parçası…
Ama engelli olmak sadece zorluk demek de değildir…
Sabretmeyi öğretir…
Mücadele etmeyi öğretir…
Pes etmemeyi öğretir…
Ben de hayatım boyunca birçok zorluk yaşadım…
Ama hiçbir zaman umudumu kaybetmemeye çalıştım…
Burnumla telefon kullanmayı öğrendim…
Yazılar yazdım…
Fotoğraflar çektim…
Kendi çözümlerimi ürettim…
Çünkü hayat devam ediyor…
Bugün şunu düşündüm…
Engelli olmak bir eksiklik değil…
Hayata farklı bir yerden bakabilmektir…
Ve her şeye rağmen yaşamaya devam edebilmektir…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün mahalleyi geziyorum…
Yeni yapılan yolda dolaşırken içimden geçenleri düşündüm…
Bir zamanlar çok küçük bir alanda gidip geliyordum…
Şimdi ise mahallede rahat rahat gezebiliyorum…
Bu bana iyi geliyor…
Çünkü uzun zamandır özlediğim şeylerden biri buydu…
Mahallede özgürce dolaşabilmek…
Yolumuzun yapılması çok güzel oldu…
Emeği geçenlerden Allah razı olsun…
Ancak bir konuda endişem var…
Bazı araçlar bu yolda çok hızlı geçiyor…
Bugün aklıma bir fikir geldi…
Mahallenin girişine bir levha konsa…
Üzerinde de:
"Burada engelli var, lütfen yavaş gidiniz."
yazsa…
Belki sürücüler biraz daha dikkatli olur…
Çünkü bu yolu sadece arabalar kullanmıyor…
Çocuklar var…
Yaşlılar var…
Ve biz engelliler de varız…
İnşallah herkes biraz daha dikkatli olur…
Hem yolumuz güzel oldu…
Hem de herkes güven içinde kullanır…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün düşündüm de…
İnsan bazen bir şeyi çok ister…
Olmayınca üzülür…
Bekler…
Sabreder…
Ama olunca da mutluluğunu tarif edemez…
Benim yol meselesi de öyle oldu…
Yıllarca söyledim…
Bekledim…
Olur mu olmaz mı diye düşündüm…
Sonunda yapıldı…
Şimdi her dışarı çıktığımda içimden bir sevinç geçiyor…
Çünkü eskiden bakıp geçmek zorunda kaldığım yerlere şimdi gidebiliyorum…
Bugün mahallede gezerken kendi kendime güldüm…
Bir zamanlar 15 metrekarelik alanda gidip gelen Osman…
Şimdi mahalleyi dolaşıyor…
Hayatta bazen küçük görünen şeyler…
İnsan için büyük mutluluk olabiliyor…
Bugün içimdeki duygu buydu…
Şükür…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün Babalar Günü…
Bugün babaları düşündüm…
Hayatta babalar sessiz kahramanlar gibidir…
Çok konuşmazlar…
Ama aileleri için sürekli emek verirler…
Çocuklarının mutlu olması için çalışırlar…
Onların geleceğini düşünürler…
Bazen sevgilerini kelimelerle değil…
Yaptıkları fedakârlıklarla gösterirler…
Bugün kendi babamı da düşündüm…
Onun emeklerini düşündüm…
Benim için yaptıklarını düşündüm…
Hayatta bazen bazı şeylerin kıymetini zaman geçtikçe daha iyi anlıyor insan…
Bugün Babalar Günü vesilesiyle babama da teşekkür etmek istedim…
Allah babamdan razı olsun…
Sağlığı yerinde olan bütün babalara sağlıklı ve güzel ömürler diliyorum…
Vefat etmiş babaları da rahmet ve dua ile anıyorum…
Bugün bir kez daha anladım ki…
Anne ne kadar değerliyse…
Baba da o kadar değerlidir…
Bu vesileyle tüm babaların Babalar Günü kutlu olsun…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yeni yapılan yolda yine dolaştım…
Bir süre önce sadece çok küçük bir alanda hareket edebiliyordum…
Şimdi ise önümde uzanan bir yol var…
Bu yolun uzunluğunu ölçtüm…
Yaklaşık 218 metre çıktı…
Belki bazı insanlara kısa gelebilir…
Ama benim için çok büyük bir mesafe…
Çünkü bu yol bana özgürlük verdi…
Eskiden aynı yerde dönüp duruyordum…
Şimdi ise mahallede dolaşabiliyorum…
İstediğim tarafa gidebiliyorum…
Canım sıkılınca çıkıp gezebiliyorum…
Yol yapıldıktan sonra o kadar mutlu oldum ki…
Defalarca gidip geldim…
Her turda içimden aynı şey geçti:
"İyi ki yapılmış."
Bugün mahallede gezerken yine insanların güzel sözlerini duydum…
"Osman, iyi olmuş."
diyen oldu…
"Allah razı olsun."
diyen oldu…
Ben de mutlu oldum…
Çünkü bu yol sadece bana değil…
Mahallede yaşayan herkese fayda sağladı…
Bugün bir kez daha anladım ki…
Bir engelli için yol sadece asfalt değildir…
Yol demek özgürlük demektir…
Yol demek hayata karışmak demektir…
Yol demek istediğin yere kendi başına gidebilmek demektir…
Bugün 218 metrelik bir yolun bana ne kadar büyük bir mutluluk verdiğini düşündüm…
Bir de şunu fark ettim…
Meğer ben gezmeyi ne kadar özlemişim…
Mahallede rahat rahat dolaşmayı özlemişim…
Özgürce hareket etmeyi özlemişim…
Yıllardır içimde kalan bu özlem…
Bugün biraz olsun yerini mutluluğa bıraktı…
Ve yüzümde kocaman bir tebessüm oluştu…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün mahallede dolaşırken insanların söyledikleri aklıma geldi…
Yol yapıldıktan sonra herkes memnun oldu…
Bazı komşular bana:
"Osman, kendi yolunu ne güzel yaptırdın."
diyor…
Bazıları da:
"Belediye başkanını gördüğünde bizim buranın yolunu da söyle."
diyor…
Hatta bana:
"Osman, sen olmasan belki bu yol yapılmazdı."
diyenler bile oldu…
Bunları duyunca hem mutlu oldum…
Hem de güldüm…
Galiba mahallede benim adım çıktı.
Nereye gitsem yol konusu açılıyor…
Herkes benden bir istekte bulunuyor…
"Osman, bizim sokağı da söyle…"
"Osman, bizim tarafı da unutma…"
diyorlar…
Ben de gülerek dinliyorum…
Çünkü birkaç ay önce 15 metrekarelik bir alanda gidip gelirken…
Bugün insanların bana böyle şeyler söyleyeceğini hiç düşünmezdim…
Çünkü ben sadece kendi derdimi anlatmaya çalışmıştım…
Bir engelli olarak yaşadığım zorluğu söylemiştim…
Sesimin duyulmasını istemiştim…
Sağ olsunlar…
Beni dinlediler…
İlgilendiler…
Ve yolumuz yapıldı…
Bugün şunu anladım…
Bazen bir insanın derdini anlatması sadece kendisine değil…
Başkalarına da fayda sağlayabiliyor…
Yapılan yol sadece benim kullandığım bir yol olmadı…
Mahallede yaşayan herkesin kullandığı bir yol oldu…
Bu da beni ayrıca mutlu etti…
Bugün yüzümde tebessüm bırakan şey de buydu…
Galiba artık mahallede "yol işleri temsilcisi" oldum.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün benim için çok özel bir gün…
Belki birçok insan için yapılan bir yol sıradan bir hizmettir…
Ama bir engelli için bambaşka bir anlam taşır…
Yaklaşık 2-3 yıldır akülü arabamla çok dar bir alanda hareket edebiliyordum…
Neredeyse 15 metrekarelik bir yerde gidip geliyordum…
Bir ileri…
Bir geri…
Her gün aynı yer…
Her gün aynı manzara…
Bir süre sonra insan sıkılıyor…
Hatta ben artık dışarı çıkmaktan bile soğumuştum…
Çünkü gidecek yol yoktu…
Gezebilecek alan yoktu…
Özgürlük yoktu…
Ama içimde hep bir umut vardı…
Bugün sabah başkanım yanıma geldi…
Durumumla yakından ilgilendi…
Benimle sohbet etti…
Yolumun yapılması konusunda destek verdi…
Sağ olsun sesimi duydu…
Sorunumu dinledi…
Ve yolumuz yapıldı…
Bugün bir kez daha anladım ki…
Engelli bireyler için yol sadece asfalt değildir…
Yol demek özgürlük demektir…
Yol demek bağımsızlık demektir…
Yol demek istediğin yere gidebilmek demektir…
Yol demek hayata karışabilmek demektir…
Bugün yol yapıldıktan sonra akülü arabama bindim…
Ve mahalleyi dolaşmaya başladım…
Bir tur attım…
Bir daha attım…
Sonra bir daha…
O kadar mutlu oldum ki…
Belki 10-15 kere mahalleyi dolaşıp geldim…
Çünkü yıllardır beklediğim şey olmuştu…
Bugün ilk defa kendimi daha özgür hissettim…
Rahat rahat gezebildim…
Rahat rahat dolaşabildim…
Benim mutluluğumun sebebi sadece asfalt değil…
Bir engellinin önündeki engelin kalkması…
İşte asıl mutluluk buydu…
Bu yüzden emeği geçen Mehmet Şerif Yıldırım Başkanıma ve muhtarımıza gönülden teşekkür ediyorum…
Allah razı olsun…
Sesimi duydular…
Beni çok mutlu ettiler…
Bugün benim için unutulmayacak bir gün oldu…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün kapının önüne çıktım…
Her zamanki gibi etrafı izledim…
Ama bugün özellikle şunu hissettim…
Bozuk yollar insanı çok yoruyor…
Sanki eski zamanlarda atla taşlı, engebeli bir yolda gitmek gibi…
Sarsıla sarsıla ilerliyorsun…
Durmak zorunda kalıyorsun…
Yavaşlamak zorunda kalıyorsun…
Bazen de hiç ilerleyemiyorsun…
Bozuk yol olunca hareket etmek zorlaşıyor…
Sanki her şey daha zahmetli hale geliyor…
Bugün bunu düşünürken şunu fark ettim…
Yol düzgün olunca hayat da kolaylaşıyor…
İnsan daha rahat dolaşıyor…
Daha özgür hissediyor…
Ama yol bozuk olunca her şey zorlaşıyor…
Engelli bireyler için yol çok daha önemli…
Çünkü yol sadece bir asfalt değil…
Bir özgürlük demek…
Bir yere gidebilmek demek…
Dışarı çıkabilmek demek…
Kimseye muhtaç olmadan hareket edebilmek demek…
Düzgün olmayan bir yol, insanın hayatını gerçekten zorlaştırıyor…
O yüzden erişilebilir yollar herkes için çok değerli…
Bugün içimden geçen buydu…
İnşallah yollar düzelir…
Herkes için daha rahat bir yaşam olur…
Yarın asfaltçılar bizim buraya gelecekmiş…
İnşallah güzel olur…
Yollar düzelir…
Ve bizim için de daha rahat bir ortam olur…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine kapının önüne çıktım…
Akülü arabamla dolaştım…
Aynı sokak…
Aynı yol…
Aynı manzara…
Her gün aynı gibi görünüyor…
Ama insanın içi bazen aynı olmuyor…
Bazen sessiz oluyor…
Bazen düşünceli oluyor…
Bazen de hiçbir şey hissetmiyor gibi oluyor…
Bugün biraz öyleydi…
Sanki gün tekrar ediyormuş gibi…
Ama yine de gün geçiyor…
Zaman ilerliyor…
Ve hayat kendi akışında devam ediyor…
Ben de elimden geldiğince bu günü yaşadım…
Türkü dinledim…
Biraz dolaştım…
Biraz düşündüm…
Ve günü bitirdim…
Belki dışarıdan bakınca her şey aynı görünüyor…
Ama içimde her gün küçük bir şey değişiyor…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine kapının önüne çıktım…
Akülü arabamla biraz dolaştım…
Her zamanki gibi aynı yerlerde gidip geldim…
Ama insan bazen aynı yeri görse bile farklı düşünüyor…
Bugün içim biraz sessizdi…
Çok konuşmak istemedim…
Sadece etrafı izledim…
Bazen hayatın en basit anları bile insana iyi geliyor…
Bir rüzgâr esiyor…
Bir ses geliyor…
Bir türkü açılıyor…
Ve insan o anı yaşıyor…
Bugün de öyle bir gündü…
Ne büyük bir olay oldu…
Ne de özel bir şey…
Ama yine de bir gün daha yaşandı…
Ve takvimde yerini aldı…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine bir gün daha geçti…
Hayatın içinde sıradan gibi görünen ama aslında insana bir şeyler öğreten günlerden biri…
Bazen büyük olaylar olmuyor…
Ama insan yine de düşünüyor…
Bugün ben de düşündüm…
Hayatın akışı hiç durmuyor…
Günler birbirini takip ediyor…
İnsan bazen fark etmiyor ama zaman ilerliyor…
Bugün içimde sakin bir his vardı…
Ne çok mutluydum…
Ne de çok üzgün…
Sadece vardım ve günü yaşadım…
Bazen bu bile yeterli oluyor…
Çünkü her gün yeni bir iz bırakıyor…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün kapının önünde dolaşırken düşündüm…
Hayat herkese farklı bir yol veriyor…
Kimi yürüyerek geziyor…
Kimi arabayla geziyor…
Ben ise akülü arabamla geziyorum…
Kimi eliyle telefon kullanıyor…
Ben burnumla kullanıyorum…
Ama sonuçta hepimiz aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz…
Bugün kendi kendime şunu dedim…
İnsan sahip olmadığı şeyleri düşününce üzülüyor…
Ama yapabildiği şeyleri düşününce güç buluyor…
Ben de burnumla telefon kullanabiliyorum…
Yazılar yazabiliyorum…
Türküler dinleyebiliyorum…
Fotoğraf çekebiliyorum…
Ve düşüncelerimi insanlarla paylaşabiliyorum…
Belki hayatım kolay değil…
Ama yine de mücadele etmeye devam ediyorum…
Çünkü insan yaşadığı sürece…
Umut da devam ediyor…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine kapının önüne çıktım…
Akülü arabamla biraz dolaştım…
Bir yandan da kendi duyacağım kadar türkü açtım…
Kimseyi rahatsız etmeden…
Türküler bana eşlik etti…
Bazen düşünüyorum…
İnsan bazı şeylere zamanla alışıyor…
Ben de yıllardır burnumla telefon kullanıyorum…
Eskiden zor gelen şeyler şimdi normal geliyor…
Mesaj yazıyorum…
Fotoğraf çekiyorum…
İnternette geziyorum…
Haberleri takip ediyorum…
Hatta bazen insanlar görünce şaşırıyor…
Ama benim için artık hayatın bir parçası…
Bugün aynaya baktım…
Kendi kendime dedim ki:
"Demek ki insan isterse bir yolunu bulabiliyor."
Belki her şey kolay değil…
Belki bazı şeyler diğer insanlardan daha zor…
Ama yine de hayat devam ediyor…
Ben de elimden geldiğince yaşamaya…
Öğrenmeye…
Ve yazmaya devam ediyorum…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün dinlediğim türkü beni çok etkiledi…
Güler Duman söylediği “İncidir” adlı eserdi…
İçinde aşk vardı…
Ama kolay bir aşk değil…
Yoran, inciten, insanın kalbine dokunan bir aşk…
Türküyü dinlerken bazı sözler aklıma takıldı…
Düşme aşkın pençesine, ey garip…
Yarası pek derin, yürek incitir…
Yarin sevdasına nicesi talip…
Varırsa hoyrata, gönül incidir…
Gözün görür, katlanamaz, erirsin…
Ben söyleyim, yine de sen bilirsin…
Mecnun Kerem kavuştu mu sanırsın?
O aşk yüreğinde hep bir incidir…
Bu sözler bana çok şey düşündürdü…
Aşk bazen insanı mutlu eder…
Ama bazen de insanın içini yaralar…
Güven kırılınca…
Kalp incinir…
Sevgi yanlış yerlere gidince…
İnsan daha çok üzülür…
Bugün bunu dinlerken aklıma hayat geldi…
İnsan bazen sevdiği şeyler yüzünden yoruluyor…
Bazen de yanlış insanlar yüzünden kalbi kırılıyor…
Türkü bana şunu hissettirdi…
Kalbi korumak gerekiyor…
Sevgi güzel bir şey ama…
Doğru yerde, doğru insanla olunca güzel…
Bugün içimde kalan duygu buydu…
Bir türkü bazen insanın anlatamadığını anlatıyor…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün benim kekliğimi dinledim…
Sürekli ötüyor…
Bir şeyler anlatıyor gibi…
Ama ne dediğini anlayamıyorum…
Sonra aklıma başka bir şey geldi…
Bazen engelliler de biraz böyle oluyor…
İçlerinde söylemek istedikleri çok şey oluyor…
Anlatmak istedikleri çok şey oluyor…
Ama çoğu zaman onları gerçekten dinleyen olmuyor…
Kekliği kapının önüne koyuyorsun…
Biraz sonra başka bir keklik ses veriyor…
O ötüyor…
Bu ötüyor…
Sanki birbirleriyle sohbet ediyorlar…
Ama engelli bir insan kapının önüne çıkınca…
Bazen konuşacak birini bulamıyor…
Sohbet edecek birini bulamıyor…
Derdini paylaşacak birini bulamıyor…
Ben de çoğu zaman kapının önüne çıkıyorum…
Ama ne gidecek bir yer oluyor…
Ne de vakit geçirecek bir ortam bulabiliyorum…
Akülü arabamla hareket edebildiğim alan yaklaşık 15 metrekarelik bir yerle sınırlı…
Gün içinde aynı yerde defalarca gidip geliyorum…
Her gün aynı manzara…
Aynı sokak…
Aynı sessizlik…
Bazen de aynı yalnızlık…
Kapının önünde dolaşırken de kendi duyacağım kadar türkü açıyorum…
Kimseyi rahatsız etmiyorum…
Türküler bana eşlik ediyor…
Bazen bir türkü bitiyor…
Bir başkası başlıyor…
Ben de akülü arabamla yavaş yavaş dolaşmaya devam ediyorum…
Bugün kekliğime bakıp kendi kendime dedim ki:
"Sen tek…
Ben de tek…
Böyle ne olacak?"
Sonra içimden bir dua geçti…
Allah yardımcımız olsun…
Çünkü insan bazen sadece bir sohbet arıyor…
Sadece bir selam arıyor…
Sadece kendisini anlayacak bir insan arıyor…
Bugün kekliği dinlerken bunları düşündüm…
Belki de hayatta en değerli şeylerden biri…
Bir insanın sesini duymak değil…
Onu gerçekten anlamaktır…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün içimde farklı bir duygu var…
Ne tam mutlu hissediyorum…
Ne de tam üzgün…
Ama kalbimde büyük bir boşluk var gibi…
Nedenini sorsalar…
Belki cevap veremem…
Çünkü ben de bilmiyorum…
Bazen insanın hayatında her şey normal görünür…
Ama içindeki sessizlik büyür…
İşte bugün biraz öyle…
Uzun uzun düşündüm…
Geçen günleri düşündüm…
Yazdığım yazıları düşündüm…
Yaşadığım güzel anları düşündüm…
Ama yine de içimde tarif edemediğim bir duygu kaldı…
Belki her insanın hayatında böyle günler vardır…
Konuşmak istemediği…
Ama susunca da düşünmekten kurtulamadığı günler…
Bugün benim için öyle bir gün…
Yine de umudumu kaybetmek istemiyorum…
Çünkü hayat bana şunu öğretti…
En uzun gecenin bile bir sabahı var…
En zor günlerin bile bir sonu var…
Belki bugün içimde bir boşluk var…
Ama yarın ne getirecek bilmiyorum…
Belki güzel bir haber…
Belki güzel bir gülümseme…
Belki de yeniden içimi ısıtacak bir umut…
Şimdilik sadece şunu söyleyebilirim…
Bilmiyorum…
Ama bekliyorum…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün biraz değişik geçti…
Evde oturmaktan sıkıldım…
Biraz dışarı çıktım…
Hava yüzüme vurdu…
İnsanın içi açılıyor böyle olunca…
Bazen küçük bir çıkış bile yetiyor…
Bugün düşündüm…
Hayat sadece evde oturmak değil…
Biraz gezmek…
Biraz hava almak…
Biraz da etrafı görmek gerekiyor…
Ben de öyle yaptım…
Kendimi toparladım…
Günü boş geçirmedim…
İnsan bazen küçük şeylerle bile mutlu olabiliyor…
Bugün bunu bir kez daha anladım…
Ve içimden şunu dedim…
“İyi ki çıkmışım…”
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün biraz kendimden bahsetmek istedim…
Ellerim tutmadığı için telefonu normal insanlar gibi kullanamıyorum…
Eskiden telefonla uğraşmak benim için çok zordu…
Telefonu kullanmak istediğim zaman hep yerde uğraşıyordum…
Bir gün kendi kendime düşündüm…
"Acaba bana uygun bir telefon tutacağı var mı?"
İnternetten araştırmaya başladım…
Sonra kendime uygun bir telefon tutacağı bulup aldım…
Ama bir sorun vardı…
Aldığım tutacak arabama uymadı…
Ben de vazgeçmedim…
Arkasını söktüm…
Kendi arabama göre düzenledim…
Ve arabaya monte ettim…
Şimdi telefonum sürekli önümde duruyor…
Hem kapılarda dolaşıyorum…
Hem de burnumla telefonumu rahatça kullanabiliyorum…
Eskiden telefonla ilgilenmek istediğimde annem beni indirmek zorunda kalıyordu…
Bu hem annem için zordu…
Hem de benim için zordu…
Şimdi ise istediğim zaman telefonumu açıyorum…
İstediğim zaman geziyorum…
İstediğim zaman yazılarımı yazıyorum…
İstediğim zaman dünyayı takip ediyorum…
Yıllardır burnumla telefon kullandığım için artık biraz da ustalık geldi…
Bazen insanlar görünce şaşırıyor…
Ama ben alıştım…
Burnumla yazıyorum…
Burnumla geziyorum…
Burnumla araştırıyorum…
Ve günlük hayatıma devam ediyorum…
Kapının önünde dolaşırken de kendi duyacağım kadar türkü açıyorum…
Kimseyi rahatsız etmiyorum…
Türküler eşliğinde dolaşmak hoşuma gidiyor…
Bazen türkü dinleyerek düşüncelere dalıyorum…
Bazen de sadece etrafı seyrediyorum…
Bugün aynanın karşısına geçtim…
Ve burnumla kendi fotoğrafımı çektim…
O an kendi kendime gülümsedim…
Çünkü bir zamanlar zor görünen şeyleri bugün yapabiliyorum…
Bugün bunu düşünürken şunu fark ettim…
Hayatta bazen bir engel çıkıyor…
Ama biraz düşününce…
Biraz uğraşınca…
Bir çözüm bulunabiliyor…
Ben her zaman şuna inanıyorum…
Osman varken her şeyin bir çaresi vardır…
Yeter ki insan vazgeçmesin…
Yeter ki çözüm aramaktan vazgeçmesin…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün benim için kara bir gün…
Hayatta bazı tarihler vardır…
İnsan unutamaz…
Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin…
Kalbin bir köşesinde yaşamaya devam eder…
Benim için de iki çok kötü gün var…
Birisi 29 Kasım…
Diğeri ise bugün, 6 Haziran…
29 Kasım ve bugün benim için çok kötü…
Bu tarihler geldiğinde içimde bir hüzün oluşuyor…
İster istemez geçmişi düşünüyorum…
Yaşananları hatırlıyorum…
Bugün içimde tarif etmesi zor bir duygu var…
Ne kadar başka şeylerle meşgul olsam da…
Bu tarih aklıma gelince durup düşünüyorum…
Bazen insanın yüzü gülüyor…
Bazen seviniyor…
Ama bazı günler de oluyor ki…
Kalbin sessizleşiyor…
Bugün de öyle bir gün…
Geçmişi düşündüm…
Geçen yılları düşündüm…
Hayatın ne kadar hızlı geçtiğini düşündüm…
İnsan bazı günleri unutuyor…
Ama bazı günler hiç unutulmuyor…
Takvim yaprakları değişse de…
Yıllar geçse de…
O günlerin izi kalıyor…
Bugün benim için böyle bir gün…
Belki çok konuşmadım…
Belki içime attım…
Ama kalbim bugün başka türlü attı…
Yine de şunu biliyorum…
Hayat devam ediyor…
Yarın yeni bir gün doğacak…
Ve insan ne yaşarsa yaşasın…
Yoluna devam etmeyi öğreniyor…
Bugün benim için zor bir gün…
Ama umudumu kaybetmek istemiyorum…
Çünkü her karanlık gecenin ardından…
Mutlaka bir sabah geliyor…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün aklımda sevdiğim bir dizi vardı…
Arka Sokaklar…
Yıllardır izlediğim…
Karakterlerine alıştığım…
Bir dizi…
Bugün sezon finali yaptı…
Açıkçası içimde biraz burukluk oluştu…
Çünkü uzun yıllardır hayatımızın bir parçası olmuştu…
Rıza Baba…
Hüsnü Çoban…
Mesut…
Sanki evimizin misafiri gibiydiler…
Şimdi sezon finali olunca insan ister istemez düşünüyor…
Acaba yeni sezonda devam edecek mi?
Acaba yeniden ekranda görecek miyiz?
Şu an kesin bir şey yok…
Eylül ayında oluşacak şartlara göre belli olacak deniyor…
Ben de bekleyip göreceğim…
İnşallah devam eder…
İnşallah yeniden cuma akşamları ekranlarda olur…
İnşallah Rıza Baba'yı, Hüsnü'yü ve Mesut'u yeniden izleriz…
Çünkü bazı diziler sadece bir dizi değildir…
İnsanın alışkanlığı olur…
Hatırası olur…
Yılların birikimi olur…
Ben 23 yaşındayım…
Ve Arka Sokaklar hayatım boyunca hep vardı…
Bu yüzden bende ayrı bir yeri var…
Bugün içimdeki düşünce buydu…
Bekleyip göreceğiz…
Ama gönlümden geçen belli…
İnşallah Arka Sokaklar devam eder…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün kendi kendime şunu düşündüm…
Hayatta insanın en büyük zenginliği para değil…
Sevdiği insanların yanında olması…
Bir telefon açıp hâlini soran birinin olması…
Bir gün gelip kapını çalan birinin olması…
İnsan gençken bunu çok anlamıyor…
Ama yıllar geçtikçe anlıyor…
Dostluk önemli…
Aile önemli…
Hatırlanmak önemli…
Bugün bunu düşündüm…
Çünkü hayatta bazı şeylerin değeri parayla ölçülmüyor…
Bir güzel söz…
Bir içten gülümseme…
Birlikte geçirilen güzel bir gün…
Bunlar insanın kalbinde yer ediyor…
Bugün içimde böyle düşünceler vardı…
Ve kendi kendime şunu dedim…
Hayat geçiyor…
Önemli olan geride güzel hatıralar bırakabilmek…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine düşündüm…
Hayat gerçekten çok hızlı geçiyor…
Daha dün gibi gelen günler…
Bir bakıyorsun aylar önce kalmış…
Bir bakıyorsun yıllar geçmiş…
İnsan bazen buna şaşırıyor…
Bugün kendi kendime şunu sordum…
Acaba yıllar sonra bugünleri nasıl hatırlayacağım?
Belki bazı şeyleri unutacağım…
Belki de küçük bir hatıra aklımda kalacak…
Ama bildiğim bir şey var…
Bugün de yaşandı…
Bugün de hayatın içinden bir gün geçti…
Bazen çok mutlu oluyoruz…
Bazen üzülüyoruz…
Bazen de sıradan bir gün yaşıyoruz…
Ama her gün hayatımıza bir iz bırakıyor…
Bugün içimden şu geçti…
İnsan yaşadığı her günün kıymetini bilmeli…
Çünkü geçen gün geri gelmiyor…
Ama hatıraları bizimle kalıyor…
Bugün de hatıraların arasındaki yerini aldı…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün dinlediğim bir türkü uzun süre aklımdan çıkmadı…
Bazı türküler vardır…
Dinlersin geçer…
Bazıları ise insanın yüreğine dokunur…
Bugün dinlediğim türkü de öyleydi…
Türküde sevda vardı…
Özlem vardı…
Kırgınlık vardı…
Ama en çok da insanın içinde sakladığı duygular vardı…
Dinlerken düşündüm…
İnsan bazen derdini kimseye anlatamaz…
İçinde taşır…
Sessizce yaşar…
Kimse görmez…
Kimse bilmez…
Ama bir türkü çalar…
Ve sanki insanın içindeki bütün duygular dile gelir…
Bugün türküyle birlikte uzaklara daldım…
Geçen yılları düşündüm…
Yaşadığım günleri düşündüm…
Mutlu olduğum günleri…
Üzüldüğüm günleri…
Ve şunu fark ettim…
Hayat ne kadar değişirse değişsin…
İnsanın kalbine dokunan bazı duygular hiç değişmiyor…
Belki de bu yüzden türküler eskimiyor…
Çünkü onlar sadece bir şarkı değil…
Bir hayat hikâyesi anlatıyor…
Bugün dinlediğim türkü bana bunu hatırlattı…
Ve içimden şu geçti…
Bazen insanı en iyi anlayan şey…
Bir dost değil…
Bir türkü oluyor…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün öyle çok özel bir şey olmadı…
Ama yine de düşündüm…
Hayat aslında böyle geçiyor…
Bazı günler çok hareketli oluyor…
Bazı günler ise sakin geçiyor…
Ama takvim durmuyor…
Saatler durmuyor…
Zaman durmuyor…
Daha dün 31 Mart'ta ilk yazımı yazmıştım…
Bugün Haziran ayına girdik…
İki ay geçmiş…
İnsan gerçekten şaşırıyor…
Bugün kendi kendime şunu dedim…
İyi günler de geçiyor…
Zor günler de geçiyor…
Önemli olan geriye güzel hatıralar bırakabilmek…
Ben de yazdığım bu satırlarla…
Günlerimi hatıra olarak bırakıyorum…
Belki yıllar sonra okuyacağım…
Belki gülümseyeceğim…
Ama şunu biliyorum…
Bugün de yaşandı…
Ve hatıraların arasındaki yerini aldı…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün bir şeyi düşündüm…
Ben bu yazıları yazmaya 31 Mart'ta başladım…
Ve bugün tam 2 ay olmuş…
Zaman gerçekten çok hızlı geçiyor…
Daha dün başlamış gibi geliyor…
İlk günlerde annem bana:
"Osman, her gün ne yazacaksın?" dedi.
Ben de anneme:
"Anne, burası Türkiye…
Her gün yazacak bir konu çıkar."
dedim…
Gerçekten de öyle oldu…
Bir gün havayı yazdım…
Bir gün bayramı yazdım…
Bir gün televizyonu yazdım…
Bir gün sevdiğim dizileri yazdım…
Bir gün de sevdiğim bir türküyü yazdım…
Bir gün de içimde kalan düşünceleri yazdım…
Bazen bir türkü sözü bana sayfalarca yazı yazdırdı…
Bazen dışarıda esen bir rüzgâr bile bir konu oldu…
Bazen bir düğün…
Bazen bir fotoğraf…
Bazen de sevdiğim insanlarla geçirdiğim güzel bir gün…
Her gün başka bir konu çıktı…
Çünkü hayat hiç durmuyor…
Her gün yeni bir olay oluyor…
Her gün yeni bir duygu yaşanıyor…
Bugün dönüp bu 2 aya baktığımda…
Bu yazıların içinde biraz hüzün var…
Biraz mutluluk var…
Biraz özlem var…
Biraz da Osman var…
Çünkü her satırda kendi hayatımdan bir parça bıraktım…
Bugün bunu düşününce mutlu oldum…
İyi ki yazmaya başlamışım…
İyi ki vazgeçmemişim…
Çünkü yazdıkça günlerimi hatırlıyorum…
Yazdıkça hatıralarımı saklıyorum…
Ve yıllar sonra bu satırları okuduğumda…
Belki de bugünleri yeniden yaşayacağım…
Kim bilir…
Belki 10 yıl sonra…
Belki 20 yıl sonra…
Bu yazıları açıp okuduğumda…
"Ne günler yaşamışım" diyeceğim…
Ve bugünleri gülümseyerek hatırlayacağım…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün güzel bir gündü…
Ailemizle birlikte düğüne gittik…
Dayım geldi…
Teyzem geldi…
Dayımın çocukları geldi…
Oktay abi geldi…
Ayşe abla geldi…
Elif abla geldi…
Herkesi bir arada görmek çok güzeldi…
Sohbet ettik…
Güldük…
Güzel vakit geçirdik…
Okan abi de geldi…
Onu görmek beni ayrıca mutlu etti…
Benim için Okan abinin yeri her zaman ayrıdır…
Onu görünce daha da sevindim…
Okan abinin çocuklarıyla da oyun oynadım…
Onlarla vakit geçirmek beni çok mutlu etti…
Çocukların neşesi gerçekten başka oluyor…
İnsan onların mutluluğunu görünce kendisi de mutlu oluyor…
Bugün bol bol fotoğraf çekildik…
Bu güzel anları hatıra olarak saklamak çok hoşuma gitti…
Fotoğraf çektirirken içimden sadece şunu geçirdim…
"İyi ki varsınız..."
Çünkü insanın yanında sevdiği insanlar olunca…
Mutluluğu daha da büyüyor…
Bugün içimde güzel bir huzur vardı…
Çünkü aileyle geçirilen zamanın değeri parayla ölçülmüyor…
Hayatta bazen en güzel anlar…
Sevdiğin insanlarla birlikte olduğun anlardır…
Bugün benim için tam da öyle bir gündü…
Güzel geçti…
Bol bol güldük…
Bol bol fotoğraf çektirdik…
Ve gerçekten çok mutlu oldum…
Bugün eve dönerken içimden şu geçti…
Keşke böyle güzel günler daha sık olsa…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün aklıma çok sevdiğim bir dizi geldi…
Kuzey Yıldızı İlk Aşk…
Final yapalı 5 yıl olmuş…
Ama bazı diziler vardır…
Sadece izlenmez…
İnsanın hayatına dokunur…
İnsanın kalbinde yer eder…
Bugün hikâyesini yeniden düşündüm…
Kuzey ve Yıldız…
Birbirini çok seven iki insan…
Yıldız, Kuzey'i bütün kalbiyle sevmiş…
Ona inanmış…
ona güvenmiş…
geleceğini onunla hayal etmiş…
Ama bazen hayat insanın istediği gibi olmuyor…
Kuzey üniversite için gitmiş…
Ve sonra başka biriyle evlenmiş…
İşte o gün…
Yıldız'ın dünyası değişmiş…
Bir insanın en çok sevdiği kişiden yara alması kolay unutulmuyor…
Yıllar geçmiş…
Mevsimler değişmiş…
Ama Yıldız'ın kalbindeki o kırgınlık gitmemiş…
Tam 20 yıl…
Dile kolay…
20 yıl boyunca o aşkın izini taşımış…
Sonra hayat yeniden dönmüş dolaşmış…
Bu kez Kuzey'in kapısını çalmış…
Eşi onu terk etmiş…
Ve üç kızıyla birlikte memleketi Ordu'ya dönmek zorunda kalmış…
İşte hikâye de burada başlamış…
20 yıl sonra yeniden karşılaşmışlar…
Bir tarafta kırılmış bir kalp…
Bir tarafta yaptığı hataların yükünü taşıyan bir insan…
Bir tarafta özlem…
Bir tarafta pişmanlık…
Bugün bunu düşünürken şunu anladım…
Bazı insanlar hayatımızdan gider…
Ama hatıraları gitmez…
Bazı hikâyeler biter…
Ama etkileri bitmez…
Aradan yıllar geçer…
İnsan değişir…
Ama kalbin bazı köşeleri hep aynı kalır…
Belki de bu yüzden bu diziyi çok sevmiştim…
Çünkü sadece bir aşk hikâyesi değildi…
Sabır vardı…
Özlem vardı…
Pişmanlık vardı…
Affetmek vardı…
Ve yeniden başlayabilmek vardı…
Bugün bir şeyi daha düşündüm…
Yıldız gibi sevmek kolay değil…
20 yıl geçse de sevgisini kalbinde taşımak…
Kırılmasına rağmen sevebilmek…
Kolay bir şey değil…
Allah herkesi karşısına Yıldız gibi vefalı, dürüst ve sevgisini yüreğinde taşıyan insanlar çıkarsın…
Çünkü böyle insanlar artık çok az bulunuyor…
Bugün aklıma gelince eski günler de geldi…
Televizyonun karşısında heyecanla izlediğim akşamlar geldi…
Zaman gerçekten çok hızlı geçmiş…
Tam 5 yıl olmuş…
Ama sanki dün gibi…
Bugün şunu düşündüm…
Bazı diziler final yapar…
Ama insanın içinde bitmez…
Çünkü bazı hikâyeler ekranda değil…
Kalpte yaşamaya devam eder…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün dışarı çıktım…
Hava sakindi… hafif rüzgâr vardı…
Biraz dolaştım… biraz etrafa baktım…
İnsan bazen dışarı çıkınca kafası değişiyor…
Evde düşünceler daha ağır geliyor…
Ama dışarıda… insan biraz nefes alıyor…
Bugün bir şeyi fark ettim…
İnsan her şeye rağmen yaşamaya devam ediyor…
Üzülüyor… yoruluyor… düşünüyor…
Ama yine de sabah olunca uyanıyor…
Belki içinde hâlâ küçücük bir umut olduğu için…
Bugün dışarıdayken içimden şu geçti…
Hayat ne kadar zor olursa olsun… bir gün her şey güzel olabilir…
Belki hemen değil… ama bir gün…
İnsan bazen sadece buna tutunuyor…
Çünkü umut olmazsa… insanın içi tamamen kararıyor…
Bugün bunu düşündüm…
Ve kendi kendime şunu dedim…
“Osman… sabret… belki güzel günler sandığından daha yakındır…”
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün Kurban Bayramı…
Sabah erkenden uyandım…
Dışarıda bayramın sessizliği vardı…
İnsan bayram sabahında ister istemez eski günleri hatırlıyor…
Çocukluğum geldi aklıma…
Bayramlık kıyafetler… misafirler… şekerler… o eski bayram heyecanı…
Eskiden bayramlar daha farklıydı sanki…
İnsanların yüzünde başka bir huzur vardı…
Şimdi herkesin içinde ayrı bir düşünce var…
Hayat pahalı olmuş… geçim zor olmuş… insanlar yorulmuş…
Kurban fiyatları olmuş 30 bin TL…
İnsan duyunca bile düşünüyor…
Çünkü artık yaşamak gerçekten zorlaştı…
Bugün bir şeyi daha fark ettim…
Eskisi gibi ne gelen var… ne giden var…
Bayramlar bile sessizleşmiş…
Eskiden kapılar çalardı… misafir eksik olmazdı…
Şimdi telefon bile az çalıyor…
İnsan bunu görünce ister istemez düşünüyor…
Zaman mı değişti… yoksa insanlar mı…
Ama yine de bugün bayram…
Ve bayramın içinde hâlâ başka bir duygu var…
Birlik duygusu…
Bugün şunu düşündüm…
Bayram sadece et değil… sadece gelenek değil…
Bayram… hatırlamak demek…
Bir mesaj atmak… bir gönül almak… bir insanı mutlu etmek demek…
Çünkü bazen küçük bir ilgi bile… insanın bütün gününü değiştiriyor…
Bugün içimden şunu geçirmek istedim…
İnşallah herkesin bayramı huzurlu geçer…
Kimsenin kalbi kırık olmaz…
Ve insanlar… birbirinin değerini kaybetmeden anlar…
İyi Bayramlar…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Ve yarın Kurban Bayramı…
İnsan bayram yaklaşınca ister istemez düşünüyor…
Eskiden bayramların havası daha farklıydı sanki…
Evlerde telaş olurdu… çocuklar heyecanlanırdı… misafirler gelirdi… insanların içi daha sıcak olurdu…
Bayram sabahı başka olurdu…
Herkes erkenden kalkardı… sokaklarda hareket olurdu… insanların yüzünde ayrı bir huzur olurdu…
Şimdi ise zaman çok değişti…
Hayat çok pahalı oldu…
Kurban fiyatları olmuş 25–30 bin TL…
Bazı yerlerde daha da fazla…
İnsan duyunca şaşırıyor…
Çünkü artık sadece kurban değil… her şey pahalı…
Bir market poşeti dolmuyor… ama para bitiyor…
İnsan çalışıyor… uğraşıyor… ama yine yetişemiyor…
Bugün bunu düşündüm…
Eskiden insanlar bayram yaklaşınca heyecanlanırdı…
Şimdi çoğu insan hesap yapıyor…
“Nasıl alacağız…” “Nasıl geçineceğiz…” “Bu bayram ne yapacağız…”
diye düşünüyor…
Çünkü hayat gerçekten zorlaştı…
Bir ev almak zor… araba almak zor… geçinmek zor…
İnsan bazen sadece yaşamak için mücadele ediyor…
Ama en kötüsü ne biliyor musun…
İnsanların yüzündeki huzurun azalması…
Herkes yorgun… herkes düşünceli…
Kimsenin kafası rahat değil…
Bugün içimde garip bir his vardı…
Bayram geliyor… ama eski bayramların tadı yok gibi…
Yine de insan umut etmek istiyor…
Çünkü bayram sadece para değil…
Birlik demek… hatırlamak demek… kalp almak demek…
Bazen bir ziyaret… bir sarılma… bir güzel söz…
İnsanın içini ısıtmaya yetiyor…
Bugün şunu düşündüm…
İnşallah bir gün insanlar tekrar rahat nefes alır…
Bayramlar yine eski sıcaklığına döner…
Ve kimse geçim derdiyle üzülmez…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün uzun uzun düşündüm…
İnsan neden bu kadar yoruluyor diye…
Sadece beden değil… kafa yoruluyor… kalp yoruluyor…
Sabah uyanıyorsun… telefon… haberler… sosyal medya…
Her yerde başka bir ses…
Kimisi kavga ediyor… kimisi bağırıyor… kimisi birbirini kırıyor…
İnsan bazen sessizlik arıyor…
Bugün bunu hissettim…
Eskiden hayat daha yavaş gibiydi…
İnsanlar daha samimiydi… daha içtendi…
Şimdi herkes bir yere yetişmeye çalışıyor…
Ama kimse gerçekten mutlu görünmüyor…
Bugün kendi kendime şunu dedim…
Belki de insanın en büyük ihtiyacı…
Huzur…
Paradan önce… ünlü olmadan önce… her şeyden önce…
İç huzuru…
Çünkü insanın içi rahat olmayınca… dünyanın en güzel yerinde bile mutlu olamıyor…
Bugün bunu düşündüm…
Ve içimden sadece şu geçti…
Bir gün… her şey daha sakin olur mu…
İnsanlar birbirini kırmadan yaşayabilir mi…
Bilmiyorum…
Ama insan yine de umut etmek istiyor…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün aklıma bir türkü geldi…
Sessizce içimde dönüp durdu…
“Bıraktım aşkı sevdayı… Unutur oldum dünyayı…”
Bu sözleri duyunca bir an sustum…
Çünkü insan bazen gerçekten yoruluyor…
Kalabalıklardan… aynı sözlerden… aynı insanlardan…
Bugün içimde garip bir sessizlik vardı…
Ne konuşmak istedim… ne bir şey anlatmak…
Sadece düşündüm…
Türkü devam etti…
“Issız yerde yaşamayı… Her şeyden çok istiyorum…”
İşte tam da bunu hissettim bugün…
Bazen insan uzaklaşmak istiyor…
Sessiz bir yere gitmek… kafasını dinlemek… kimseyi duymamak istiyor…
Çünkü hayatın gürültüsü çok arttı…
Sürekli tartışma… sürekli kavga… sürekli yorgunluk…
Artık televizyondan yoruldum… sosyal medyadan yoruldum… her şeyden yoruldum…
İnsan nereye baksa bir stres… bir tartışma… bir kötü haber…
İç huzuru kalmıyor bazen…
Türküde dediği gibi…
“Alıp başımı gideyim… Kimsesizler ülkesine… Rüzgarlar beni dinlesin… Dağlar taşlar yeter bana…”
Bugün bu sözler içime dokundu…
Çünkü bazı yorgunlukları… bazı duyguları… insan kimseye anlatamıyor…
Ve bazen gerçekten… sessizlik her şeyden daha iyi geliyor…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün güzel bir gün yaşadım…
Sabah biz kahvaltı yapıyorduk…
O sırada telefon çaldı…
Mehmet Şerif Yıldırım başkanım aradı…
“Osman müsait misin… yanına ziyarete geleceğiz” dedi…
Ben de “Buyurun gelin başkanım” dedim…
Sonra geldiler…
Ankara’dan Muhtarlar Derneği Başkanı da ziyaretime gelmişti…
Gerçekten çok mutlu oldum…
İnsan bazen değer gördüğünü hissedince… içinin nasıl ısındığını anlıyor…
Bugün bunu hissettim…
Sonra telefonu nasıl kullandığımı gördüler…
Burnumla telefonu kullandığımı görünce hepsi şaşırdı…
“Osman… sen bu telefonu nasıl böyle kullanıyorsun?” dediler…
Hepsinin ağzı açık kaldı…
Benim için normal olan şey… başkalarına bazen çok farklı geliyor…
Ama ben hayatıma alıştım…
Ben engelliyim… ama kendimi eksik görmüyorum…
Çünkü insan isterse birçok şeyi başarabiliyor…
Bugün bunu bir kez daha hissettim…
En önemlisi de…
İnsanların bana olan sevgisini ve saygısını görmekti…
Bu gerçekten çok değerliydi…
Başta Mehmet Şerif Yıldırım başkanıma çok teşekkür ederim…
Bugün beni mutlu ettiler… değer verdiler… ziyaretime geldiler…
İyi ki geldiler…
Bazı ziyaretler vardır… insanın sadece evine değil… kalbine de gelir…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine canım sıkıldı…
Bir yanda ülkenin gündemi… bir yanda tartışmalar…
Cumhuriyet Halk Partisi hakkında konuşulanlar…
Bir yandan da Arka Sokaklar final yapıyor haberi…
İnsan bazen üst üste şeyler olunca yoruluyor…
Televizyonu açıyorsun… kavga…
Sosyal medyaya bakıyorsun… gerginlik…
Zaten hayat pahalı… insanların morali bozuk…
Bir de alıştığımız şeyler bitiyor…
Ben 23 yaşındayım…
Neredeyse çocukluğumdan beri Arka Sokaklar vardı…
Rıza Baba… Hüsnü Çoban… Mesut…
İnsan alışıyor…
Sanki hep devam edecek gibi geliyor…
Şimdi o da bitiyor…
Bugün kendi kendime “öf of…” dedim…
Sonra içimden şu geçti…
“Oğlum Osman… bu hayat böyle ne oldu…”
Eskiden her şey daha sakin gibiydi…
İnsanların içi daha rahattı sanki…
Şimdi herkes yorgun… herkes gergin…
Bugün gerçekten insanın canı sıkılıyor…
Neye üzüleceğini bile şaşırıyor insan…
Bugün içimde sadece yorgun bir his vardı…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün Türkiye’de olanları düşündüm…
Televizyonda… sosyal medyada… her yerde aynı konu vardı…
“Mutlak butlan” deniliyor… Cumhuriyet Halk Partisi konuşuluyor…
İnsan bazen ülkenin gündemine bakınca yoruluyor…
Çünkü herkes konuşuyor… herkes tartışıyor…
Ama en çok olan yine millete oluyor…
Bugün bunu düşündüm…
Türkiye zaten zor günlerden geçiyor…
Hayat pahalı… insan yorgun… gelecek kaygısı büyümüş…
Bir de sürekli kavga… gerginlik… siyasi tartışmalar…
İnsan ister istemez sıkılıyor…
Ben daha 23 yaşındayım…
Bazen olan şeyleri anlamaya aklım yetmiyor…
Kim haklı… kim yanlış… insan şaşırıyor…
Televizyon başka konuşuyor… sosyal medya başka konuşuyor…
İnsan neye inanacağını bilemiyor…
Bugün içimden bir soru geçti…
Mustafa Kemal Atatürk bugün olsa… Türkiye’nin böyle olmasını ister miydi…
Bence istemezdi…
Çünkü Atatürk… birlik isteyen bir liderdi…
Çalışan… üreten… birbirine saygı duyan bir ülke hayal etti…
İnsanların kavga etmesini değil… yan yana durmasını istedi…
Bugün bunu düşündüm…
Ve içimden bir şey daha geçti…
Benim artık hiçbir şeyden umudum kalmadı gibi hissediyorum bazen…
Çünkü insan her gün kötü haber görünce yoruluyor…
Sürekli tartışma… sürekli gerginlik… sürekli belirsizlik…
İnsanın içindeki umut bile sessizleşiyor…
Ama yine de insan yaşamaya devam ediyor…
Belki bir gün… her şey daha güzel olur diye…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün gerçekten kötü bir haber aldım…
Yıllardır izlediğim… alıştığım… evin içinden biri gibi gördüğüm Arka Sokaklar final yapıyormuş…
Haberi duyunca bir an sessiz kaldım…
Çünkü bazı diziler sadece dizi olmuyor…
İnsan onlarla büyüyor…
Ben 23 yaşındayım…
Arka Sokaklar ise yaklaşık 20 yıldır var…
Yani neredeyse çocukluğumdan beri hayatımdaydı…
Ben büyüdüm… yıllar geçti… hayat değişti…
Ama cuma akşamı olunca televizyonu açıp Arka Sokaklar izlemek hep aynı kaldı…
İnsan böyle şeylere alışıyor…
Sanki hiç bitmeyecek gibi geliyor…
Bugün bunu düşündüm…
Rıza Baba vardı… Hüsnü Çoban vardı… Mesut vardı...
Yıllardır onları görmek… seslerini duymak… sanki gerçek hayattan insanları görmek gibiydi…
İnsan alışıyor…
Ve alıştığı şey bitince içi buruk oluyor…
Bugün gerçekten çok canım sıkıldı…
Çünkü artık televizyonda doğru düzgün hiçbir şey yok gibi geliyor bana…
Ben zaten en çok Arka Sokaklar’ı izliyordum…
Şimdi o da final yapıyor…
Sanki çocukluğumdan bir parça gidiyormuş gibi hissettim…
Bazı şeylerin hiç bitmemesini istiyor insan…
Hep aynı kalsın istiyor…
Ama hayat öyle değil…
Her şeyin bir sonu var…
Bugün bunu bir kez daha anladım…
Ve içimden sadece şu geçti…
Galiba ben artık televizyon izlemeyeceğim…
Çünkü benim için televizyon demek biraz da Arka Sokaklar demekti…
Ve şimdi o da bitiyor…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün 19 Mayıs…
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı…
Bugün sıradan bir gün değil…
Bugün bir milletin yeniden ayağa kalkmasının başlangıcı…
Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıktığı gün…
Bugün bunu uzun uzun düşündüm…
O zamanlar ülke zor durumdaydı…
İnsanlar yorgundu… umut azalmıştı… her yer karışıktı…
Ama Mustafa Kemal Atatürk vazgeçmedi…
Milletine inandı…
Ve o ilk adımı attı…
İşte bazen bir adım… bir milletin kaderini değiştiriyor…
Bugün gençleri düşündüm…
Atatürk bu ülkenin geleceğini gençlere emanet etti…
Çünkü gençlik demek umut demek… güç demek… yarın demek…
Bir ülkenin geleceği… gençlerin düşüncesinde… ahlakında… ve çalışmasında saklı…
Bugün içimden şunu geçirdim…
Atatürk sadece bir lider değildi…
Bir milletin umuduydu…
Bugün hâlâ adı geçince insanların içi saygıyla doluyorsa… bu boşuna değil…
Çünkü bazı insanlar… aradan yıllar geçse bile unutulmuyor…
Mustafa Kemal Atatürk de böyle bir insan…
Ben de Atatürk’ü kendime örnek alıyorum…
Onun azmini… kararlılığını… ve milletine olan sarsılmaz inancını…
Hayatımın pusulası yapıyorum…
Ben engelliyim…
Ama kendimi engelli görmüyorum…
Çünkü insanı güçlü yapan şey sadece bedeni değil…
İnancı… mücadelesi… ve hayata karşı duruşu…
Bugün bunu düşündüm…
Hayat bazen zor olabilir…
Ama vazgeçmemek gerekiyor…
Tıpkı Atatürk’ün vazgeçmediği gibi…
Bugün bayraklara baktım…
Marşları duydum…
Ve içimde bir gurur hissettim…
Çünkü bu ülke kolay kurulmadı…
Büyük mücadelelerle… fedakârlıklarla… emeklerle kuruldu…
Ve bunu hiçbir zaman unutmamak gerekiyor…
Bugün şunu bir kez daha anladım…
Vatanına sahip çıkmak… geçmişini unutmamak… Atatürk’ü anlamak…
çok önemli…
Ne mutlu Türküm diyene.<
Mustafa Kemal Atatürk
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün 18 Mayıs…
Yarın ise 19 Mayıs…
İnsan böyle günlerde ister istemez durup düşünüyor…
Çünkü 19 Mayıs sıradan bir tarih değil…
Bir milletin yeniden ayağa kalktığı gün…
Bir umudun başladığı gün…
Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıktığı gün…
Bugün uzun uzun bunu düşündüm…
O zamanlar ülke zor durumdaydı…
Yokluk vardı… işgal vardı… umutsuzluk vardı…
Ama Mustafa Kemal Atatürk pes etmedi…
Milletine güvendi…
İnandığı yoldan dönmedi…
Ve Samsun’a attığı o adım… sadece bir yolculuk değildi…
Bir milletin kaderini değiştiren adımdı…
Bugün Atatürk’ü düşündüm…
Nasıl bir cesaret… nasıl bir inanç…
Her şey bu kadar zorken bile mücadeleden vazgeçmemek…
İşte gerçek liderlik buydu…
Sadece savaşı düşünmedi…
Gençleri düşündü… geleceği düşündü… cumhuriyeti düşündü…
Bu yüzden 19 Mayıs’ı gençlere armağan etti…
Çünkü biliyordu…
Bir ülkeyi ayakta tutacak olan şey… gençlikti…
Bugün gençlere bakınca bunu daha iyi anlıyorum…
Hayat değişmiş olabilir… zaman değişmiş olabilir…
Ama Atatürk’ün bıraktığı düşünce hâlâ yaşıyor…
Çünkü bazı insanlar sadece yaşadığı dönemi değil… geleceği de değiştiriyor…
Mustafa Kemal Atatürk de böyle bir liderdi…
Bugün şunu düşündüm…
Eğer bugün özgür yaşıyorsak… kendi bayrağımız altında nefes alıyorsak…
Bunun arkasında büyük bir mücadele var…
Büyük bir emek… büyük bir fedakârlık var…
Ve bunu unutmamak gerekiyor…
19 Mayıs sadece bir bayram değil…
Bir milletin yeniden doğduğu gündür…
Ve ben her zaman Atatürk’ün yolunda olmaya devam edeceğim…
Ne mutlu Türküm diyene.<
Mustafa Kemal Atatürk
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün annem… babam… ve ben birlikte gittik…
Yol boyunca sessizce etrafı izledim…
İnsan bazen ailesi yanında olunca kendini daha farklı hissediyor…
Daha huzurlu… daha güvende…
Bugün bunu düşündüm…
Hayatta her şey değişebilir…
İnsanlar gelir gider… zaman geçer…
Ama anne baba başka…
İnsanın arkasında duran ilk insanlar onlar…
Ben bugün bunu bir kez daha hissettim…
Birlikte giderken içimden şunu geçirdim…
Hayat bazen zor olabilir…
Ama yanında aileni hissedince… insanın içi biraz daha güçlü oluyor…
Ve insan anlıyor…
Bazı şeylerin değeri… yanındayken bilinmeli…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün dışarı çıkmak istedim…
İçimden “Biraz dolaşayım… biraz hava alayım…” geçti…
Hazırlandım… dışarı baktım…
Ama hava yine düzelmemişti…
Rüzgâr çok vardı… hava sertti…
Ben de çıkamadım…
İnsan bazen sadece evden çıkıp biraz nefes almak istiyor…
Sokakları görmek… hava almak… kafasını dağıtmak istiyor…
Ama bazı günler olmuyor…
Bugün biraz buna canım sıkıldı…
Çünkü havalar bir türlü düzelmiyor…
Bir açıyor gibi oluyor… sonra yine kapanıyor…
Rüzgâr geliyor… soğuk geliyor…
İnsan da ister istemez sıkılıyor…
Ben de pencerenin önünde oturup dışarıyı izledim…
Ağaçlar rüzgârda sallanıyordu…
Herkes bir yerlere gidiyordu… hayat devam ediyordu…
Ben ise sessizce düşünüyordum…
Bugün şunu fark ettim…
İnsan bazen dışarı çıkmayı değil… içindeki sıkıntıyı dağıtmayı istiyor…
Biraz ferahlık… biraz huzur… biraz iyi hissetmek…
Aslında aradığı şey bu…
Ve içimden sadece şu geçti…
İnşallah güzel havalar gelir…
Belki hava düzelince… insanın içi de biraz düzelir…
Ve belki…
Bir gün her şey çok güzel olur…
“İyi olan şeyler bazen geç gelir… ama geldiğinde insanın içini ısıtır…”<
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün pazara gittim…
Kalabalık vardı… ses vardı… herkes bir telaşın içindeydi…
Bir yanda meyveciler… bir yanda sebzeciler…
İnsanlar poşetlerle dolaşıyor… fiyat soruyor… geçim derdini düşünüyordu…
Ben de yavaş yavaş dolaştım…
Pazarda beni görenler oldu…
“Osman!” “Osman gelmiş!” “Osman nasılsın?”
dediler…
İnsan bazen böyle anlarda mutlu oluyor…
Hatırlanmak güzel şey…
Birinin seni görünce gülümsemesi… halini sorması… değer vermesi…
İnsanın içini ısıtıyor…
Sonra biraz durup etrafa baktım…
Ve düşündüm…
Hayat aslında pazar gibi…
Kalabalık… gürültülü… ve hızlı…
Herkes bir şeylerin peşinde koşuyor…
Geçim derdi… hayat derdi… zaman derdi…
Bir de her şey çok pahalı olmuş…
İnsan artık bir şey alırken bile uzun uzun düşünüyor…
Eskiden pazar daha başkaydı sanki…
Şimdi herkesin yüzünde biraz yorgunluk var…
Ama yine de insanlar yaşamaya devam ediyor…
Çalışıyor… uğraşıyor… sabrediyor…
Bugün bunu düşündüm…
Hayat zor olabilir…
Ama insan yine de küçük şeylerle ayakta kalıyor…
Bir selamla… bir güzel sözle… bir hatırlanmayla…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün uzun uzun insanı düşündüm…
İnsanoğlu gerçekten garip…
Bugün var… yarın yok…
Ama yine de dünyaya çok bağlanıyor…
Para kazanıyor… mal biriktiriyor… ev alıyor… araba alıyor…
Daha fazlasını istiyor…
Sanki hiç ölmeyecek gibi yaşıyor…
Oysa hayat çok kısa…
İnsan bir sabah var… bir sabah yok…
Bugün bunu düşündüm…
Bazı insanlar para için değişiyor…
Kalbini değiştiriyor… konuşmasını değiştiriyor… eski halini unutuyor…
Ama hayatın sonu değişmiyor…
Zengin de olsan… fakir de olsan…
Bir gün insan ölüp gidiyor…
En sonunda insanın üstüne bir beyaz bez örtülüyor…
Ve bütün dünya burada kalıyor…
Ne banka hesabı geliyor yanında… ne ev… ne araba…
Sadece yaptıkları kalıyor…
İyi bir insan mıydı… kalp kırdı mı… birine iyiliği dokundu mu…
Asıl mesele bu…
Bugün bunu anladım…
Hayat gerçekten çok kısa…
Ve insan bazen bunu çok geç fark ediyor…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün iyi bir gündü…
Her şey çok büyük değişmedi… ama içimde garip bir sakinlik vardı…
Bazen insan buna da “iyi gün” diyor zaten…
Çok şey olmadan da iyi hissedebiliyor…
Bugün etrafa biraz daha dikkatli baktım…
İnsanlar geçti… hayat aktı… zaman ilerledi…
Ama ben biraz durdum…
Kendime baktım…
İçimde bir yük var mı diye…
Belki vardı… ama bugün hafifti…
Bunu fark ettim…
Ve düşündüm…
İnsan her gün çok güçlü olmak zorunda değil…
Bazen sadece “iyi” olmak bile yeter…
Bugün bunu hissettim…
Ne geçmiş çok ağırdı… ne gelecek çok kaygılı…
Sadece bugün vardı…
Ve bugün iyiydi…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün uzun uzun düşündüm…
Bazı günler insanın içine bir türkü düşüyor… ve bütün gün orada kalıyor…
Bugün ben de öyle oldum…
Bir türkü dinledim…
Ozan Özdemir söylüyordu…
“Gül yüzlüymüş… Çok güzelmiş… Gülleri diken bana…”
Bu sözler geldiği an… içimde bir şey durdu sanki…
Çünkü bazı türküler sadece müzik değil… İnsanın yaşadığı duyguların sesi gibi…
Dinlerken düşündüm…
İnsan bazen birini gözünde çok büyütüyor…
Çok değer veriyor… çok anlam yüklüyor…
Ama sonunda… en çok yarayı da oradan alıyor…
Türkü devam etti…
“Bir damlaya hasret olsam… Su vermezsin sen bana…”
İşte bu söz çok düşündürdü beni…
İnsan bazen gerçekten bunu yaşıyor…
İçinde küçücük bir şey bekliyor… bir ilgi… bir güzel söz… bir değer görmek…
Ama olmayınca… içinde sessiz bir kırgınlık oluşuyor…
Bugün bunu düşündüm…
Bazı insanlar dışarıdan güçlü görünür… ama içinde kırılmış bir taraf taşır…
Kimse görmez… kimse bilmez…
Sadece kendi içinde yaşar…
Sonra türkü yine devam etti…
“Bundan sonra güzel söz… Veriyorum yazmam ben sana…”
Bu sözlerde bağırmak yok… öfke yok…
Ama büyük bir kırgınlık var…
İnsan bazen çok konuşuyor… çok anlatıyor… çok uğraşıyor…
Sonra bir gün yoruluyor…
Ve sessizleşiyor…
Bugün bunu düşündüm…
Belki de insanı en çok yoran şey… sevmek değil…
Karşılığını alamamak…
İçinden gelen değeri… aynı şekilde görememek…
Çünkü insan değer verdiği yerden yara alınca… kolay toparlanamıyor…
Türkü bitince bile sözleri içimde kaldı…
Bir süre sessiz oturdum…
Dışarı baktım…
Hava sakindi… rüzgâr hafifti…
Ama insanın içi bazen dışarı gibi olmuyor…
İçinde başka bir hava oluyor…
Bugün biraz öyleydi…
Geçmiş geldi aklıma… eski hisler geldi… eski düşünceler geldi…
İnsan bazı şeyleri unutuyorum sanıyor… ama bir türkü yetiyor…
Her şey geri geliyor…
Bir sözde geliyor… bir havada geliyor… bir sessizlikte geliyor…
Bugün bunu fark ettim…
İnsan bazı şeyleri tamamen unutmuyor…
Sadece derine gömüyor…
Ve bir gün… küçük bir şey onları yeniden çıkarıyor…
Belki bir türkü… belki bir ses… belki bir akşam vakti…
Bugün içimde ağır ama sakin bir düşünce vardı…
Kötü değil… ama insanı susturan bir his…
Ve şunu anladım…
Bazı türküler neden yıllarca unutulmuyor biliyor musun…
Çünkü insan kendi hayatını buluyor içinde…
Kendi kırgınlığını… kendi sessizliğini… kendi geçmişini…
Belki de bu yüzden… bazı sözler kalbin içine işliyor…
Ve insan aradan ne kadar zaman geçerse geçsin… o duyguyu tamamen bırakamıyor…
Bugün bunu düşündüm…
Ve içimden sadece şu geçti…
İnsan bazen bir kişiyi değil… onda hissettiği duyguyu özlüyor…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün fazla konuşmak istemedim…
Bazı günler insanın içi sessiz oluyor…
Ne mutsuz… Ne de tam mutlu…
Sadece düşünüyor…
Ben de bugün öyleydim…
Bir süre dışarıyı izledim…
İnsan etrafa bakınca şunu fark ediyor…
Hayat hiç durmuyor…
Birileri gülüyor… Birileri koşuyor… Birileri bir yerlere yetişmeye çalışıyor…
Ama insan bazen kendi içinde duruyor…
Bugün bunu hissettim…
Eskiden bazı şeylere çok üzülürdüm… Bazı şeyleri kafama çok takardım…
Şimdi bakınca…
Zaman birçok şeyi değiştirmiş…
İnsan aynı insan… Ama içindeki hisler değişiyor…
Bugün kendime şunu sordum…
“İnsan gerçekten büyüyor mu… Yoksa sadece alışıyor mu…”
Belki ikisi de…
Çünkü insan yaşadıkça değişiyor…
Sessizleşiyor… Daha çok düşünüyor… Ve bazı şeyleri içine atmayı öğreniyor…
Ama yine de içinde küçük bir umut kalıyor…
İşte insanı ayakta tutan da belki bu…
Bugün bunu düşündüm…
Ve şunu anladım…
Hayat bazen çok şey alıyor… Ama insana düşünmeyi öğretiyor…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün 10 Mayıs Anneler Günü…
Mother's Day
Bugün biraz farklı bir gün… çünkü kelimeler bile anneleri anlatmaya yetmiyor.
İnsan büyüdükçe şunu daha iyi anlıyor…
Anne demek sadece bir kelime değil…
Bir ömürlük emek demek…
Sabır demek…
Sessiz fedakârlık demek…
İnsanın düştüğünde elinden tutan ilk güç demek…
Benim için anne demek biraz daha başka…
Ben engelliyim… ve annem bana hem el oldu hem ayak oldu…
Hayatımda yürüyemediğim yerlerde o taşıdı beni…
Yapamadığım şeylerde o tamamladı beni…
Engelli birinin annesi olmak bambaşka bir şey…
Onun sabrı, onun emeği, onun yükü anlatılmaz…
Bunu sadece yaşayan bilir…
Bazen kimsenin fark etmediği şeyleri o fark etti…
Bazen ben söylemeden anladı…
Bazen sustuğum yerde bile yanımda oldu…
Bugün etrafa bakınca bunu daha çok hissettim…
Ve bir de şunu düşündüm…
Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım…
O da bir evlat yetiştirdi…
Ama öyle bir evlat ki, bir milleti ayağa kaldırdı…
Demek ki annenin emeği sadece bir çocuğu değil, bazen bir tarihi bile şekillendiriyor…
Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın sabrı ve sevgisi olmasaydı, belki de bugün başka bir hikâye olurdu…
Bu bile anneliğin ne kadar büyük bir güç olduğunu gösteriyor…
Belki herkesin hayatı farklı…
Ama bir şey değişmiyor…
Anne sevgisi her yerde aynı kalıyor…
Bugün içimden sadece şunu söylemek geldi…
İyi ki varsın anne…
İyi ki hayatımdasın…
Ve tüm anneler için…
Emekleri unutulmayan, kıymeti bilinen bir gün olsun…
Çünkü anne sevgisi…
dünyadaki en sessiz ama en güçlü sevgidir.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün biraz sessiz başladım güne…
Dışarıyı dinledim önce…
Rüzgâr vardı hafif… Ama sert değil…
Sanki her şey kendi halinde…
İnsan bazen böyle günlerde daha çok düşünüyor…
Ben de öyle oldum…
Kafamda bir sürü şey geçti…
Geçmiş… bugün… ve yarın…
Hepsi birbirine karıştı biraz…
Sonra aklıma şu geldi…
İnsan aslında en çok kendine yetişemiyor…
Zaman geçiyor… hayat ilerliyor… ama insan bazen aynı yerde kalıyor gibi hissediyor…
Bugün bunu düşündüm…
Ama kötü bir düşünce değildi bu…
Sadece fark etmekti…
Sonra dışarı baktım…
Ağaçlar hâlâ oradaydı… Gölge aynıydı…
Ama ben değişmiştim…
İşte bu garip bir his…
Dün baktığın şey bugün farklı geliyor…
Belki de hayat tam olarak bu…
Aynı dünyaya… farklı bir gözle bakmak…
Bugün kendime şunu dedim…
“Yavaş ol…”
Her şeyi aynı anda çözmek zorunda değilsin…
Bazı şeyler zamanla oturur…
Bazı duygular kendi kendine hafifler…
Ve bazı cevaplar… zaten günün içinde gelir…
Ben de biraz böyle bir gün yaşadım…
Sessiz… ama düşündürücü…
Ve içimde şunu hissettim…
Hayat aslında devam ediyor… sadece bazen biz fark etmiyoruz…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün dışarı çıktım…
Hava güzeldi…
Ağır ağır yaz geliyor…
Hafif rüzgâr vardı…
Gökyüzü sakindi…
Akülü arabamla dolaşırken…
bir an durup etrafa baktım…
Ağaçlar yeşermiş…
Güller açmış…
Doğa değişmiş…
Sessizce…
yavaş yavaş…
İnsan bazen böyle anlarda duruyor…
ve hayatı düşünüyor…
Zaman gerçekten çok hızlı…
Daha dün gibi geliyor bazı şeyler…
Ama günler geçiyor…
İnsan değişiyor…
Bugün dışarıda gezerken…
eski günler geldi aklıma…
Çok mutlu olduğum zamanlar…
Sanki başka bir hayat gibiydi…
Daha huzurlu…
Daha hafif…
Ve gerçekten içten güldüğüm günlerdi…
İnsan bazı anları unutamıyor…
Çünkü bazı duygular…
kalbin içine işliyor…
Bugün bunu yine hissettim…
Rüzgâr yüzüme vururken…
içimde derin bir sessizlik vardı…
Kötü değil…
Ama insanı düşündüren bir his…
Ve şunu anladım…
İnsan bazen bir yeri değil…
Orada hissettiği huzuru özlüyor…
Belki de bu yüzden…
bazı anılar hiç gitmiyor…
Bir türküde geri geliyor…
Bir havada geri geliyor…
Bir akşam sessizliğinde geri geliyor…
Ve insan…
Bir anlığına yine o günlere dönüyor…
“Bazı mutluluklar biter…
Ama bıraktığı huzur insanın içinde yaşamaya devam eder…”
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün uzun uzun düşündüm…
İnsan bazı şeyleri neden unutamaz diye…
Aradan zaman geçer… Günler geçer… Aylar geçer…
Ama bazı anlar… hâlâ dün gibi kalır…
Ben de bir yere gittim…
Ve orada…
Çok mutlu oldum…
Öyle normal bir mutluluk değil…
Gerçekten içime işleyen bir his…
Sanki hayat bir anlığına durmuş gibiydi…
İçimdeki bütün ağırlık gitmişti…
Kafam rahattı… Kalbim rahattı…
İnsan bazen bir yerde… kendini başka hisseder…
İşte ben de öyle oldum…
Sanki başka bir Osman çıkmıştı ortaya…
Daha huzurlu… Daha mutlu… Daha gerçek…
Bugün hâlâ onu düşünüyorum…
Ve kendi kendime soruyorum…
“Ben bunu ne zaman unuturum…”
Belki de hiç unutmam…
Çünkü bazı mutluluklar… normal değildir…
İnsanın içine yerleşir…
Bir türkü aklına gelir… bir havada aklına gelir… bir sessizlikte bile geri döner…
Bugün bunu anladım…
Bazı yerler sadece bir yer değildir…
İnsanın ruhunda iz bırakır…
Ve insan orayı özler…
Aslında bazen yeri değil… oradaki halini özler…
Ben de galiba…
En çok oradaki Osman’ı özlüyorum…
Çünkü orada gerçekten mutluydum…
Gerçekten içten gülüyordum…
Ve insan…
Gerçek mutluluğu bir kere hissedince… onu kolay kolay unutamıyor…
Belki yıllar geçer…
Ama bir tarafı hep orada kalır…
Ve o yer…
benim için çok özel bir yer…
Bugün bunu düşündüm…
Ve şunu anladım…
Bazı anılar silinmez…
Çünkü insanın kalbine yazılır…
“Bazı yerler geçip gitmez…
İnsan birazını orada bırakır…”
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün düşündüm…
Dün 23 yaş oldum…
Mesajlar geldi…
Telefonlar çaldı…
Hatırlayanlar oldu…
Ve insan o an anlıyor…
Yalnız değil…
Dün Şenay kirvem…
doğum günümde gönderdiğin pasta…
Belki küçük bir şey gibi…
Ama benim için çok büyük…
Çünkü içinde emek var…
içinde düşünmek var…
En önemlisi…
İçinde kalpten gelen bir değer var…
O an…
İçimde bir sıcaklık hissettim…
Gerçek bir mutluluk…
Bugün hâlâ o his içimde…
Dün geçti…
Ama bıraktığı duygu kalıyor…
Bugün şunu anladım…
İnsan büyük şeylerle değil…
Böyle küçük ama anlamlı şeylerle mutlu oluyor…
Bir hatırlanma…
bir sürpriz…
bir içtenlik…
İnsanın kalbine dokunuyor…
Bugün içimde bir huzur var…
Çünkü değer gördüğümü hissettim…
Ve bu…
İnsanı gerçekten güçlendiriyor…
Hayat zor olabilir…
Ama böyle anlar…
Her şeye değer…
Bugün bunu düşündüm…
Ve içimden sadece şu geçti…
İyi ki varsınız…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün…
23 yaş oldum! 🎉
Bir yıl daha geçti…
Ama bu sadece bir sayı değil…
Bir yılın hatırası…
bir yılın yaşanmışlığı…
Dün 22 yaş…
11 ay…
Rüya gibi geçen günler…
Çok mutlu olduğum zamanlar…
Ve bugün…
Yeni bir yaş…
yeni bir sayfa…
Bugün şunu anladım…
Hayat geçiyor…
ama insan da güçleniyor…
Her yaş…
insana bir şey katıyor…
Ben de bugün…
Daha güçlü…
daha tecrübeli…
daha bilinçliyim…
Geçmişe baktım…
Ve dedim ki…
“İyi ki yaşadım!”
Çünkü o günler…
beni ben yaptı…
Bugün 23 yaşımdayım…
Ve hâlâ buradayım…
Daha iyisi için…
daha güzeli için…
devam ediyorum!
Ve en önemlisi…
Beni arayan, mesaj atan herkese çok teşekkür ederim! 🙏
İyi ki varsınız…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün uzun uzun düşündüm…
22 yaş…
11 ay…
Ve o zaman…
11 ay boyunca çok çok mutluydum…
Öyle sıradan bir mutluluk değil…
İçten…
derin…
gerçek…
Sanki…
Rüyada gibiydim…
Her şey daha farklıydı…
Günler daha hızlı geçiyordu…
Ama içim doluydu…
Kendimi iyi hissediyordum…
Hayata başka bakıyordum…
Ve en önemlisi…
Ben başka bir Osman olmuştum…
Daha güçlü…
daha umutlu…
daha canlı…
İnsan bazen kendini bile tanıyamaz…
Ama o zaman…
kendimi tanıyordum…
Sonra…
Zaman geçti…
Yavaş yavaş…
Fark etmeden…
O rüya gibi günler…
uzaklaştı…
Bugün buradayım…
Aynı ben…
ama biraz değişmiş…
Biraz susmuş…
biraz düşünmüş…
Ve yarın…
23 yaş oluyorum…
İnsan böyle anlarda duruyor…
Geçmişe bakıyor…
“Gerçek miydi…”
“Yoksa rüya mıydı…”
diye soruyor kendine…
Ama bir şey kesin…
O günler yaşandı…
Ve içimde iz bıraktı…
Bugün bir türkü geldi aklıma…
Kıvırcık Ali
“Yetmiyor mu sevgili demek…
Verdiğim bunca emek…
Canımı feda etmek…
Yoluna serilmesi of…
Felek bile beni anlar oldu…
Bahçamda gülüm soldu…
Dünyada vadem doldu…
Muradım kefen oldu…”
Bu sözler sadece bir türkü değil…
İnsanın içinden geçen bir hayat…
Bazen insan çok şey verir…
Emek verir…
değer verir…
kalbini verir…
Ama her şey istediği gibi olmaz…
Bazen elinden kayar…
bazen içinde kalır…
İşte o zaman…
İnsan susar…
Ama içinde konuşmaya devam eder…
Bugün bunu anladım…
Mutluluk…
Gelir…
gider…
Ama bıraktığı iz…
Silinmez…
İnsan değişir…
Ama tamamen kaybolmaz…
İçinde hep bir parça kalır…
Ve ben biliyorum…
O rüya gibi yaşayan Osman…
Hâlâ içimde…
Belki eskisi gibi değil…
Ama var…
Ve belki…
Bir gün…
Yine o günlere yakın bir his gelir…
Yarın yeni bir yaş…
Yeni bir sayı…
Ama sadece sayı değil…
Bir yılın yükü…
bir yılın hatırası…
Ve bir insanın değişimi…
Bugün şunu anladım…
Hayat bazen alır…
bazen verir…
Ama en sonunda…
İnsan devam eder…
Ve ben de devam ediyorum…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün düşündüm…
Hayat bazen çok hızlı…
bazen de duruyor gibi…
İnsan bir bakıyor…
gün bitmiş…
Ama içinde kalanlar bitmemiş…
Söylenmeyen sözler var…
Yarım kalan duygular var…
İnsan dışarıdan normal…
ama içinde başka bir dünya var…
Bugün şunu anladım…
İnsan en çok kendine susuyor…
Başkalarına değil…
kendine…
İçinde konuşuyor…
ama dışarı çıkarmıyor…
Ve zaman geçtikçe…
Bu sessizlik büyüyor…
Bugün bunu düşündüm…
Belki de en önemli şey…
İçindekini saklamak değil…
anlamak…
Kendini anlamak…
Çünkü insan kendini anlarsa…
dünya da biraz daha anlamlı olur…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün düşündüm…
Dün emekten bahsettik…
Bugün ise insanı düşündüm…
İnsan çok şey istiyor…
Ama aslında ihtiyacı az…
Biraz huzur…
Biraz saygı…
Biraz da değer görmek…
Bugün şunu fark ettim…
İnsan en çok…
anlaşılmak istiyor…
Paradan önce…
başarıdan önce…
“Beni biri anlasın” diyor…
Ama günümüzde…
Herkes konuşuyor…
Ama kimse gerçekten dinlemiyor…
Herkes kendini anlatıyor…
Ama kimse karşısındakini anlamıyor…
İşte sorun burada başlıyor…
Bugün bunu düşündüm…
Belki de en büyük eksik…
Dinlemek…
Gerçekten dinlemek…
Çünkü bazen bir insanı…
bir cümle değil…
Bir dinleyiş kurtarır…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün ayın ilk günü…
1 Mayıs…
1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı
Bugün sıradan bir gün değil…
Bugün emeğin günü…
Alın terinin günü…
Sabah erkenden uyananların…
yorgunluğunu içine atıp çalışanların…
Akşam eve döndüğünde
sessizce dinlenenlerin günü…
Belki kimse görmüyor…
belki kimse fark etmiyor…
Ama hayat onların sayesinde dönüyor…
Bugün bunu düşündüm…
Bir bina yükseliyorsa…
arkasında emek var…
Bir yol yapılıyorsa…
arkasında emek var…
Bir ekmek sofraya geliyorsa…
arkasında emek var…
Aslında her şeyin arkasında…
bir insan var…
Bir çaba var…
bir sabır var…
Ama bazen…
Bu emek unutuluyor…
Değeri bilinmiyor…
İşte en çok bu düşündürüyor insanı…
Bugün sadece kutlamak değil…
Anlamak günü…
Saygı göstermek günü…
Hakkını vermek günü…
Çünkü emek…
En temiz kazançtır…
En gerçek mücadeledir…
Ve Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi:<
“Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar;
önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybederler.”
Bugün bu söz daha da anlamlı…
Çünkü emek olmadan…
gelecek olmaz…
Bugün şunu anladım…
İnsan yaptığı iş ne olursa olsun…
Eğer emeğiyle yapıyorsa…
onurludur…
değerlidir…
Ve saygıyı hak eder…
“Emeğe saygı, insana saygıdır.”
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün ayın son günü…
30 Nisan…
Bir ay daha geçti…
Zaman gerçekten hızlı…
Bugün durdum…
ve düşündüm…
Ben yazmaya başlayalı 1 ay oldu…
Her gün bir şey yazdım…
Her gün içimden geçenleri döktüm…
Bazen mutluydum…
Bazen yorgundum…
Ama yine de yazdım…
Çünkü yazmak bana iyi geldi…
Sanki içimde biriken her şey…
kelimelere dönüştü…
Yazdıkça hafifledim…
Bugün geriye baktım…
Sadece yazı değil…
bir parça ben var içinde…
Düşüncelerim…
duygularım…
yaşadıklarım…
1 ay kısa gibi…
ama benim için anlamlı…
Yarın 1 Mayıs…
Yeni bir ay başlıyor…
Belki yeni umutlar…
yeni düşünceler…
yeni yazılar…
Ama bir şey değişmeyecek…
Ben yazmaya devam edeceğim…
Çünkü yazmak…
beni anlatıyor…
Ve belki…
Bir gün…
Yazdıklarımı biri okur…
ve beni anlar…
İşte o zaman…
Her şey daha anlamlı olur…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün düşündüm…
Hava güzel oldu…
Ağır ağır yaz geldi…
Güneş kendini göstermeye başladı…
Hava yumuşadı…
İnsan içinden bir ferahlık hissediyor…
Ağaçlar yeşermiş…
Güller açmış…
Doğa kendi halinde değişmiş…
Sessizce…
yavaş yavaş…
Kimse fark etmeden…
Ama bakınca anlıyorsun…
Hayat devam ediyor…
İnsan dışarı çıkmak istiyor…
Gezmek istiyor…
Biraz nefes almak istiyor…
Ama içimde bir soru var…
Ne olur…
Her şey böyle güzel olur mu…
Hava gibi insanlar da yumuşar mı…
Kalpler de ısınır mı…
Bugün dışarısı güzel…
Ama herkesin içi de güzel mi…
İşte bunu düşündüm…
Doğa kendini yeniliyor…
Kış gidiyor…
soğuk gidiyor…
Yerine sıcaklık geliyor…
Peki insan…
İnsan da kendini yenileyebiliyor mu…
İçindeki kırgınlığı bırakabiliyor mu…
Sertliği bırakıp…
yumuşayabiliyor mu…
Bugün bunu sorguladım…
Çünkü doğa bunu başarıyor…
Ağaç yeniden yeşeriyor…
Gül yeniden açıyor…
Ama insan bazen aynı kalıyor…
Değişmek zor geliyor…
Affetmek zor geliyor…
İyi olmak bile bazen zor geliyor…
Ama yine de umut var…
Çünkü insan isterse değişir…
İsterse kalbini yumuşatır…
İsterse güzel olur…
Bugün bunu düşündüm…
Belki de en önemli şey…
Doğadan ders almak…
Onun gibi sabretmek…
Onun gibi yenilenmek…
Ve onun gibi…
yeniden başlamak…
Belki bir gün…
Hava gibi…
doğa gibi…
İnsanlar da güzelleşir…
Kalpler de yeşerir…
Ve dünya…
daha yaşanır bir yer olur…
“Belki de en güzel değişim… insanın içinden başlar.”
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün iyi düşündüm…
Her gün zor değil aslında…
İnsan bazen sadece zor olanı görüyor…
iyi olanı kaçırıyor…
Ama bugün öyle değildi…
Bugün içimde bir ferahlık vardı…
Sebebi büyük bir şey değil…
Ama hissi güzeldi…
Bugün şunu anladım…
Mutluluk büyük şeylerde değil…
küçük şeylerde saklı…
Bir selam…
Bir gülümseme…
Bir güzel söz…
İnsanın içini değiştiriyor…
Bazen biri sana iyi davranır…
ve bütün günün değişir…
Bazen küçük bir an…
koca bir günü güzelleştirir…
Bugün biraz durdum…
biraz düşündüm…
Ve etrafıma baktım…
Aslında hayat o kadar da kötü değil…
Sadece bakmayı bilmek gerekiyor…
İnsan iyiye odaklanınca…
içindeki yük de azalıyor…
Bugün bunu hissettim…
Her gün aynı değil…
Bazen zor…
bazen kolay…
Ama iyi olanı görmek…
insanın elinde…
Ve ben bugün iyi olanı gördüm…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine düşündüm…
İnsan bazen dışarıdan bakınca normal görünür…
Ama içinde çok farklı bir dünya vardır…
Kimse görmez…
Kimse bilmez…
Sadece kendi içinde yaşar…
Yorgunluğu bile sessizdir…
Bugün şunu fark ettim…
En büyük yorgunluk bedenin değil…
ruhun yorgunluğudur…
Çünkü beden dinlenir…
Ama düşünceler dinlenmez…
Gece olur…
herkes uyur…
Ama insanın içi uyanıktır…
Düşünür…
sorgular…
susar…
Ve bazen sadece susmak yetmez…
İnsan anlatmak ister…
Ama doğru kelimeyi bulamaz…
Konuşmak ister…
Ama kimse dinlemiyor gibi hisseder…
İşte o zaman sessizlik büyür…
Bugün bunu düşündüm…
İnsan en çok ne ister biliyor musun…
Anlaşılmak…
Sadece dinlenmek değil…
Gerçekten anlaşılmak…
Ama günümüzde bu bile zorlaşmış gibi…
Herkes konuşuyor…
Ama çok az kişi dinliyor…
Herkes haklı olmaya çalışıyor…
Ama kimse anlamaya çalışmıyor…
Bugün bunu fark ettim…
Belki de en önemli şey…
Birini düzeltmek değil…
onu anlamak…
Birini değiştirmek değil…
onu dinlemek…
Çünkü bazen bir insan…
sadece duyulmak ister…
Ve duyulmadığında…
içine kapanır…
Bugün bunu düşündüm…
Belki büyük şeyler değil…
Küçük bir ilgi…
küçük bir söz…
küçük bir anlayış…
çok şeyi değiştirebilir…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine düşündüm…
Engin Nurşani’nin söylediği türkü aklımda dönüp duruyor…
“Bağırıyom duymuyorlar…
Çağırıyom duymuyorlar…”
İnsan bazen gerçekten böyle kalıyor…
Konuşuyor…
Ama sesi bir yere ulaşmıyor…
Anlatıyor…
Ama karşılık bulmuyor…
İçinde bir şey birikiyor…
Ama dışarı çıkmıyor…
Kalabalık var…
Ama anlaşılma yok…
İşte en ağır duygu bu…
Duyulmamak…
Görülmemek…
Anlaşılmamak…
İnsan o zaman kendi içine çekiliyor…
Sessizleşiyor…
Ama içindeki ses hiç susmuyor…
Ve sonra o türkü devam ediyor…
“Gönlüm bir güzeli sevdi…
Onu bana vermiyorlar vay…
Gönlüm bir güzeli sevdi…
Onu bana vermiyorlar vay…”
Bu sözler sadece bir anlatım değil…
Bazen hayatın kendisi…
Çünkü insan ister…
Ama her istediği olmaz…
Bazen elinden bir şey alınır…
Bazen yaklaşır gibi olur…
Ama ulaşılmaz…
Ve insan sadece bakar…
Ne tam sahip olabilir…
Ne de tamamen vazgeçebilir…
İşte o arada kalmak…
insanı yorar…
Ama hayat böyle…
Bugün bunu düşündüm…
Belki de en zor şey…
bir şeyi isteyip de ulaşamamak değil…
Onu anlatamamak…
Duyuramamak…
İçinde taşıyıp…
kimseye anlatamamak…
Ama yine de insan devam eder…
Çünkü hayat durmaz…
Ve insan da duramaz…
Her şeye rağmen yürür…
Bazen sessiz…
Bazen yorgun…
Bazen düşünerek…
Ama yürür…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine düşündüm…
Hayat çok hızlı geçiyor…
Dün vardı…
Bugün yok…
İnsan bazen fark etmiyor…
Ama zaman kimseyi beklemiyor…
Bugün şunu anladım…
En önemli şey…
kırmamak…
Çünkü kalp kırmak kolay…
ama onarmak zor…
İnsan bir sözle üzülür…
bir davranışla değişir…
O yüzden…
İnsan insana iyi gelmeli…
Bugün bunu düşündüm…
Belki küçük bir iyilik…
büyük bir değişim başlatır…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün düşündüm…
Dün çocukları konuştuk…
Geleceği konuştuk…
Bugün ise insanı düşündüm…
İnsan ne oldu…
Eskiden daha samimiydi…
Daha içtendi…
Şimdi herkes bir maske takmış gibi…
Gülüyor…
Ama içi başka…
Konuşuyor…
Ama kalbi başka…
İnsanlar birbirine yakın…
Ama aslında uzak…
Bugün bunu fark ettim…
En büyük eksik…
anlamak…
Birbirimizi dinlemiyoruz…
Sadece konuşuyoruz…
Ama yine de umut var…
Çünkü insan isterse değişir…
Yeter ki…
kalpten olsun…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün çok özel bir gün…
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
Bugün sadece bir bayram değil…
Bir anlam…
Bir tarih…
Bir emanet…
Bugün çocukların günü…
Geleceğin sahipleri…
Yarının umudu…
Bugün onları düşündüm…
Bir çocuğun gülüşü…
dünyayı değiştirir…
Bir çocuğun kalbi…
tertiptir…
temizdir…
Ve sonra…
Mustafa Kemal Atatürk’ü düşündüm…
O zor zamanlarda…
yokluk içinde…
savaşın ortasında…
bir millet ayağa kalktı…
Ama o sadece bugünü düşünmedi…
Yarını düşündü…
Ve o yarını…
çocuklara emanet etti…
Bu çok büyük bir şey…
Bir liderin…
en değerli şeyi…
geleceği çocuklara bırakması…
Bu bir güven…
Bu bir inanç…
Bugün o yüzden çok anlamlı…
Çünkü bu bayram…
dünyada çocuklara armağan edilen en özel günlerden biri…
Bugün çocuklara bakınca…
İnsan hem umutlanıyor…
hem de düşünüyor…
Acaba onları yeterince koruyabiliyor muyuz…
Acaba onları doğru yetiştirebiliyor muyuz…
Çünkü çocuk…
ne görürse onu olur…
Sevgi görürse iyi olur…
Saygı görürse doğru olur…
Ama kötü şeyler görürse değişir…
Bugün bu yüzden önemli…
Sadece kutlamak için değil…
anlamak için…
sorumluluğumuzu hatırlamak için…
çocukların kıymetini bilmek için…
ve onların geleceğini korumak için…
Ben de bugün şunu düşündüm…
Çocuklar gülerse…
bir ülke güler…
Çocuklar mutluysa…
gelecek güçlü olur…
Ama çocuklar üzülürse…
gelecek de karanlık olur…
Bu yüzden…
Çocukları korumak…
onlara değer vermek…
onları doğru yetiştirmek…
en büyük görevdir…
Ve en sonunda şunu söylemek istiyorum…
“Çocuğu koruyan, geleceği korur.”
“Bugün çocuk, yarın vatan.”
Ben Atatürkçüyüm…
Ve bu yolda ilerlemeye devam edeceğim…
Ne mutlu Türküm diyene.
K.Atatürk
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Yarın 23 Nisan…
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
Bugün bunu düşündüm…
Bu bayram sıradan bir gün değil…
Çocuklara verilen büyük bir değer…
Çünkü çocuk demek…
umut demek…
gelecek demek…
temiz kalp demek…
Çocuk gülerse…
evler ışık dolar…
sokaklar canlanır…
hayat güzelleşir…
Ama çocuk üzülürse…
dünya da sessizleşir…
O yüzden en önemli şey…
çocuğu korumak…
çocuğu anlamak…
çocuğu mutlu etmek…
Yarın 23 Nisan…
Ve ben şunu biliyorum…
Bir ülkenin geleceği…
çocukların gülüşünde saklıdır…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün aklıma eski bir anı geldi…
Pandemi yeni çıkmıştı…
Herkes evdeydi…
Ben de içeride çok sıkılmıştım…
Dayanamadım…
Kapıyı açtım…
Akülü arabama bindim…
Bu benim ilk arabamdı…
Benim için çok değerliydi…
Çok özeldi…
İlk defa böyle özgür hissetmiştim…
Yola çıktım…
Yol boyu dolaşıyordum…
Biraz hava aldım…
İçim açıldı…
Ama benim araba sessiz değildi…
Tekerleklerinden ses geliyordu…
“takıt takıt” diye…
Mahalleli o sesi duyunca hemen anlıyordu…
“Aha Osman geliyor!” diyorlardı…
Ben daha görünmeden sesim gidiyordu…
Ben zaten her gün gidip geliyordum…
Yaklaşık 190 metre yol…
Ama ben normal gitmezdim…
Hızlı giderdim…
Bir günde bazen
10–15 kere gidip geliyordum…
Derken bir gün yine dolaşırken…
Polisleri gördüm…
Bir anda panik oldum…
“Beni yakalayıp ceza yazarlar” diye düşündüm…
Hemen bir yer aradım…
Babaannemin damının arkasında
bir yer vardı…
Oraya kaçtım…
Saklandım…
Kalbim hızlı atıyordu…
Polisler gitti…
Ben de hiç beklemeden çıktım…
Bu sefer tam gaz eve doğru…
O kadar hızlı gidiyordum ki…
1 dakika içinde eve vardım…
Kendi kendime dedim ki…
“Uçak olsa bu kadar hızlı gitmez!”
Hem korku vardı…
Hem heyecan…
Ama en önemlisi…
Bu benim ilk arabamdı…
Ve o günler…
Hiç unutulmaz…
Ama şimdi düşününce…
Mahallelinin “Aha Osman geliyor!” dediği o ses…
Ve benim o hızım…
Hâlâ yüzümü güldürüyor…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün düşündüm…
Eskiden çocukluk vardı…
Sokak vardı…
Oyun vardı…
Gerçek hayat vardı…
Şimdi ise tablo çok farklı…
Sosyal medya var…
Dizi var…
Ekran var…
Çocuklar artık sokakta değil…
Ekranın içinde büyüyor…
Ve bu basit bir değişim değil…
Bu bir yön değişimi…
Çünkü çocuk ne görürse onu öğrenir…
Instagram","sosyal medya platformu"], TikTok ve diziler…
Çocuğun dünyasını şekillendiriyor…
Ama burada sorun şu…
Gerçek hayatla ekran dünyası karışıyor…
Ve çocuk hangisi gerçek, bazen ayırt edemiyor…
En tehlikelisi de bu…
Bu durum artık normalmiş gibi görülüyor…
Kimse durup sormuyor…
“Biz ne yapıyoruz?” diye…
Çocuk dışarı çıkmıyor…
Koşmuyor…
Düşmüyor…
Deneyimlemiyor…
Sadece izliyor…
Ve izleyen çocuk…
gerçek hayatı yaşamayı öğrenemeyebilir…
Bugün bunu düşündüm…
Eğer bir nesil ekranın içine hapsolursa…
gerçek hayatla bağ zayıflar…
Ve bu bağ zayıfladığında…
toplumda çok farklı sorunlar ortaya çıkabilir…
okul ortamları da dahil olmak üzere…
Bu yüzden önemli olan şey…
Sadece yasaklamak değil…
doğru yönlendirmek…
ilgi göstermek…
ve çocuğu hayata bağlamak…
Çünkü çocuk ne görürse onu olur…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün düşündüm…
Mustafa Kemal Atatürk ne demiş…
“Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz.…”
Bu sözleri düşündüm…
Ve sonra bugüne baktım…
Şimdi çocuk ne oldu…
Eskisi gibi mi…
Sanki değil…
Çocuklar artık daha erken büyüyor…
Oyun azalmış…
Masumiyet azalmış…
İnsan üzülüyor…
Bir de şunu düşündüm…
Aslında her şey evde başlıyor…
Anne…
Baba…
Çocuğa ne gösterirse…
Çocuk onu öğrenir…
Eğer anne baba derse ki…
“Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan git…”
Çocuk doğruyu öğrenir…
Saygıyı öğrenir…
Sevgiyi öğrenir…
Ve iyi insan olur…
Çünkü çocuk…
Gördüğüyle büyür…
Ben de kendimi düşündüm…
5 Mayıs’ta 23 yaş olacağım…
Ama bazen hissediyorum ki…
Sanki 50 yaşındayım…
Çünkü hayat bana erken öğretti…
Bugün şunu anladım…
İyi bir gelecek istiyorsak…
İyi çocuklar yetiştirmeliyiz…
Bu da…
Anne ve babayla başlar…
Çocuk düzelirse…
Gelecek düzelir…
Gelecek düzelirse…
Türkiye düzelir…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün düşündüm…
Hava kapalı…
Gökyüzü gri…
Soğuk…
Sessiz…
Ama fark ettim ki…
Sadece hava değil…
İnsanlar da kapalı…
İnsan oğlunun içinde
bir karanlık var artık…
Bir yüzü var…
Kimseye göstermediği…
Gülüyor…
Ama içi başka…
Konuşuyor…
Ama kalbi başka…
Tıpkı bugün gibi…
Dışarıdan sakin…
Ama içinde ağırlık…
İnsan değişmiş…
Eskisi gibi değil…
Daha sert…
Daha soğuk…
Merhamet azalmış…
Samimiyet kaybolmuş…
Ve en kötüsü…
İnsan artık bunu normal sanıyor…
Bugün düşündüm…
Hava kapalıysa…
İnsan da kapalı…
Ama yine de…
Her karanlığın bir sonu vardır…
Belki bir gün…
Hem hava…
Hem insan…
Aydınlanır…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine düşündüm…
Kendi adımı düşündüm…
Benim adım Osman Yıldırım…
Bir gün merak ettim…
Google’a yazdım…
“Osman Yıldırım” diye arattım…
Karşıma o kadar çok kişi çıktı ki…
Aynı isim…
Aynı soyisim…
Bir an durdum…
Kendi kendime düşündüm…
“Ben hangisiyim?”
Kalabalık bir isim içinde kaybolmuş gibiydim…
Ama sonra fark ettim…
İnsanları isimleri değil…
yaşadıkları, düşündükleri ve bıraktıkları izler ayırır…
Ben de sıradan olmak istemedim…
Sadece bir isim gibi kalmak istemedim…
O an bir karar verdim…
Kendime ait bir kimlik oluşturdum…
Hekimhanlı Osman Yıldırım 44
Ve o “44” benim için sadece bir sayı değil…
Bir hatırlatma…
Bir bağ…
Bir yön…
Beni geçmişime bağlayan…
Köklerimi unutturmayan bir işaret…
Nereden geldiğimi…
Kim olduğumu…
Ve hangi yolda yürüdüğümü anlatıyor…
Artık sosyal medyada da…
Ve web ortamında da…
kendimi böyle tanıtıyorum…
Hekimhanlı Osman Yıldırım 44
Bu isim bana ait…
Bu yol bana ait…
Ve şunu da fark ettim…
İnsan kendine sahip çıkarsa…
Kim olduğunu kaybetmez…
Kendi yolunu çizer…
Kendi izini bırakır…
Kendi anlamını yaratır…
Ben de bunu yaptım…
Ve sonunda şunu söyledim…
Adım uzun olabilir…
Ama ben sıradan değilim…
Ben kendime aitim…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün Türkiye’yi düşündüm…
Ve artık şunu net görüyorum…
Bir şeyler yolunda değil.
Toplumda ciddi bir kopukluk var…
İnsanlar birbirini dinlemiyor…
Sadece konuşuyor…
Kimse karşısındakini anlamaya çalışmıyor…
Herkes kendi doğrusunu dayatıyor…
Saygı azalmış…
Sabır tükenmiş…
Empati zayıflamış…
En küçük meseleler bile büyüyor…
Basit bir söz bile tartışmaya dönüşüyor…
İnsanlar yan yana ama aslında uzak…
Aynı ortamda ama farklı dünyalarda yaşıyor gibi…
Ve en tehlikelisi şu…
Bu durum normalmiş gibi kabul edilmeye başlanıyor…
Ama bu normal değil…
Bu bir alışma hali…
Bu bir sessiz bozulma…
Toplum yavaş yavaş birbirinden kopuyor…
İnsan insanı anlamayınca…
Güven de kalmaz…
Bağ da kalmaz…
Ama yine de şunu biliyorum…
Bu gidişat değişebilir…
Çünkü sorun sadece dışarıda değil…
İnsanın içinde de başlıyor…
Biraz durmak…
Biraz dinlemek…
Biraz anlamaya çalışmak…
Bunlar değişirse…
Her şey değişebilir…
Ama aksi olursa…
Bu uzaklık daha da büyür…
Ve en sonunda…
Herkes kendi içine kapanır…
“En büyük kayıp, birbirimizi anlamayı bırakmaktır.”
Allah rızası için…
Bize ne oldu…
Bu ülke neden böyle oldu…
Birbirimizi kaybedersek…
Geride ne kalır…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine düşündüm…
Ben hiç çocuk olmadım…
Benim çocukluğum…
Diğer çocuklar gibi değildi…
Oyunlarla değil…
Hastanelerle geçti…
Çok iğne oldum…
Çok ilaç içtim…
Hastane koridorları…
Beklemeler…
Hepsi çocukluğumun bir parçası oldu…
Küçük yaşta…
Sabretmeyi öğrendim…
Bazen korktum…
Bazen canım yandı…
Ama sustum…
İçimde yaşadım…
Diğer çocuklar oyun oynarken…
Ben tedavi oluyordum…
Onlar koşarken…
Ben bekliyordum…
Bu yüzden erken büyüdüm…
Belki çocukluğumu yaşayamadım…
Ama güçlü olmayı öğrendim…
Şimdi büyüdüm…
Ama o günler içimde duruyor…
Hastane deyince hâlâ içim sıkılıyor…
Ama yine de…
Hayata tutunuyorum…
Zor olsa da…
Yaşamaya devam ediyorum…
Çünkü umut…
Hâlâ içimde…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine güzel bir şeyi düşündüm…
Teyzemin görümcesinin iki çocuğu var…
Onlarla aramız çok iyi…
Sadece akraba değiliz…
Aynı kafadayız…
Aynı düşüncedeyiz…
Üçümüz de
Mustafa Kemal Atatürk’ü seven…
Onun yolunu benimseyen…
Onun düşüncelerine değer veren insanlarız…
Bu ortak düşünce…
Bizi birbirimize daha da yakınlaştırıyor…
Aramızdaki bağı daha güçlü yapıyor…
Özkan abim…
Özhan abim…
İkisi de benim için sadece akraba değil…
Gerçekten değer veren insanlar…
Bir gün akülü arabam bozulmuştu…
Evde oturuyordum…
O sırada beni aradılar…
“Osman ne yapıyorsun?” dediler…
Ben de dedim ki…
“Evde uğraşıyorum abi…”
“Niye dışarı çıkmıyorsun, pazara çarşıya gitmiyor musun?” dediler…
Ben de söyledim…
“Arabam bozuldu abi…”
Sonra ne oldu biliyor musun…
Hiç düşünmeden…
Beni düşündüler…
Bana akülü araba aldılar…
Yolladılar…
O an…
Gerçekten çok duygulandım…
Çok mutlu oldum…
Çünkü bu sadece bir yardım değildi…
Bu, beni önemsemekti…
Beni unutmamak demekti…
Bir de ne zaman Hekimhan’a gelseler…
Mutlaka yanıma uğrarlar…
Benimle sohbet etmeden…
Hatırımı sormadan gitmezler…
Bu benim için çok büyük bir şey…
İnsan bazen küçük şeylerle mutlu olur…
Ama aslında o küçük şeyler…
Çok büyük anlam taşır…
Ben de buradan söylemek istiyorum…
İyi ki varsınız…
İyi ki hayatımdasınız…
Özkan abim…
Özhan abim…
Sizi çok seviyorum…
Allah sizden razı olsun…
İyi insan az bulunur…
Ama bulundu mu…
Hayatı güzelleştirir…
Biz Atatürkçüyüz…
Ne mutlu Türküm diyene.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün düşündüm…
Bir çiçek…
Toprağın içinden sessizce çıkar…
Kimse görmeden büyür…
Yavaş yavaş güçlenir…
Güneşi hisseder…
Yağmuru görür…
Rüzgârı tanır…
Bazen zorlanır…
Bazen eğilir…
Ama yine de hayata tutunur…
Sonra bir gün…
Açar…
Renkleri ortaya çıkar…
Güzel olur…
İnsanın içini açar…
Bakanı mutlu eder…
Ama o güzellik…
Sonsuza kadar sürmez…
Bir gün gelir…
Sessizce solar…
Ağır ağır çekilir…
Hiç gürültü yapmadan…
Hiç kimseye yük olmadan…
İşte hayat da böyle…
İnsan da bir çiçek gibidir…
Doğar…
Büyür…
Yaşar…
Sevinir…
Üzülür…
Ve bir gün…
Yolculuğunu tamamlar…
Ama geriye kalan en önemli şey şudur:
Nasıl hatırlandığı…
Ben de bugün bunu düşündüm…
Bir gün ben olmasam bile…
Beni hatırlayanlar beni şöyle bilsin isterim:
“Osman vardı…
Çok akıllıydı…
Hayata rağmen güçlüydü…
Telefonunu bile burnuyla kullanarak kendi yolunu buluyordu…
Ama hiç pes etmiyordu…”
Ve aynı zamanda…
Mustafa Kemal Atatürk’ün fikirlerine bağlı, Atatürkçü bir insandı…
Onun fikirleri ona yol gösteriyordu…
Onun düşünceleri ona güç veriyordu…
İşte benim için en önemli şey bu…
Pes etmemek…
Devam etmek…
Ve iz bırakmak…
Çünkü insan gider…
Ama bıraktığı iz kalır…
Bir çiçek gibi…
Kısa ama güzel…
Kısa ama anlamlı…
Ve kalpte yer eden…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün biraz kendimi düşündüm…
Her gün aynı gibi geçiyor bazen…
Aynı saatler…
Aynı şeyler…
Ama aslında öyle değil…
Her günün içinde küçük farklar var…
Küçük hisler var…
İnsan fark etmese bile…
İçinde bir şeyler değişiyor.
Bazen içim sıkılıyor…
Bazen hiçbir şey yapmak istemiyorum…
Sanki her şey durmuş gibi geliyor…
Ama sonra düşünüyorum…
Hayat böyle…
İyi gün var…
Kötü gün var…
Mutlu an var…
Zor an var…
Engelli olmak zaten zor…
Bunu en iyi ben biliyorum…
Bazen kimse anlamıyor gibi geliyor…
Sanki içimde olanları kimse görmüyor…
Ama yine de susuyorum…
Kendi içimde yaşıyorum…
Yine de devam ediyorum…
Kendi kendime yetmeye çalışıyorum…
Kendi yolumu buluyorum…
Yavaş da olsa ilerliyorum…
Kolay değil…
Gerçekten kolay değil…
Ama imkânsız da değil…
Bazen küçük bir şey bile mutlu ediyor…
Bir söz…
Bir an…
Bir hatırlanmak…
İnsan aslında çok şey istemiyor…
Sadece anlaşılmak istiyor…
Bugün şunu fark ettim:
İnsan ne yaşarsa yaşasın…
İçinde bir güç kalıyor…
Ve o güç…
Onu ayakta tutuyor.
Ben de ayakta duruyorum…
Belki herkes gibi değil…
Belki daha yavaş…
Ama pes etmeden…
Düşe kalka…
Ama devam ederek…
Çünkü biliyorum ki…
Hayat zor olsa da…
Yaşamaya değer.
Ve ben de kendi hayatımı…
Kendi yolumda…
Devam ettiriyorum.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün kendi hayatımı düşündüm…
Bir günüm nasıl geçiyor diye…
Gece saat 02.00’de uyuyorum…
Sabah 09.00’da uyanıyorum…
Kahvaltımı yapıyorum…
Sonra saat 10.00 gibi
ERTV Güne Bakış programını açıyorum…
Saat 12.56’ya kadar izliyorum…
Haberleri takip etmek hoşuma gidiyor…
Haberler bittikten sonra
Kekliğimle ilgileniyorum…
Eskiden 3 tane kekliğim vardı…
Ama 2 tanesi öldü…
Şimdi 1 tane kaldı…
Onunla ilgileniyorum…
Onunla vakit geçiriyorum…
Bana iyi geliyor…
Bazen sıkılıyorum…
O zaman telefonu kullanıyorum…
Hayatımı büyük ölçüde telefonla sürdürüyorum…
Her şeyi kendi imkanlarımla yapıyorum…
Bazen zor oluyor…
Ama yine de devam ediyorum…
Engelli olmak kolay değil…
Bazen insanın gücü yetmiyor…
Bazen yavaşlıyor…
Bazen yoruluyor…
Ama yine de hayat devam ediyor…
Ben de elimden geleni yapıyorum…
Pes etmiyorum…
Kendi yolumu bulmaya çalışıyorum…
Küçük şeylerle bile mutlu olmayı öğreniyorum…
Boş zamanlarımda
TikTok ve Instagram’da videolar paylaşıyorum…
Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleri bana güç veriyor…
İçimi rahatlatıyor…
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir”
Bu söz benim yolumu aydınlatıyor…
Hava güzelse dışarı çıkıyorum…
Akülü arabamla dolaşıyorum…
Temiz hava almak iyi geliyor…
Eve dönünce kulaklığımı takıyorum…
Türkü dinliyorum…
Saatlerce…
Türküler benim için sadece müzik değil…
Sanki bir dost gibi…
Beni anlayan, bana eşlik eden bir şey gibi…
Ve şunu da söylemek istiyorum…
Allah tüm engellilere yardım etsin…
Onlara güç versin…
Dayanma gücü versin…
Çünkü bazen hayat gerçekten zor olabiliyor…
Ama yine de…
İnsan yaşamak için bir sebep buluyor…
İşte benim bir günüm böyle…
Sakin…
Ama güçlü…
Ve bana ait…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün biraz dünyayı düşündüm… İyi insanlar var mı diye düşündüm…
Bazen insan böyle düşünür… Gerçekten iyi insanlar kaldı mı diye…
Sonra aklıma bir anı geldi… Ve içim birden değişti.
2019 yılını hiç unutmuyorum… O gün ben 16 yaşındaydım… Şimdi üzerinden 7 yıl geçti… Ama o gün hâlâ dün gibi aklımda.
O zamanlar dedem vefat etmişti… İçim çok doluydu… Çok üzgündüm… İçimde tarif edemediğim bir boşluk vardı…
O sırada dediler ki… Hülya Kaya buraya gelmiş… ERTV Güne Bakış için yayın yapıyormuş.
İçimden bir istek geldi… Gitmek istedim… Onu görmek istedim…
Ağladım… “Beni oraya götürün” dedim.
Babam beni kırmadı… Beni aldı… Ve oraya gittik.
O anı hiç unutmuyorum…
Kalabalık vardı… Ama benim için sadece o an önemliydi…
Ve o gün tanıştık…
Ama o gün sıradan bir gün değildi… Benim için çok özel bir gündü… Belki de hayatımda bir dönüm noktasıydı.
O gün bugündür… O benim ablam oldu.
Sadece bir tanıdık değil… Gerçekten kalbime dokunan biri oldu.
İyi ki tanışmışız…
Bana çok destek oldu… Beni anladı…
İlk akülü arabamı hediye etmesi benim için çok büyük bir şeydi… Çünkü bu sadece bir hediye değil… Bir değer, bir hatıraydı…
Başka biri olsa belki ilgilenmezdi… Ama o öyle yapmadı.
Allah razı olsun…
İyi ki Hülya ablam var…
23 Eylül 2025’i de hiç unutmuyorum… Onun yanına gittim… Sürpriz yaptım…
Onu görünce içim çok mutlu oldu… O gün benim için çok özeldi…
Bazen insan düşünür… Kim gerçekten yanında diye…
Ve anlar ki… Herkes olmaz… Ama bir kişi gerçekten kalpten olur.
Eğer bir gün ben yazmazsam… “Osmancık bugün yazmadı” diye düşünmesi bile beni mutlu eder…
Çünkü hatırlanmak… Unutulmamak… Bazen insan için en büyük şeydir.
Bugün şunu anladım:
Evet… Bu dünyada hâlâ iyi insanlar var…
Ve ben onlardan biriyle tanıştım…
İyi ki de tanışmışım…
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün biraz ailemi düşündüm… ama bu sefer yanımda olan ve bana destek verenleri düşündüm.
Benim bir dayım var… çok iyi bir insan. Sadece bir dayı değil; hayatımda büyük bir yer tutuyor. Her zaman yanımda oldu, beni dinledi ve yol gösterdi… bazen sessizce, bazen sözleriyle… ama hep destek oldu.
Onun üç çocuğu var… ama biz öyle kuzen gibi değiliz; sanki öz kardeş gibiyiz. Aslında biz… 5 kardeş gibiyiz.
Okan, Oktay ve Elif… üçü de benim için çok değerli. Ama içlerinden biri var ki yeri bende başka: Okan. Benim için sadece kuzen değil; gerçek bir kardeş gibi.
Bir dönem psikolojim bozuldu… içim sıkıldı, zor zamanlar geçirdim… ama bunu anneme, babama anlatmadım; içimde tuttum. Gidip Okan’a anlattım. O dinledi, anladı ve yanımda oldu. Yalnız olmadığımı hissettirdi, içimi biraz olsun hafifletti.
Oktay ve Elif de benim için çok değerli; onlar da hayatımın bir parçası.
Gerçek kardeşlik sadece kan bağı değil; anlamak, yanında olmak ve destek olmaktır.
İyi ki varlar… iyi ki hayatımdalar.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Dün dışarı çıktım…
Dipsiz Göl’e gittim, annem, babam ve kardeşimle birlikteydim. Onlarla olmak güzel hissettirdi; konuşmalar, gülüşmeler… hepsi o anı özel kıldı.
Göl çok güzeldi; su sakin ve berraktı, etraf sessizdi. Doğanın huzuru içimi sarıyordu.
Ağaçlara baktım, kuşlar ötüyordu, rüzgar hafifçe esiyordu. Her şey öylesine doğal ve güzel görünüyordu ki içimde dinginlik hissettim.
Hiçbir şey düşünmeden sadece izledim; gölün kenarında durdum, derin bir nefes aldım ve biraz olsun rahatladım.
Hayat bazen hızlı ve karmaşık gelir. Ama böyle anlar hatırlatıyor ki, sade bir doğa ve sevdiklerinle geçirilen zaman… en güzel şeyler bunlar.
O gün; göl, sessizlik, ailem… hepsi birleşince içim huzurla doldu.
Ve fark ettim ki, bazen sadece "güzel bir an" yeterlidir… mutlu olmak için.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün ailemi uzun uzun düşündüm…
Hayat bazen zor. Engelli olmak kolay değil. Bazen yoruluyorum, bazen içime kapanıyorum, bazen de kimse anlamıyor gibi hissediyorum.
Ama sonra etrafıma bakıyorum ve bir şeyi tekrar hatırlıyorum:
Ben yalnız değilim.
Annem, babam, kardeşim… Hep yanımdalar.
Ben düştüğümde tutuyorlar. Yorulduğumda destek oluyorlar. Sustuklarımı bile anlıyorlar.
Şunu çok iyi anladım: Engelli bir insan için aile sadece aile değildir.
El olur, ayak olur, güç olur.
Yapamadığını tamamlar, eksik kalan yeri doldurur. Hiç şikâyet etmeden, sessizce yanında durur.
Annemin sabrı, babamın gücü, kardeşimin desteği… Hepsi benim hayatımın bir parçası.
Kardeşim bazen bir arkadaş, bazen bir güç… Ama en önemlisi, hep benimle.
Belki herkes görmez, belki herkes anlamaz… Ama ben biliyorum:
Bu destek olmasa, bu kadar güçlü olamazdım.
Bugün içimden bir dua geçti:
Allah tüm engelli ailelerine sabır, güç ve dayanma kuvveti versin.
Çünkü onlar büyük bir yük taşıyor… Ama bunu sevgiyle taşıyor.
Ben de ailem olduğu için her gün şükrediyorum.
Çünkü en büyük şansım… onların yanımda olması.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün kendimi düşündüm…
6 aydır kış vardı… Soğuk, gri, sessiz… Ben de dışarı çıkmıyordum. Evdeydim… alıştım artık.
Dün hava güzeldi… Güneş biraz yüzünü gösterdi… Ben de dışarı çıktım.
Annemle, babamla gittim… Biraz dolaştık… Temiz hava, güneş… Bana iyi geldi.
Ama sonra… Güneş beni çarpmış. Başım ağrıyor… Hasta gibi hissettim.
Engelim olduğu için Dışarı çıkmak kolay değil… Ama bugün gördüm ki Sadece dışarıda olmak, güneşi hissetmek bile değerliymiş.
Kış uzun ve yorucu geldi bana… Evde kalmak kolaydı, Ama ruhum biraz sıkılmıştı…
Şunu anladım: İnsan hareketsiz olsa da Güneş, hava, biraz dışarıda olmak İçinde bir şeyleri değiştiriyor.
Bugün biraz kötüyüm… Ama geçer…
Yarın yine güneşi göreceğim Ve bu bana yetiyor.
Kış bitiyor… Güneş geri geliyor… Ben de yavaş yavaş yeniden kendimi hissetmeye başlayacağım.
Ve bunu bilmek… Bana umut veriyor.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine eski dizileri düşündüm… Ve içimden bir cümle geçti:
“Eskiden gerçekten daha güzeldi…”
Bir süre durdum…
Hiçbir şey yapmadan,
Sadece geçmişi hatırladım.
Aklıma bir sürü dizi geldi:
Geniş Aile
Cennet Mahallesi
Yabancı Damat
Akasya Durağı
Küçük Ağa
Çiçek Taksi
Kertenkele
Sihirli Annem
Selena
Bez Bebek
En İyi Arkadaşım
Çocuklar Duymasın
Kalbim Ege
Yeni Gelin
Kuzey Yıldızı: İlk Aşk
Hepsi bir zamanın parçası…
Hepsi ayrı bir hatıra…
O dizilerde bir sıcaklık vardı.
Zorlama değildi…
Doğaldı…
Samimiydi…
İnsan izlerken gerçekten gülerdi.
Bazen düşünürdü…
Bazen de hiç fark etmeden mutlu olurdu.
O zamanlar izlemek başkaydı…
Ailece izlenirdi,
beklenirdi
ve kıymeti bilinirdi.
Şimdi her şey var…
Ama o eski tat yok.
Bugün şunu anladım:
Aslında sadece dizileri değil,
o günleri özlüyorum.
O anları…
O sade mutluluğu…
Hiçbir şey düşünmeden geçirilen o zamanları…
İnsan büyüyor,
zaman geçiyor…
Ama bazı şeyler kalıyor.
Ben de bugün onları hatırladım.
İçimden sadece şu geçti:
“İyi ki vardı… İyi ki yaşadım…”
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Dün akşam Arka Sokaklar izledim. Sakin bir akşamdı… sadece oturdum ve izledim.
İzlerken fark ettim ki eskiden diziler daha güzeldi; hikâyesi vardı, duygusu vardı… kendimi bulurdum. Şimdi diziler var ama eskisi gibi değil. Ama bir şey değişmedi: hâlâ Arka Sokaklar var.
20 yıldır devam ediyor… ben de 23 yaşındayım, yani diziyi hayatımın büyük kısmında izledim. Çocukluğumdan beri onunla büyüdüm ve hâlâ izliyorum. İnşallah 30 yıl boyunca da devam eder; hayatımın neredeyse yarısı boyunca… belki ben yaşlanınca da ekranda olacak ve ben yine izliyor olacağım.
Dizi bana bir zaman kapsülü gibi geliyor; geçmişimi, bugünümü ve belki geleceğimi bir araya getiriyor. İzlerken içimden şunu söyledim: “Eskiden daha güzeldi…” Ama şimdi de değerli; çünkü bu diziyi izlemek geçmişi hatırlamak, kendimi hatırlamak demek.
Bazen insan hem geçmişi özler hem de bugünde kalır. Ben de öyle yaptım… dün akşam izledim ve 20 yıldır süren, belki 30 yıl sürecek o hikâyeyi kendi hayatımın içinde hissettim.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün durdum…
Sadece nefes aldım.
Ne kadar plan yaparsam yapayım,
Bazen işler istediğim gibi gitmiyor.
Bazen engel oluyor, bazen zaman…
Ama yine de devam ediyorum.
Kaç aydır psikolojim bozuktu…
Şimdi ise yavaş yavaş iyileşiyorum.
Küçük adımlar, küçük mutluluklar…
Bunlar bana yetiyor.
Küçük şeyler yetiyor bana.
Bir gülüş, bir söz, bir an…
Onlar yetiyor, yavaş yavaş huzuru bulmaya.
Engelim varsa da,
Yavaş ilerliyorsam da…
Bu benim yolum.
Ve ben buna hazırım.
Bugün bunu hatırladım:
Her şey hemen düzelmez belki…
Ama her adım bir ilerlemedir.
Her nefes bir kazançtır.
Psikolojim düzelmeye başladı…
Ve bu bana yetiyor.
Bunu görmek, hissetmek…
Yeter ki vazgeçmeyeyim.
Bugün ayakta kaldım…
Ve bu bana yetiyor.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine derin derin düşündüm…
Hayat ne kadar değişmiş, biz ne kadar değişmişiz.
Bir an durdum…
Ve içimden şu söz döküldü:
Oğlum Osman, niye büyüdün sen?
Çocukken çok daha mutluydun…
Çünkü o zamanlar…
Her şey daha sadeydi.
Her şey daha anlamlıydı.
İlk telefonum Nokia 5230…
Elime aldığımda mutlu olurdum.
Ne hızı vardı, ne gösterişi…
Ama kalbimde kocaman bir huzur vardı.
O zamanlar ne Facebook vardı,
Ne Instagram,
Ne WhatsApp,
Ne TikTok…
Sadece SMS vardı.
Ve o SMS’ler bile kalptendi.
Azdı belki… ama özdü.
Zaman yavaştı…
Hayat sakindi…
Bir gün bitmez gibi gelirdi…
Bir gülüş saatler sürerdi.
Şimdi ise…
Her şey çok hızlı…
5G çıktı, internet ışık hızında…
Telefonlar hızlı, zaman hızlı…
Ama insanın içi aynı hızla yoruluyor.
Bir mesaj gelince sevinirdik…
Beklerdik… sabrederdik…
Ve o tek mesaj,
Bazen bütün günümüzü güzelleştirirdi.
Şimdi yüzlerce bildirim geliyor…
Ama hiçbiri eskisi gibi kalbe dokunmuyor.
O günlerde;
Az vardı ama değerliydi…
Yavaş vardı ama anlamlıydı…
Sessizlik vardı… ama huzur doluydu.
Bazen düşünüyorum…
Keşke o günleri geri getirebilsek…
Ama insan büyüyünce…
Her şeyi kafasına takıyor…
Her sözü, her bakışı, her anı…
Kalbine yük ediyor.
Ama ben hâlâ inanıyorum…
İçimizdeki çocuk kaybolmadı…
Sadece sessizleşti.
Belki yapmamız gereken…
O çocuğu tekrar hatırlamak…
Biraz daha az düşünmek…
Biraz daha çok hissetmek…
Çünkü bazen mutluluk…
Geçmişi hatırlamak kadar,
O sadeliği ve huzuru yeniden bulabilmektir.
Bugün biraz yavaşladım…
Biraz sustum…
Biraz da kendimi dinledim…
Ve anladım ki:
En güzel anlar…
En sade olanlardır.
Ve en değerli olan…
Kalbimizdeki o çocuk hâlâ bizimle…
©.2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yeni bir ayın ilk günü… Nisan ayı geldi ve bana her zaman yenilenme, umut ve tazelenme hissi veriyor. Geçmişte yaşadığım zorlukları bir kenara bırakıp, yeni başlangıçlara odaklanmak için güzel bir fırsat.
Hayat, bazen beklenmedik sürprizlerle dolu. İnsan ne kadar plan yaparsa yapsın, bazen işler istediğimiz gibi gitmez. Ama önemli olan, her durumda dimdik ayakta durabilmek ve içimizdeki ışığı kaybetmemek.
Ben bugün kendime, küçük ama anlamlı hedefler koydum:
•Her gün bir şeyler öğrenmek,
•Sevdiğim insanlara daha çok değer vermek,
•Ve en önemlisi, kendi iç huzurumu korumak.
Engeller ne kadar büyük olursa olsun, her birini aşmak mümkün. Her düşüş, yeniden kalkmanın bir parçası ve her karanlık, sonunda aydınlığa çıkar. Bugün Nisan ayının ilk günü… ve ben her yeni güne umutla başlamaya kararlıyım.
Bu ay, kalbimdeki sevgiyi, azmi ve sabrı büyüteceğim. Her gün bir şeyler yazmak, bana sadece huzur vermiyor; aynı zamanda hayata karşı güçlenmemi sağlıyor.
Bugün, kendime ve hayata bir kez daha söz verdim: Ne olursa olsun, yazmaya, paylaşmaya ve ileriye bakmaya devam edeceğim.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım
Bugün yine güne merhaba dedim. Hayat zor ve ağır olabilir; ama ben pes etmeyi bilmem. Engeller ne kadar büyük olursa olsun, içimizdeki ışık yolumuzu aydınlatır.
Küçük mutlulukları keşfetmeyi öğrendim; bir kuşun cıvıltısı, rüzgârın yüzüme dokunuşu, basit anlar… Bu anlar birikir ve kalbimi güçlendirir.
Her gün yazmak benim için bir alışkanlık ve terapi. Düşüncelerimi, hislerimi ve hayallerimi kağıda dökmek içimdeki fırtınayı sakinleştiriyor. Geçmişi değiştiremeyiz ama bugün ve yarın için umutla ilerleyebiliriz.
Bazen yalnız hissediyorum, bazen dünya ağır geliyor… Ama her düşüş, yeniden kalkmanın fırsatıdır. Her engel, sabrın ve azmin sınavı. Ben hazırım; engelleri aşmak ve ışığımı göstermek için.
Bugün kendime söz verdim: Her gün yazacağım, duygularımı paylaşacağım ve asla vazgeçmeyeceğim. Hayat her ne olursa olsun, değerli ve yaşanmaya değer.
© 2026 OSMAN YILDIRIM
#hekimhanlıosmanyıldırım